Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Ekim '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
1494
 

Kadın hikayeleri-1

Kadın hikayeleri-1
 

Bir Gece Yolculuğu 

Otobüste, ışıklar kapanır kapanmaz uyuya kalmıştı. Birden gözlerini açtı, otobüse bineli henüz bir saat geçmişti, ne zaman uyuya kalmıştı hatırlamadı. Gözlerini, içi onunla dolu dolu açtı, sanki kalbini tıpkı iki eliyle yüzünü avuçları içine almış gibi, kalbine dokunmuş gibi, sanki ellerinin sıcaklığını avuçlarında, sesi nefesi yanında gibi heyecanla uyandı. Sanki kalbi büyümüş kocaman olmuş gibi uyanır uyanmaz onun ismini içinden geçirerek gözlerini açtı. Sesini kıstığı telefonunu açıp baktı, bir cevapsız arama yazıyordu, o aramıştı birkaç saniye önce. Merak ediyordu sevdiği kadını, yolculuğunu. Farklı şehirlerdeydiler, ama şimdi kadın daha da uzaklaşıyordu ondan. İnsanın içi nasıl için için yanar aynı zamanda da buz tutar ve ikisini birden aynı anda nasıl yaşar şaşırıyordu. Ne gece ne de yolculuk bitsin istiyordu. Sabahın soğukluğuna ve varacağı şehre kendini hazır hissetmiyordu, böyle yol boyu gecenin karanlığında gitmek gitmek gitmek istiyordu. Zaten çoktan öğrenmişti hayatta birçok şeyin hazırlıklı olmadan insanın ayaklarının dibine geliverdiğini. 

Birbirlerini tanıyana kadar başkalarını sevmişler, sevilmişlerdi. Ama ikisi de ne böylesi bir sevgiyi, ne böylesi bir aşkı, ne böylesi bir tutkuyu yaşamamışlardı. Bu nasıl anlatılırdı, ne söylense az kalırdı. Ona hissettiklerini yazmak istedi birden, o an, şimdi. Daha öncede çok yazmıştı ama bu sefer bir başka türlü istedi. Eli çantasına uzandı, kalemini buldu çıkardı, her zaman yanında taşıdığı küçük not defteri bu sefer yanında yoktu, kağıt bulabilir miyim diye bakındı, yoktu. Ama yazmalıydı, okuduğu kitabın önünde ve arkasındaki boş sayfalara yazmaya karar verdi. Otobüste, büyük bir sessizlik içinde herkes uyuyordu, yolcu lambasını yakıp karanlıkta kimseyi rahatsız etmek, uyandırmak istemedi, karanlıkta el yordamı yazdı yazdı yazdı. Ama bu kadar yürek dolusu bir aşk hangi kelimelerle anlatılır, hangi cümlelere sığardı. Aslında yaşadığı şimdi karanlıkta yazar gibi yolunu bulmaya, tutunmaya çalışmaktı. Başını gökyüzüne çevirdi, ay dolunaydı, gülümsedi biraz buruk. Ayın ışığı hafifçe üzerine yazdığı kitabın boş sayfalarını aydınlatıyor sanki ona elini uzatıyordu. Sevdiği adamın kokusu geldi burnuna, dudaklarında tenini hissetti. Ağlayacak gibi oldu, oysa daha bugün kendi kendine ve ona söz vermişti üzülmeyeceğine, hiçbir şeyi kendine dert etmeyeceğine dair. Nasıl yapacaksa bunu, insanın günü gününe hatta dakikası dakikasına uyar mıydı. Ama bugün güçlü günündeydi, gönderdi gerisin geriye gözyaşlarını, ağlamayacaktı. Çünkü aynı zamanda kızgındı da sevdiği adama, kızgınlığı üzüntüsünün bir nebze üstündeydi o gün. Neden, neden küçücük zamanlara sığdırmaları gerekiyordu, neden hep yanında olamıyordu. Nedenini çok iyi biliyordu, bir şey beklemiyordu sadece istiyordu, anlıyordu, hak veriyordu aslında çoğu zaman ama kalbi bunu kabullenemiyordu. Aklına laf anlatıyordu da, şu gönlüne meram anlatamıyordu bir türlü. Dokunuyordu olmazların hiçbir zaman olurunun olamayacağı gerçeğini bilmek, büyük bir haksızlık olarak görüyordu, çok büyük haksızlık. Çok gücüne gidiyordu. Adamın, bir kadını memnun edecek her türlü davranışını içinden gelerek, isteyerek, severek yaptığını bilmesine rağmen, işin bu tarafı çok gücüne gidiyordu. İşte o zamanlarda kendini yapayalnız hissediyordu. Bambaşka şeyler duymayı beklerken, küçücük bir laf bile rüzgarlarını dindirmeye yetecekken, bazen sarfedilen birkaç kelam yüzüne bir tokat gibi gerçekleri indiriyor yüreği büklüm büklüm oyuluyordu. Kalbi ince, narin cam bir antika vazo gibi ince ince çatırdıyordu. Bir gün tamamen kırılıp, dağılıp, yok olmaktan korkuyordu. Böyle anlarda adamın söylediği onca güzel sözü, onca anlamlı sözü, doğruluğuna sonuna kadar inandığı, güvendiği bir dolu yazılan, söylenen, yaşananları kadının gözü görmüyor, göremiyor tek bir şeye, sadece tek bir şeye odaklanıyordu. 

Adam kendi gerçek hayatında mutlu, huzurlu, keyifli, boğulmadan yaşamak istiyor, bunu uygulamak için elinden geleni yapıyordu. Hayatında ki her şeyi, her şeye karşı en sevdiğine bile karşı koruyor, kolluyor, sahip çıkıyordu. Kadın ise kendi gerçekliğinde mutsuz, başka bir kadını oynuyordu. Her anını onunla birlikte geçirmek isterken başka bir dünyaya katlanmak zorunda olmaya dayanamıyordu. İşte tam da bu noktada kadın ve erkeğin sevme biçimleri ortaya çıkıyordu. “Anlamıyorsun beni” diyordu adam. Gerçekten bazen hiç anlamıyordu. Adam gerçeklerin dilinden, kadın kalbinin sesinden konuşuyordu. Adam gerçeklerine, kadın hayallerine dört elle sarılmak istiyordu. 

Kadın gecenin karanlığında, her tekerlek dönüşünde ondan daha da uzaklaşırken, adam yatağında uyuyordu. Kim bilir belki de uykusu kaçmış onu düşünüyordu. Dolunay uçsuz bucaksız bozkırı aydınlatırken kulağında müzik en cıvıl cıvıl şarkıları bile hüzünlü bir hale getiriyordu. İçindeki kelebekler en canlı renklerden siyah beyaza ağır çekim uçuşuyordu. Hissettiği her duygunun, her iki uç noktasını aynı anda yaşıyordu. “Nasıl bu kadar sevdik birbirimizi” diyerek onlarda şaşırıyordu. Hem her şeyi bilip hak verip hem kızabiliyordu. Kadın, hem “sensiz nefes alamam, senden haber almadan bir saniye duramam” derken “ayrılalım, en doğrusu bu” diyebiliyordu. İnsanın içi çaresizlikten nasıl alev alev yanar onu tanıyana dek bilmiyordu, ama şimdi bunu dibine kadar yaşayarak öğreniyor, biliyordu. 

Yol boyunca uzaklarda ışıklar belirmeye başlamıştı, kimbilir o ışıklarda ne hayatlar yaşanıyordu. Hayat her kentte başka başka akıyordu. 

Arada bir esnese de uykusu iyice kaçmıştı, hiç durmadan yazıyordu. Karanlıkta sayfalarca yazmasına rağmen nasıl anlatılır bu yangın, ne yazsam olmuyor diye iç geçiriyordu. Hayat ne kadar zordu yoksa “ben mi bu kadar zorlaştırıyorum” diye düşünüyordu. Yani illaki her şeyi böylesine derinlemesine mi yaşamak gerekiyordu. Gerçi bu hayat denen şeyde kadına hep zorlu hep çetrefilli yolları sunmuştu. Olurda bir gün varılacak noktaya geldiğinde ise sevinecek mecali kalmıyordu. Adamda yılların yorgunluğunu, sorumluluğunu omuzlarında taşıyordu. O eski devirlerin, adam gibi adam, geçmişte kalmış o eski adamların ruhunu taşıyordu. 

Kadın başını pencereye dayamış dışarıya bakarken böyle uzun yolculuklarda kendini filmlerdeki kadınlar gibi, hikaye kadınlar gibi hissediyordu. Bir gün önce sevdiği adamla seyrettikleri film geldi aklına ne kadar da onu anlatıyordu, belki de pek çok kadını anlatıyordu. “Sanki baştan sona sen oynadın” dedi adam. İşte kadın bunun için bu adamı çok seviyordu. Hiç kimsenin anlamadığı kadar onu anlıyor, hissediyor, duyuyordu. Hiçbir erkeğin yapamayacağı kadar çok biliyor, seviyor, ruhunu okuyordu. Sevdiği kadın için elinden ne geliyorsa yapıyordu. 

Adam kadına “seni her şeyden çok seviyorum, ama …kader…” diyordu. Hiç kimse kadını böyle en ince ayrıntısına kadar düşünmemiş, hiç kimse kadını bugüne kadar bu biçim sevmemiş, bu biçim sahiplenmemiş, bu biçim güven vermemişti. Kendisi gibiydi sanki. “Sen, ben gibisin ben de sen” demişti bir gün kadın, öyleydi. Bu başka türlü bir şeydi. Hiç kimseyi bu kadar benimsememişti, içine işlememişti. Onu tanıyana kadar yeryüzünde kendini yapayalnız hisseden kadın, içindekilerin karşılığını hiç kimsede ve hiçbir şeyde bulamayan kadın onu tanıdıktan sonra kendini tek değil iki kişi düşünüyordu artık. Ama son zamanlarda anlıyordu ki aslında kendini ne kadar yakın hissedersen hisset, ne kadar ruhumun yarısı, gönlümün aynısı diye düşünürsen düşün kadın ya da erkek aslında herkes yanlızdı. Herkes aşkı da sevgiyi de kendi biçiminde kendi sınırları içinde yaşardı. Ve şimdi de sevdiği adamdan bu kadar uzakta, başka başka hayatlarda o kadar yalnız hissediyordu ki kadın. Her seferinde bir şekilde tutunmaya çalışırken bir tokat gibi yüzüne savrulan gerçekler bir kez daha ne kadar yalnız olduğunu gösteriyordu. Adamın çoğul tamlamaları vardı, kadın ise sadece birinci tekil şahıs. Adam ne kadar sevse de, ne kadar “sen benim en değerlimsin” dese de, ne kadar onun için elinden geleni ardına koymadan birçok şey yapsa da kadın bir başınaydı. İşte şimdi hava aydınlanmak üzere varacağı kente geldiğinde, otobüsten indiğinde de yanında valizi, soğuk bir ekim sabahı tek başınaydı. Bugüne kadar yalnızlığa, her şeyi tek başına yapmaya alışmışken şimdi sevdiği adamdan güç almak istiyordu. Sadece uzaktan değil yakınında da istiyordu. Ama öyle görünüyordu ki insanın gücünü sadece ve sadece kendinden alması gerekiyordu. Yaşanan her tecrübe bunu, ona gösteriyordu. Ve elinde valizi bir başına kendi gerçek hayatına doğru gidiyordu. 

Bu hikayede hiç kimse kötü bir insan değildi ki, bunu her ikisi de biliyordu. Her ikisi de aşklarını içinde büyütüyor, hiçbir yere sığdıramıyordu. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bu kadar derin,gerçek anlatılamaz. sanki beni anlatıyorsunuz okurken beni tanıyorsunuz ve sanki beni yaşadınızda yazdınız gibi bir hisse kapıldım. kelimeler cümleler herşey aynı.. elinize sağlık. mutlaka devamınıda okuyup yorum yapacağım..

çiğtan 
 17.02.2012 18:36
Cevap :
Hayatlar, hikayeler, yaşananlar birbirine benzer ve o birebir benzeyenleri bulduğumuzda da mutlu oluruz paylaşmak, anlaşılmak iyi gelir birazda olsa...teşekkür ediyorum  17.02.2012 20:33
 

yıllar önce yaşadığım bir şeyi sanki oradaymışsın gibi önüme döktün arkadaşım. Biz kadınlar galiba çok aşk filmi izliyoruz ya da doğamız böyle:))

Ayças 
 26.10.2010 19:17
Cevap :
:)))) doğamız böyle Ayçacım...ne yapalım yapacak birşey yok..:)) öpüyorum  26.10.2010 20:59
 

Anlaşılmaz varlıklarız galiba birazcıkk:) içimizdeki, elimizdeki dolup taşar nereye ne koyacağımızı bilemez hale geliriz. Evet, bu hikayede "kötü" taraf yok. karşılanamayan istekler var, devamı da gelecek gibi gibi... eline sağlık Ümitcim, sevgilerimle.

Yağmur zamanı 
 25.10.2010 17:55
Cevap :
:) birazcık öyleyiz Semacım...bu hikayede istenilenlerin olamazlığı, çaresizliği var..devamı düşünüyorum, ama bakalım...kadın hikayeleri, kadınların hikayeleri bitmez..teşekkür ederim, sevgilerimle...  25.10.2010 23:49
 

Ümit hanım; harika bir hikaye..devam etmeli bu öykü..sonu nasıl biterse bitsin..hatta mümkünse bitmesin..:).Altı çizilmeye değer cümlelerle dolu hüzünlü ve değerli ve güzel insan hikayesi..tekrar tekrar okuyası geliyor insanın..emeğinize,yüreğinize sağlık,selamlar.

cinford 
 25.10.2010 15:41
Cevap :
:) çok teşekkür ederim Ali bey, değerli ve güzel öyküler, hikayeler bitmemeli elbet...sevgi ve selamlarımla..  25.10.2010 16:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 83
Toplam yorum
: 417
Toplam mesaj
: 39
Ort. okunma sayısı
: 812
Kayıt tarihi
: 03.10.08
 
 

Yaş olarak 35 dolaylarında, bir arkeoloğum. Çoğu zaman eksileri artılarından fazla da olsa mesleğ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster