Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Aralık '13

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
1049
 

Kadın niye siyasete girmeli?

Kadın niye siyasete girmeli?
 

Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın milletvekilleri.


Ben herhangi bir siyasi partiye üye değilim. Olmayı da düşünmüyorum. Gözlemlerim ve deneyimlerime göre; siyasette koltuk, mevki hırsı, çıkar kavgaları, hem partiye hem de partililere zarar veriyor. Para ve ün için değil; insanlara bilgi ve haber verip, haksızlıkların karşısında durabilmek, aslında topluma hizmet edebilmek için gazetecilik mesleğini seçmiş biri olarak, "iyi niyet"li, dürüst, ilkeli, "temiz", nitelikli siyasileri – hele kadınlarsa – sonuna dek desteklerim.

Geçen haftasonu Milas Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kadın Kollarının geleneksel keşkek günündeydim. Bafa Belediye Başkanı Zühra Dönmez'le zaten daha önce tanışmıştık. CHP Kadın Kolları Genel Başkanı "Engel tanımayan engelli" Bedriye Gürkan'ı yakından izlerken, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz'ı dinlerken, içimden siyasetteki kadın böyle olmalı diye düşündüm. Yani, kendiyle ve yaşamla barışık, giyimi ve tavırlarıyla örnek, cesur, dürüst, güçlü, ilkeli, alçakgönüllü, sevecen, çalışkan...

Kadının siyasette de kendini kullandırtmayacak. Örneğin; türban takmanın bir hak ve özgürlük mü, yoksa kadına yönelik olumsuz bir ayrımcılık mı olduğunu bilecek. Türban takmaya bir hak gözüyle baksa bile, kadının yüzyıllardır hallolmayan birincil sorunlarının yanında bunun öncelikli ve önemli olmadığının ayırdına varacak hiç değilse... Katkı koymanın, etkin olmanın yolunun kermes, gün düzenleyip, partiye gelir sağlamaktan ibaret olmadığını bilecek. Güneydoğulu bir kadın milletvekili, Kürtçülük ya da Abdullah Öcalan'ın serbest bırakılması için değil, "töre cinayetleri, küçük yaşta evlilik, berdel, işsizlik, cahillik" son bulsun diye savaşacak... Kapalı toplumlarda bir kadın için siyasi partiye üye olmak, "sosyalleşme"nin, giyinip, süslenip, püslenip evden dışarı çıkmanın bir yolu olsa da, asıl amacın bu olmadığının bilincini ve sorumluluğunu taşıyacak. Siyasette de "Başarılı erkeğin arkasındaki" kadın olmaktan çıkmalı, erkekle eşit, yan yana, omuz omuza yer alabilmeli, üstün nitelikleriyle erkeğin önüne geçebilmeli. Bedriye Gürkan'ın dediği gibi "Tarlada izi olan kadının, hasatta da sözü olmalı".

"Vatana Millete Hizmet"

Tabii ana amaç "Vatana, Millete hizmet"tir. Ama, kadın siyasetçiler, hemcinslerinin sorunlarına hakim olduklarından bu konuda toplumsal farkındalığı arttırarak, sorunların çözümü ve olumsuz koşulların iyileştirilmesi yönünde fazladan çaba harcamalı, daha çok kadının siyasete girmesini, aday olmasını, seçilmesini özendirmeliler. Salt hemcinslerine değil, erkek milletvekillerine de örnek olmalılar; gerektiğinde de örnek almalılar. Doğum ve ölüm yıldönümleri nedeniyle geçtiğimiz günlerde andığımız İstiklal Marşı şairimiz (milletvekili aylığı 8 altınken, İstiklal Marşı için hakettiği 5 yüz altın ödülü almayan) Mehmet Akif Ersoy, gibi ilkeli, tok gözlü, dürüst siyaset yapmalılar. Yüksek maaş ve kıyak emeklilik garantisi nedeniyle bir meslek seçer gibi milletvekili olmayı hedeflememeliler. Ama, belediye başkanı, milletvekili, bakan, başbakan ve cumhurbaşkanı olmayı da hedeflemeliler.

Siyasi partilerde kadın kotasının yüzde 30-40'lara çıkması yeterli değil. Çünkü, erkek egemen toplumda her alanda kadına köstek olacak koşullar sürüyor. Türk kadını başta siyasi haklarına kavuşma tarihi olmak üzere, hukuk, tıp, mühendislik gibi bazı meslek dallarındaki oranlar açısından pek çok Avrupa ülkesinin önüne geçmesine karşın, hala siyaset yapacak parasal olanaklara, özgürlüğe ulaşmakta güçlük çekiyor. Evet, Bedriye Gürkan'ın vurguladığı gibi "Cumhuriyet Devrimleri Feminist devrimlerdi", ama Dilek Akagün Yılmaz'ın belirttiği gibi de; "Atatürk döneminde başlayan Aydınlanma Devrimi, ne yazık ki tamamlanamadı". Demokrat Parti döneminde başlayan geriye gidiş, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) zamanında hızlandı.

(Burada büyük bir parantez açma gereksinimi duyuyorum. Kadın ve erkeğin yan yana gelmesine ilişkin olumsuz kullanılan "ateş ve barut" benzetmesinden yola çıkarak, Toplumbilim ve Sosyal Psikoloji uzmanlarının görüşlerinden esinlenerek, kadın ile erkeğin bir arada olması neyi kıvılcımlandırır yazayım: Evde, okulda, çalışma ortamlarında, toplumsal yaşamda ve siyasette kadınla erkeğin bir arada olması, her iki cinsin de görünümünü, tavırlarını, ruh sağlığını olumlu yönde etkiler. Aslında kadın ve erkeği birbirinden ayırmaya, izole etmeye çalışmak toplumsal ve ahlaksal bozulmalara neden olur. Örneğin, eşcinsellik, cinsel sapmalar görülebilir, artabilir. Eşitliksiz ve insancıllıktan uzak kafa ve toplum yapısı körüklenir...)

Şimdi böyle diyorum ya; belki bundan 5 – 10 yıl sonra kendimde siyasete atılacak gücü, cesareti, yetkinliği bulursam, bu yönde başkalarından istek ve destek alırsam, gerçekten başarılı ve yararlı olacağıma inanırsam, neden olmasın?...


 

Gülçin ERŞEN – 17 Aralık 2013 / Güllük

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 101
Toplam mesaj
: 12
Ort. okunma sayısı
: 812
Kayıt tarihi
: 06.07.11
 
 

Ankara Üniversitesi Basın Yayın Yüksekokulu (İletişim Fakültesi) Radyo ve Televizyon Bölümü mezun..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster