Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Temmuz '11

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
1056
 

Kadın olmak zor zanaat

Kadın olmak… Bazılarına göre dünyanın en güzel şeyi. Örneğin Allah’ın sıfatı olan insan yaratma gücü annelik yoluyla kısmen kadınlara verilmiş. O zaman anne değilsen, hiçbir şeysin. Nazım Hikmet’in şiirinde yazdığı gibi kadınların sadece “Soframızdaki yeri / Öküzümüzden sonra gelse” iyi. Hayvana layık görülmeyen şiddet eylemleri kadına uygulanır. Kadın zehirlenir, intihara sürüklenir, camdan aşağı atılır, yüzü kezzapla mahvedilir ve daha neler… Bütün bunlar yanında kadının ‘hafifçe’ dövülme cezası gerçekten hafif kalır. Peki neden kadın bu şiddete maruz kalır? Belki sadist bir tutkuyla sevildiği için, belki erkek egosu tavanda yetiştirildiği ve kadına her türlü muameleyi yapma hakkını kendinde bulduğu için. Ayrıca tabii ki kadın fiziken zayıf ve ekonomik yönden bağımlı olduğu için.

Kadınlar o kadar küçümsenir ki ülkemde, zannettiğiniz gibi sadece küçümseyen eğitimsiz maço erkekler değildir. Koskoca bilim adamları, profesörler de küçümserler onu. Hatta kadının en büyük düşmanı yine kadındır. Bir profesör, “kadın dahi azdır” der, bunu kadınların erkekler kadar yaratıcı olmamasına bağlar. Kadın öyle yetiştirilir ki, ilk ergenliğe girdiği andan itibaren koca aramaya sevkedilir. Önce ev işleri öğretilir. Öğrenmeyen ayıplanır.

Kadının ayakta kalmak için tek şansı güzel olmak, bir erkeği yakalayıp onunla evlenmektir. Kadın evlenemezse kız kurusu olur, evlenirse kendinden, benliğinden vazgeçer. Evde tek televizyon varsa, kocanın istediği seyredilir. Hele maç varsa, kadının istediğini seyretmesi imkansızdır. Kadın evlenince eğitimini, hobilerini, hatta mesleğini bırakır. Kendini kocasına ve çocuklarına adar. Kadın evlenince zekası, kültürü körelir. Evlenmezse toplumdan dışlanan, asosyal biri olur. Evlenemedikten, erkekler beğenmedikten sonra profesör olsa ne yazar?!!! Hala da “kadın dahi az, öyleyse kadın erkekten daha az zeki” diye sonuca varılır. Üniversite sınav sonuçlarında genelde en düşük puanı Doğu ve Güneydoğu illerindeki öğrenciler, en iyi puanları ise üç büyük şehirde ve sahil kentlerinde okuyan öğrenciler alıyor. Bu durumda düşük puan alanların yüksek puan alanlara göre daha az zeki ve yaratıcı olduğunu iddia eden var mı?

Bazıları kadına verilmeyen fırsatların onların başarılı olamamasında o kadar etkili olmadığını söylüyorlar. Ama ben size aksini ispat eden o kadar çok örnek verebilirim ki! Kocası izin vermediği ve kıskandığı için yurtdışına seminere gidemeyen ve dayak yiyen okul birincisi kadın. Gene okulda ilk üçe girdiği halde evlenince akademik kariyerini sonlandırıp kocasının peşinden tin tin nereye giderse giden kadın. Ya annem ve teyzem? Anneannemle dedem iki dayımı okutup üniversiteyi bitirtmişler. Aynı genleri taşıdıkları için en az dayımlar kadar zeki olma ihtimali olan annem ve teyzem kız oldukları için okutulmamışlar, ilkokul mezunu kalmışlar. Onların dahi ve yaratıcı olmadığını ve okutulsalardı olmayacaklarını kim garanti edebilir? Belki annem ünlü bir tiyatrocu ya da edebiyatçı olabilirdi kim bilir? Daha sayayım mı?

En üst makamlara geçelim. Siyasette yeni kadın bakanımız “ne işin var bu kargaşanın içinde?” diye kadın olduğu için yadırganmamış mı? Siyasette kadın maalesef önce vitrin süsü olarak getirilir, parlamento ya da Bakanlar Kurulu’nda kadın var densin diye. Demirel Çiller'i vitrine süs olsun diye getirmişti. Daha sonra bu kadar yükseleceği öngörülemeyen sarışın güzel kadın, babasını bile çğneyerek Türkiye'nin ilk ve son kadın başbakanı oldu. Erdoğan da Çubukçu'yu süs olsun, AKP'ye modern görüntü versin diye bakan yaptı. Allahaşkına erkekler! Artık hak eden kadınlara hakettiği görevleri verin. Ne zaman Dışişleri, İçişleri, Adalet gibi önemli bakanlıkları bir kadına vereceksiniz? Kadın sadece Aile Bakanı olmaya mı layık? Adında artık ‘kadın’ kelimesi geçmeyen bakanlık bahşediliyor kadınlara! Öyle ki bir kişinin cinsiyeti ona hakaret vesilesi olarak tanınıyor, ‘hanım’ ya da ‘bayan’ denilerek yumuşatılıyor. 

En acısı bence, Türkiye’de gelmiş geçmiş en önemli feminist olan Atatürk’e kadınların yatıp kalkıp şükretmesi gerekirken, hala onun kıymetini bilemeyenlerin olması. O Atatürk ki, sadece modern Türkiye’yi bir imparatorluğun küllerinden yeniden inşa etmedi. Kadınları özgürlüğüne ve erkeklerle eşit haklara da kavuşturdu. Kadınların medeni cesaret ve özgüven sahibi olmalarına katkı sağladı. Oysa 21. yüzyılda Türkiye’de hala kumalarıyla mutlu mesut yaşamayı hak gören, erkeğin yarısı kadar miras almaya razı ‘dindar’ ve ‘aydın’ kadınlar da var. 

Peki haklarını almış, hayatından memnun kadınlar yok mu? Var ama azınlıktalar. Kadınlar tarafından ezilen erkek yok mu? Var ama azınlıktalar. Benim istediğim dezavantajlı konumda olan kimse ezilmesin. Son olarak, kadın sorunları yüzyıllardır çözülememiş, ama ne zaman çözülür belli de değil. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yorumunuzu alınca, doğruca sizin aynı konulu yazınızı okumak istedim. Aynı konulara, belki de benzer sözcüklerle değinmişiz. Değişim olması için, "tanıdığımız en iyi feminist" Atamızın değerlerine sahip çıkmak ve Türk kadınını layık olduğu vechile omuzlar üzerinde yükseltmek gayesine sıkı sıkıya bağlı kalmak gerekirdi. Heyhat..!! Artık çok geç... Pek çok kadının kafası örümcek bağladı... Ve örümcekli genleri çocuklarına geçirecekler... Toplum hayatında yer alan, sözü dinlenen, çağdaş Türk kadını profili her geçen gün aşağılanıyor... Yazık...

Emine Supçin 
 31.07.2011 10:45
 

sevgili füsun, yalnız Tansu ÇİLLER başbakanlık yaptı N.ÇUBUKÇU MEB bakanlığı gibi bir bakanlıkta görev aldı. Bunlar vitrin demek hem yazığımız isimlere hemde o yetkiyi verenlere haksızlık diye düşünüyorum.Yazınızı okuyupta bir erkek olarak üzülmemek mümkün değil.Büyük haksızlığa uğrayanlar var maalesefbu konu ülkemizin kanayan yarası..Sevgilerimle Toprak..

Aydın ADAM 
 11.07.2011 13:23
Cevap :
Sevgili Toprak, Ben Çiller ve Çubukçu hakkında kendi düşüncelerimi beyan etmedim. 'Vitrin süsü' sözü Demirel'in bizzat Çiller için kullandığı bir sözdür. Daha önce baba-kızdılar, sonra araları açıldı biliyorsun. Herşeye rağmen ben Çiller'i takdir ederim. Çubukçu'ya gelince, Erdoğan da onu vitrin olarak kullandı. LYS'deki skandallardan sonra YÖK Başkanı ve ÖSYM Başkanı yerinde kalırken, Nimet Çubukçu görevden alındı.  11.07.2011 18:25
 

Sevgili Füsun İnci;Yazınızla hedefi tam on ikiden vurmuşsunuz... Kadınlarımız/kızlarımız varolan kendi değerlerine değer katacaklar. Erkekleri "adam" edecekler ve ondan sonra da çok rahat edecekler. Benim ninem nasıl yükselmez; yükseltilmez,engellenir?!.. Ya annem?!.. Peki ya kızım?!.. Okumakta olan dünya kahramanı kızlarımız?!.. Kimileri diyor ya, "Kadınlara değer verilmeli..." Çok yanlış, kadınlar zaten değerlidir; değerliye hürmet edilir sadece... Ama ne var, sahte duruşlar var, sözler var, şiddet var... Kötü ve çok acı... İçinde bulunduğumuz bu zalim zamanda da çok çok fazla boşanamalar var.Hakim, boşuyor eşleri(!)veriyor çocuğu da dayanağı olmayan kadına/anneye...Haydi güle güle,insanlığın bittiği cehenneme!..Canım kızım Çin'den yazıyor:"Benim hayallerim var baba,ben;Amerika'ya gideceğim,tekrarPekin'e geleceğim.Ama annem hemen işe girip çalışmamı bekliyor benden!.." Benim hayallerim var, demek ne güzel.Hayalleri var elbette her kadının,ama... Bunu da siz yazdınız. Sevgilerimle..

Cemal Hüseyin Çağlar 
 10.07.2011 10:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 110
Toplam yorum
: 62
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 633
Kayıt tarihi
: 01.02.11
 
 

ODTÜ Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği mezunuyum. İlgi alanlarım edebiyat, sinema, tiyatro, TV..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster