Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '12

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
481
 

Kadın olmak yetmez, imaj da gerek- 1

Kadın kelimesinin anlamı 

Bir yazı dizisi kadın imajından bahsediyorsa ve ana konumuz bu durumda kadınsa, öncelikli olarak, “Kadın”ın ne anlama geldiğini bilmemiz gerekir. Kulağa hepimizin anlamını bildiği bir kelimeymiş gibi gelen bu kavramı, sokaktan geçen yüz erkeğe, hatta yüz kadına sorduğumuzda, kolay kolay bir tanımlama alamayız, hele ki bu tanımlamaların içinden doğru olan bir tanesi çıkmaz. Çünkü erkekler, çok iyi tanımadıkları ve biraz korktukları bu kelime üzerine düşünmeye gerek bile duymazlar. Kadınlarsa zaten yaşadıkları, çoğu zaman şikayet ettikleri, ama nimetlerinden sonuna kadar faydalandıkları bu kavramla dürüstçe yüzleşmekten korkarlar.

Ansiklopediye baktığımızda komik bir tanım çıkıyor karşımıza ve aslında bu tanım bile kadınları, özellikle feministleri çileden çıkarmaya yeter: “Kadın – Dişi cinsten erişkin insan, erkek ya da adam karşıtı…” Bu tanımdan şunu anlayan kadınlara hak vermemek elde değil sanırım: “Erkek olmasaydı kadın da olmayacaktı.” Sanki bir oyun gibi, siyahın karşıtı beyaz, sıcağın karşıtı soğuk, gecenin karşıtı gündüz ve erkeğin karşıtı kadın… Tanıma bakılırsa inanmamız gereken bir şey daha var ki, o da kadınların Adem’in kaburga kemiğinden yaratıldığı ve belki de sırf bu yüzden, hayatları boyunca kendilerini bir kemik kadar bile değerli hissetmedikleridir. Yine de bu kadar karamsar olmayıp devam edelim. Unutmayın kadınlar, -en azından- bir kemikten daha değerlisiniz. Bazen…

Yine ansiklopediye göre, “erkek ile kadın arasındaki anatomik ayrım özellikle ergenlik çağında ortaya çıkar”mış. Nasıl yani, dememek elde değil. Sanki ergenlik çağına kadar penisi olan kadının birdenbire penisi düşüyor, normal göğüs yapısı değişiyor ve penisi düşen kadının o bölgede kanama yaşaması da anlam mı kazanıyor? Bu durumda kanama neden ayda bir oluyor diye düşünmek gerek, ama durun. Bu saçma bir çıkarım. Her ne kadar hayatı boyunca kendini iğdiş edilmiş erkekmiş gibi hissetse de, kadın iğdiş edilmiyor, penisi düşmüyor, ya da vajinayı gidip bakkaldan satın almıyor. Öyle olsaydı, bazı kardeşlerimizin İngiltere’ye gidip dönmelerine gerek kalmazdı.

Açıklama şöyle: “Ergenlik devresinde yapısal, psikolojik ve fizyolojik değişiklikler oluşur. Kadınlarda kemikler daha ince, kafatası daha küçük, bacaklar daha kısadır. Erkeklerde omuz genişlerken, kadınlarda omuz dar, kalçalar geniş hale gelir.” Şimdi oldu sanırım. Gerçekten de öyle, kadın daha narin, daha ince bir yapıya ulaşırken, erkeğin sürekli irileşmesini kasteden ansiklopedimiz, bir gerçeği daha önümüze seriyor. Demek ki Bülent Ersoy kadın değilmiş ve boyunun uzunluğu, kemiklerinin iriliği, kafatasının büyüklüğü erkekliğindenmiş. Ama kalçalarının sürekli büyümesi kadınsal bir özellik olsa da, bunu sadece kilo almasına yorarak olaydan rahatlıkla sıyrılabiliriz, tabii Bülent Hanım bizi etimizden sıyırmazsa…

Aslında kadın ile erkek arasında yaratılan farklılıklar, toplumsal çıkarlara bağlı tarihsel koşullandırmaların sonucudur. Tüm metafizik ve dinsel öğretiler kadını erkekten daha aşağı bir tür olarak görür ve aslında o öğretileri suçlamak da mümkün değil. İçgüdüsel olarak kadınlığını kullanmaya meraklı bir metabolizma, erkekten daha üstün konumda olsaydı, dünyanın hali şimdiki gibi olmazdı, bu doğru, ama zannımca daha kötü olurdu. Bir kere her problemin dişilikle halledilmediği göz önünde bulundurulursa; Saddam diktatörlüğünü yok etmek isteyen Amerikan Başkanı’nın kadın olması, durumu en fazla magazinsel yönden çözümler, bize de sadece eğlenmek düşerdi.

“Saddam’ı devirmek isteyen Amerika’nın ilk kadın başkanı Mary Black, sarayında Saddam’la yaptığı görüşmeden olumlu sonuçlar aldığını açıkladı. Miss Black, saraydan darmadağın saçlarla çıktı ve ilk olarak eczaneye koşup kendine gebelik testi yaptırdı.”

Biraz abartılı bir haber olasılığı olsa da, yine de kulağa komik ve yakın geliyor aslında. Bir kadının bunu yapabileceğini tarihteki Katerina olayından dolayı biliyoruz, bir kez daha neden olmasın diye düşünmek de sonuna kadar hakkımız sanırım. Bu ihtimali azaltan tek şey, sarayın kapısında bekleyen medya mensupları olurdu, başka bir şey değil. Kapıda medya bekleseydi, Katerina da Baltacı Mehmet Paşa’yı ayartmadan önce saatlerce düşünmek zorunda kalırdı. Bu durumda kadınları burada uyarmak lazım sanırım. Her şey dişilikle halledilmiyor. Medya artık çok güçlü, dikkat edin, yakalanırsınız.

“Sosyoloji, antropoloji ve toplumsal psikoloji alanındaki değişik bulgu ve teoriler, cinsiyet rollerinin dağılımı ile kadının toplumsal konumundaki değişimlerin her şeyden önce ekonomik sistemdeki değişime bağlı olduğunu gösteriyor. Bu bilgi ve teoriler çerçevesinde kimi ilkel toplumlarda kadın egemen konumdaydı. Bu ilk insan topluluklarında kadın, eşit bir insan ve soyun devamını sağlayan bir ana olarak saygın yerini korudu. Anaerkil deyimiyle adlandırılan bu dönemde topluluğun ekonomik, toplumsal ilişkilerinde kadının etkili bir yeri vardı ve soy zinciri zorunlu olarak kadınla ölçülürdü. Erkeğin üretici rolünün artarak ekonomik üstünlüğünün başlaması, özel mülkiyetin ortaya çıkarak miras sorununu gündeme getirmesiyle ataerkil aile düzenine geçildi. Köle-köle sahibi eşitsizliğine dayalı Yunan ve Roma uygarlıklarında kadın da aşağılandı. Kadının toplumsal konumundaki bu değişiklik, babanın egemenliği, özellikle Roma’da en yüksek çizgisine vardı. Roma miras hukukunun ortaya çıkması, babası belli çocukları gerektirdiğinden kadınlar için ‘tek kocalık’ zorunlu kılındı. Romalı kocaya karısı, çocukları ve köleleri üzerinde öldürmeye kadar varan kesin bir mülkiyet hakkı tanındı. Toplumların evrimleşmesine koşut olarak, üretimde, toplumsal yaşamda ve aile içinde kadının konumu da değişikliğe uğradı. Ancak kadın-erkek eşitsizliği kadınların kazandığı kimi haklara karşı varlığını sürdürdü. Günümüzde kadınlar dünya nüfusunun yarısını oluşturdukları, iş saatlerinin üçte ikisini doldurdukları halde dünya gelirlerinin ancak onda birine sahip bulunmaktadır.” Böyle buyuran ansiklopediyi yazanların sanırım Türk kadınından pek haberleri yok. Sadece çalıştıklarının karşılığını isteyen Avrupa kadınının tam tersine Türk kadını kocasının çalıştığının karşılığını da ister ve neredeyse her kadının bir kenarda para kesesinin bulunmasının sebebi de budur. Tüm bu tanımlamalara bakarak da Türk aile yapısını “Ataerkil görünen Anaerkil aile” olarak yorumlayabiliriz. Hakkını çatır çatır alan, ama eziliyor görünen gerçek Anadolu feministleri, kocalarının erkek egolarının çok iyi farkında oldukları için, kendilerini gün boyu aşağılatırlar, ezdirirler, ama kocalarındaki cinsel açlığı da bildikleri için, gün içinde yaşadıklarının intikamını gece boyunca alırlar ve koluna bir bilezik daha takan kadının bir önceki gece kocasıyla felsefe üzerine tartışmadığını anlamak için de ansiklopedi karıştırmak gerekmez.

Hayata bakış konusunda diğer ülke kadınlarından farklılık gösterse de, temelde Türk kadını da tüm cinsdaşlarıyla aynı özellikleri taşır. Bu anlamda da bazı farkları ortaya koymak dışında, bu yazı dizisinde Türk kadınıyla ilgili çok fazla bilgi verilmeyecek, sadece gerekli yerlerde Türk kadın imajlarına da değinilecektir. Bir kez daha hatırlatmakta yarar görüyorum kadınlar: Sözlükte kadın kelimesi hep erkeğin karşıtı olarak veriliyor.

İyi okumalar.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 54
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 2019
Kayıt tarihi
: 12.03.12
 
 

Başkalarının hayatlarını, kişiliklerini anlatmak kolay da, söz konusu kendim olunca yazacak çok a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster