Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '07

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
778
 

Kadın giysiyi, şeytan da kadını giyer!

Kadın giysiyi, şeytan da kadını giyer!
 

Hayatımız çoğu zaman kendimizin yönettiğini düşünürüz.

Amacımızı belirler, bunu uygun planlar yapar, seçenekleri işaretler ve tercihlerimizi yaparız.

Ancak hiç düşündünüz mü, örneğin üstünüze giydiğiniz gömlek, konulunuzdaki saat, dudağınızdaki ruj, altınızdaki araba, yerleştiğiniz ev birileri tarafından sizin için seçiliyorsa?

Tüm bu hayat ve yaşantı biçim, nesneler ve hatta sanat, bizler için üretiliyor ve sunuluyor. Ancak ya seçici biz değil de onlarsak?...

Geçenlerde izlediğim “Şeytan Marka Giyer” (The Devil Wears Prada) tam da bunu anlatıyor.

Moda dünyasının bizim için ne gibi tercihler yaptığını ve işlerin nasıl yürüdüğünü, üstünüzdeki kazağın kimler ve hangi tasarımcıların yönetiminde ortaya çıktığını anlatan bir film.

Bu tercihleri yaparken insanlara nasıl tarzlar kazandırılacağını düşünen ve kendi benliklerini yok etmek pahasına güce ve paraya tapanları anlatan bir film.

Kendilerini moda yolunda yitirmiş, incecik, topuklu ayakkabıyla gezen, sürekli makyajlı, nerede ne giyileceğini çok iyi bilen ancak o kıyafetlerin için nasıl dolduracaklarını bilmeyen kadınlar ve şaşkın erkeklerin dünyası...

Dünya ticaretinin merkezi konumundaki New York’un, şaşalı moda dünyasının yaşamı. Bu topraklarda bir gün bile sıradanlığa yer yok ve Runway dergisi de sektörde epey söz sahibi. Bu söz sahipliğinin esas sebebi, Miranda Pristley (Merly Streep).

Moda dünyasının bir nevi kraliçesi olan Miranda, herkesçe korkulan, çok çok zor beğenen, beğenmediklerini aşağılayıcı bir dille eleştirmekten geri durmayan bir kadın.

O soğuk kibrinin ve küstah davranışlarının altında, adeta hepimize hükmetme arzusuyla yanmakta.

Bu nedenle kendisine asistan dayanmamakta, onun geleceği haberi alınır alınmaz, işyerindekiler ayakkabından ruja, saçlarından masaların üstündeki dergilere kadar her şeyi düzeltmektedir.

Nedense pek çok kızın seçilmek için can atacağı söylenen bu göreve, son derece sıradan giyimli, modayla ilgilenmeyen, gazeteci olma hayalleri kuran Andy Sachs (Anne Hathaway) alınır.

Miranda gibi bir baş belasıyla dişe diş savaşan Andy, bir yıl dayanırsa istediği dergiye referans vererek gazeteci olabileceğini düşünerek mücadeleye devam etmektedir.

Ancak zamanla kendi de değişmeye, kariyer basamaklarını çıkarken, asıl benliğini merdivenin başında unutmaya başlar. Miranda’ya kızdığı bir gün işlerin başındaki ikinci isim olan Nigel’dan (Stanley Tucci) yardım ister ve hayatının öğüdünü ondan alır: “Oh Andy, ciddi ol lütfen. Sen bir şey yapmıyorsun. Sen sızlanıyorsun. Ne söylememi istiyorsun? Yoksa zavallı mı diyeyim. Miranda seninle uğraşıyor. Bir gerçeği gör artık. O sadece işini yapıyor. Yüzyılın en büyük sanatçılarını bünyesinde barındırıyor. Bu insanların yarattıkları şeyler sanattan da büyük! Büyük işler yapıyorlar. Çünkü içinde bir yaşam sürüyorsun. Ama senin sürmediğin açık. Birileri sürüyor. Bu sadece bir dergi mi sanıyorsun? Bu sadece bir dergi değil, bu umudu aydınlatan bir meşale! Bu koridordan kaç efsane geçtiğini bilmiyorsun ve daha da kötüsü bunu umursamıyorsun. Çünkü bu yer, milyonların çalışmak için can attığı, senin umarsamadığın bir yer. Ve sen neden seni alnından öpmediğimi ve gün sonu ev ödevine neden altın yıldız vermediğimi soruyorsun! Uyan tatlım…”

Bu noktadan sonra işini bırakmak istemediği için, işe uyar.

36 bedenden 34 bedene inmeye, ayakkabılarından saçlarına kadar değişimi yaşamaya, moda dünyasında ve Miranda’nın çevresinde kabul görmeye başlar.

Ancak Miranda’nın bitmek bilmez istekleri, Andy’nin yaşadığı değişimler nedeniyle tüm arkadaşlarından ve bu arada sevgilisinden de uzaklaşır.

Arkadaşlarıyla gecikerek buluştuğu bir gün, Miranda’nın kullanmak istemediği bir sürü kıyafeti hediye eder. Erkek arkadaşı 1900 dolarlık çanta karşısında sorar: “Kadınlar neden bir sürü çanta ister? Bir tane alır ve hepsini içine doldurursun, hepsi bu!”

Masadaki diğer adam konuşur: “Modanın ihtiyaçlarla bir ilgisi yoktur! Aksesuarlar artık bir nevi kişinin kimliğini ortaya koymasına yardımcı oluyor…”

Altı ay boyunca The New York Times listesinde birinci sırada yer alan Lauren Weisberg’in kitabından uyarlanan filmde, Merly Streep “Miranda” rolünde soğuk ve küstah kadını, “Andy” rolündeki Anne Hathaway modadan anlamayan, derken değişim geçiren azimli kızı başarıyla oynuyor.

Film de moda sektörü gibi sponsorlar ve gizli reklamlarla dolu.

Tıpkı hayatımızı yönlendiren kapitalist düzen, emeğin arka plana atılıp markanın öne çıktığı büyük imzalar ve onların başındaki Miranda’lar gibi... Ve herkesi “Miranda kızı” yapmak asıl amaç. Çünkü onların sizin amaçlarıyla en ufak bir ilgileri ve yakınlıkları yoktur.

Her ne kadar inkar edilse de moda, makyaj-bakım ve güzellik sektörü günümüzde milyar dolarlık cirosuyla, başta kadınlar olmak üzere herkesi yönetmeye çalışıyor.

Kadınlara makyajlı, dudaklarında ruj, yanaklarında allık, tırnaklarında ojeyle gezmelerini söylüyorlar. Dergilerden, reklamlar, mankenler aracılığıyla bütün bunlar gözünüze sokuluyor.

Şeytan marka, kadınlar da şeytanı giyinsin istenir...

Güzel olmak “güzeldir” elbette, ama kendinizi nasıl güzel hissettiğiniz daha önemlidir.

Çünkü filmin ve yaşamın sonuna doğru, kendinizi Miranda gibi sadece güçlü göstermeye çalışan ama boşanmak üzere olan, ağlamaklı, zavallı bir kadın gibi görebilirsiniz.

Ve bazen kadınların dünyasının yalnızca kadınlara, erkeklerin dünyasının da yalnızca erkeklere ait olmadığını anlarsınız.

İnsanların kendilerini başkalarına beğendirmeye çalışmasıdır söz konusu olan. Özellikle kadınların kendilerini, erkeklerden önce “öteki kadınlara” güzel göstermeye çalışması, onları ne yazık ki samimiyetsiz ve çirkin kılıyor...

Belli ki kadının giysileri, şeytanın da kadını markalaştırmaya çalıştığı bir çağdayız artık...

Filmin sonunda bir sorun isterseniz: Herkesin benliğinden ve zevklerinden ödün vermeden, “ben kimim ve kendimden, giydiklerimden memnun muyum?”

Nasıl yaşamak istiyorsan öyle yaşayın! Neyi giymek istiyorsan onu giyin!

Çünkü aslolan, gerçek güzel ve güzelliktir!...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 353
Toplam yorum
: 0
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 3625
Kayıt tarihi
: 28.02.07
 
 

"29 Temmuz 1980’de İstanbul’da doğdu. Celal Bayar Üniversitesi, İşletme mezunu. Şiir, deneme, öykü, ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster