Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

20 Eylül '14

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
831
 

Kadın olmak gerçeği (Anne, eş, bilim insanı ve birey olarak)

Kadın olmak gerçeği (Anne, eş, bilim insanı ve birey olarak)
 

"Kadınlar ve erkekler arasında, insani açıdan fark yoktur, olmasını isteyenler vardır’’.

Bugün biraz kendi yaşadıklarımdan, biraz bilimsel verilerden ve biraz da sosyolojik gözlemlerimden yola çıkarak, ‘’kadın olmak gerçeğinden’’ bahsetmek istiyorum.

Bu yazının bilimsel tavsiye amacına yönelik olmadığını, sadece yaşanmışlıklarımı ve düşüncelerimi paylaşmak amaçlı kaleme aldığımı da en baştan belirtmek istiyorum.

MİTOLOJİDE KADIN

Yunan Mitolojisinde Kadın:

Yunan mitolojisinde, ilk kadın ismi "Tanrının armağanı" anlamına gelen Pandora'dır.

Mitolojiye göre Zeus, kendinden ateşi çalıp insanlara veren Prometheus'un kardeşi

Epimetheus'a, ceza olarak balçıktan yapılmış tanrısal güzellik ve zekaya sahip Pandora'yı eş olarak gönderir.

Zeus, düğün hediyesi olarak da, Pandora'ya topraktan yapılmış, içi kötülükle dolu bir çömlek hediye eder ve bu çömleği kesinlikle açmamasını söyler. Bir süre sonra merakına yenilen Pandora, çömleği açar ve içinden kötülüklerin dünyaya yayılmaya başladığını anladığı anda da çömleğin ağzını hızla kapatır ki bu, kötülüklerin dünyaya yayılmadığına dair olan umudu simgeler.

HİNT MİTOLOJİSİNDE KADIN:

Doğu mitolojisi kadına daima daha ılımlı yaklaşır.

Kadının Yaradılışı:

Tanrı; toprağın doğurganlığını, ceylanın buğulu bakışını, sisin nemini aldı. Rüzgârın kararsızlığını, tavşanın ürkekliğini, gökyüzünün sonsuzluğunu buna ekledi.

Üzerine kıymetli taşların sertliğini, balın tadını, kaplanın yırtıcılığını, ateşin yakıcılığını, kumrunun sevgisini ve bahar çiçeklerinin güzelliğini katıp kadını yarattı.

Yarattığı kadını, armağan olarak erkeğe verdi.

Erkeğin Yaradılışı:

Tanrı kaplumbağanın yavaşlığını, boğanın öfkesini, fırtına bulutlarının kasvetini, tilkinin kurnazlığını, boranın dehşetini aldı.

Kışın ayazını, sülüğün yapışkanlığını, kedinin nankörlüğünü, hindinin kabarışını, bukalemunun şıpsevdiliğini, sivrisineğin vızıltısını, kaktüsün dikenlerini karıştırdı ve erkeği yarattı.

Yarattığı erkeği, kadına ceza olarak verdi.

Dini kitaplarda, Âdem’in kaburgasından Hava'nın yaratıldığı anlatılır.

Eski Türklerde kadının toplumda etkin ve saygın bir yeri vardır.

Cumhuriyet tarihinde ise kadınlara birçok batı ülkesinden önce yasal hakları verilmiştir.

Ancak hâlâ kadınların temel hak ve özgürlüklerini kullanmak noktasında yaşadıkları bazı sıkıntılar vardır.

Günümüzde kadın olmak, farklı ülkelerde ve hatta aynı ülkenin değişik kesimlerinde bile farklı anlamlar taşısa da, genellikle erkeklerden daha farklı ve daha düşük bir hayat standardında yaşamak anlamına gelmektedir.

Genel olarak kadınlar; sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan erkeklerden daha kötü koşullarda yaşamaktadırlar.

Kadınların % 50'si, hayatı boyunca en az bir kez, erkeğin fiziksel veya cinsel şiddetine maruz kalmaktadır.

Okuma yazma oranı bakımından düşük, gelirler ve üstlerine kayıtlı gayrimenkuller bakımından fakir, yaptıkları işler açısından yöneticilikten uzak kadınlar, en çok da birey olmanın savaşı vermektedir.

Cinsiyet farkına dayalı ayrımcılık konusu, çok eski bir konu olup her yönüyle ortaya konulmadan sağlıklı sonuçlara ulaşmak ve çözüm bulmak mümkün değildir.

Öte yandan; kadın ve erkek arasındaki fizyolojik ve duygusal farkları tüm yönleriyle tanımlamadan, aynı ya da farklı olduklarını körü körüne savunmak da, kadınları acıtmaktan öte bir anlam taşımamaktadır.

Erkek kendi norm efsanesinin devamını istemekte ve kazanılmış bir hak gibi gördüğü konumunun sürebilmesi için, eşitliğe destek verir gibi görünüp, kadınların biyolojik farklılıklarını görmezden gelmektedir.

ERKEKLER VE KADINLAR ARASINDAKİ, FİZYOLOJİK FARKLAR

Erkekler ve kadınlar arasında fizyolojik olarak bazı farklar vardır.

Bu farklılıklardan sadece birkaçını sayacak olursak:

Bilimsel olarak bir kadını benzersiz kılan, onun kromozom desenidir diyebiliriz.

İki farklı tip kromozom taşıyan erkeklerden farklı olarak, kadınlar tek tip kromozom taşırlar ve bu onları genetik geçişli hastalıklara yakalanmama konusunda daha avantajlı yapar.

Erkeklerin, bazal metabolizması( tam dinlenme halinde vücudun harcadığı enerji), kadınlardan 3 kat daha hızlıdır.

Kadınlarla erkekler arasında çok temel üç fizyolojik fonksiyon farkı vardır;

Menstruasyon, gebelik, laktasyon. Bu fonksiyonlar erkekte yoktur.

Bu mekanizmaların her biri, önemli ölçüde davranış ve duyguları etkilemektedir. Kadın hormonal desen açısından erkekten daha karmaşık ve çeşitlidir.

Hormon üreten bezler de, iki cinste farklı çalışır.

Örneğin; kadınların tiroid bezleri daha büyük ve etkin olduğundan; bu onlara soğuk direnci sağlamanın yanı sıra, pürüzsüz bir cilt, nispeten tüysüz beden ve kişisel güzellik açısından önemli bir avantaj olan deri altındaki ince bir yağ tabakası sağlar.

Kadınlar bu daha çeşitli ve değişken hormon profilleri nedeniyle; gülme/ağlamaya daha duyarlı ve daima erkeklerden daha duygusaldırlar.

Bir diğer önemli metabolik fark; kadınların kanında daha fazla su olması ve yüzde 20 daha az kırmızı kan hücresi(alyuvar), içermesidir.

Kırmızı kan hücreleri vücudun oksijen taşıyan hücreleri olduğundan, kadınlar daha çabuk yorulurlar.

ERKEKLER VE KADINLAR ARASINDAKİ DUYGUSAL FARKLAR

Erkekler ve kadınlar arasındaki duygusal farklar, kültürel etkilerden mi yoksa genetik faktörlerden mi kaynaklanır?

Hiç şüphe yok ki genetik olarak da, eril ve dişil özelliklere bağlı olan bazı farklar vardır, ama bu farklar kültürel olgulara bağlı olarak da uyarılmaktadır.

Bir cinsiyeti bütünüyle anlamak için; genetik, fizyoloji ve doğuştan gelen mizaç etkilerini önemsememek mümkün değildir.

Altmışlı ve yetmişli yıllarda radikal feministler erkek ve kadının, çocuk doğurma yeteneği dışında aynı fizyolojiye sahip olduğu fikrini savunmaya çalışmışsa da bu doğru da değildir.

Fakat bu farklılıkların varlığını kabul etmek de, kadının daha değersiz olduğu anlamına da gelmemektedir.

Kadınların üreme kapasitesinin sağlıklı bir şekilde sürdürülebilmesi, toplumların sürekliliği açısından çok önemlidir ve onun güvenliği daha büyük ihtiyaçları gerektirir.

Bireysel durumlara göre değişiklik göstermesine rağmen bir erkek ve kadın arasında, günlük hayat içinde genellikle gerilim yoktur.

Cinsler; temel hak ve özgürlüklerin özümsendiği topluluklarda genellikle bir çatışmaya girmeden yaşayabilmektedir.

Görünüşte zıt eğilimleri olsa da, uyumla bir araya geldiklerinde sağlıklı bir toplum oluşmaktadır.

Kadın ve erkeğin biyolojik, sosyolojik ve genetik farkları, toplumsal düzenin kurgusunda ve sürdürülmesinde, birbirini tamamladıkları için bir avantajdır.

İŞ DÜNYASINDA KADIN

Sanayi devriminin ardından değişen dünya düzeni ile birlikte kadının konumu da değişmiş, ek sorumluluklar ve roller üstlenmesi söz konusu olmuştur.

Kadının çalışma hayatına girmesi, ona ekonomik ve sosyal özgürlük sağlamış, öte yandan diğer rolleri de aynen kaldığından, yüklenilen sorumluluklar arasına sıkışıp kalmıştır.

BİLİM İNSANI OLARAK KADIN

Bilim ile uğraşmak, insanın tüm yaşamını şekillendiren ve hayata bakışını bütünüyle etkileyen bir durumdur.

"Bilim insanı olmak, bir meslek değil, yaşam tarzıdır".

Dünyanın birçok ülkesinde en zor işler sıralamasında akademik kariyer ilk sırada gelmektedir.

Öte yandan toplumda, kız çocukları için genellikle çalışma koşulları ve süresi daha ılımlı meslekler öngörülmektedir.

Aile içinde, toplumda ve eğitimin farklı aşamalarında kızlar, fen, matematik başarısı için cesaretlendirilip, yönlendirilmezler.

Evlilik fikri ise erken dönemlerde dile getirilmeye başlanmakta ve adeta bir an önce baş göz edilmek için toplum seferber olmaktadır.

Evlendikten sonra da, kocalarının kariyeri öncelik kazanmaktadır.

Birçok evli bilim kadını; iş saati, eş saati ve çocuk sahibi olmak adına kendi biyolojik saatlerini, ayarlamak için büyük çaba harcamakta, hatta aralarada, komşuculuk, annenin kızı, kayınvalidenin gelini, ablamın kız kardeşi vs rollerini sıkıştırmaya çalışmaktadırlar.

Evlilik ve çocuk, kadının bilim kariyerini günbegün güçleştirir, hatta tamamen engel de olabilir. Bu büyük oranda eşe bağlı bir durum olarak gelişir.

Şu bir gerçektir ki;  ‘’her başarılı bilim kadınının arkasında da, mutlaka anlayışlı bir erkek vardır’’.

EŞ OLARAK KADIN

Kadının en önemli toplumsal rollerinden biride eş olmaktır.

Eş olmak, başlangıç da, iki kişilik bir kavramın yarısı gibi görünse de gerçekte hiç öyle değildir.

Bir erkeğe eş olmak demek aslında, birçok toplumsal rolü de içinde taşıyan bir olguya işaret etmek (Gelin, yenge, vs) anlamına gelmektedir.

Bu rolle birlikte, daha önce hiç tanımadığınız birçok akrabanız olur. Siz, onların değer ve beğeni yargıları üzerinden incelenir ve geçerli bir not almaya zorlanırsınız.

Sizin dış dünyada ki, bilim insanı kimliğiniz özellikle yok varsayılır veya değersizleştirilmeye çalışılır.

Örneğin; ertesi gün çok ciddi bir sınavınızın olması onlar için hiç önemli değildir, size akşam oturmasına gelebilirler.

Bunu daima bir bahane olarak kabul eder ve komşunun ev hanımı gelini ne yapıyorsa sizden de aynı şeyleri beklerler. Hatta siz okumuş ve akademik kariyer yapan bir kadın olarak onların daha çok gerilmesine ve size karşı bir defans geliştirmelerine neden olabilirsiniz.

Bu durumda hiç farkında bile olmadan varlığınızı bir çeşit tehdit olarak algılayıp kendilerini ezdirmemek(!) adına sizi ezmeye yönelik bir refleks geliştirmelerine neden olursunuz ki, işin en zor kısmı budur.

Aile içi bu ilişkiler, sizin hem iş hem de eşinizle olan uyumunuza yansır.

Kadınlar daima ailede özverili taraf olurlar ve "huzuru sağlamak adına, uykularından, hobilerinden ve kişisel haklarından fedakarlıkta bulunurlar".

Simone de Beauvoir; "Kadınlar tüm insanlık için, erkekler ise yalnızca kendileri için yaşarlar" demiştir.

Bu cümle mevcut tabloyu özetler niteliktedir.

ANNE OLARAK KADIN

Anneler doğal ebeveyndir.

Erkekler tüm iyi niyetlerine rağmen,  anne kadar duyarlı değillerdir..

Bebeğin gereksinimlerine gelişmiş duyularıyla ve fizyolojik farkları ile kadınlar daha iyi cevap verirler.

Kadınlar çocuğa daima daha çok zaman ve enerji harcarlar.

İlk kez, 20’li yaşların başında ve yüksek lisans aşamasında anne olan bir akademisyen olarak bunun çok farklı bir durum olduğunu söyleyebilirim.

Laboratuvarda üstelik hastalara ait kan nümuneleri ile, yüksek lisans tez çalışmamı yaparken, bebeğime zarar vermek endişesi, kariyerim, sağlığım ve daha bir yığın sorun arasında kendimi köşeye sıkışmış hissettiğimi çok net hatırlıyorum. Giyiminizden, yediklerinize kadar her şeyin akademik hayatınızla, bebeğinizin ve sizin sağlığınızla örtüştüğü bir denklemi kurgulamak ve o esnada yan rollerinizi oynamak kesinlikle kolay değildir.

Üç kez anne olmuş hatta bebek beklerken, çok güç sınavlara girmiş bir akademisyen olarak seçmem gerekse hiç tereddütsüz öncelikle anne olmayı seçerim ama akademisyen olmak da benim ve benim durumumda ki, birçok kişi için iş olmaktan çok öte bir anlama sahip.Bunu da inkar etmem mümkün değil.

SONUÇLAR VE TOPLAM BİLANÇO

Gün itibariyle; üç çocuk annesi, çeyrek aşıra yakın bir süredir eş, 10 yılı aşkın süredir profesör, yazar/şair kimliğimle, geldiğim noktada kendimi sorguluyorum.

Benim bir kızım olsaydı, aynı şeyi ona önerir miydim?

Ya da, bugün ki aklımla, akademik yola girer miydim?

Cevabım daima EVET oluyor. Fakat toplumun yaklaşımının, zaman zaman acımasız ve anlayışsız olduğunu da düşünüyorum.

Özetle; yapılan araştırmalar, kadının çalışma hayatında edindiği sorumlulukların, mevcut rollerinde bir azalmaya sebep olmadığını, erkeklerin bu işlerin sorumluluğunu paylaşmaya hiç niyetli olmadıklarını göstermektedir.

Buna karşın "yaşam tek defaya mahsus ve eşsiz bir armağandır".

Hayat daima ve herkes için çoktan seçmelidir.

İnsanlar, geleceklerini doğrudan etkileyen meslek ve eş seçimlerinde hür olmalıdır.

Bu seçimleri doğru yapabilmenin mutlak ön koşulu ise; hiçbir ayrım olmaksızın her insanın kişisel hak ve özgürlükler bakımından eşit olduğunu kabul etmek ve gerekli eğitimi vermekten geçmektedir.

İşle ilgili seçimlerini bilim insanı olmak gibi en zor alanlarda çalışmaktan yana yapmış kadınlara anlayışlı olmak gerekir. Unutmamak gerekir ki, o seçimler sahiplerine inanılmaz yükler getirse de, çok önemli rol modellerdir ve mevcut dünya düzeninin daha adil, daha ılımlı, daha gelişmiş olması için gereklidir.

Kadın olmak tek başına, yalın halde bile çok zordur ve eleştiri değil anlayış gerektirir.

Kadınların mutsuz olduğu bir dünyada, erkeklerin de mutlu olması mümkün değildir.

 

Saygılarımla.

 

Prof. Dr. Nazan Apaydın Demir

20.09.14

Muğla

 

( Bu yazı sadece kişisel yaşanmışlık, bilgi, gözlem ve düşüncelerimden oluşmuştur ve kesinlikle iki cins arasında bir ayrım yapmak amacı taşımaz).

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 56
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1169
Kayıt tarihi
: 08.04.14
 
 

Muğla Üniversitesinde Prof. Dr. olarak çalışmaktayım. Kozmetik Ürünler Uygulama ve Araştırma Merk..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster