Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Temmuz '07

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
465
 

Kadın şairin sarayı mutfak-II-

Kadın şairin sarayı mutfak-II-
 

Nerde kalmıştık. Sylvia doğmuştu değil mi. Babasına düşman olmuştu hatta. Boston dedik ama doğduğu yer olarak. Sylvia‘nın doğduğu Boston Amerika’daki Boston’du tabii. Massachusetts Memorial hastanesinin Robinson Memorial doğum kliniğinde dünyaya geldi. Detaylı anlatmak lazım bu hikayeyi. Öyle geçiştirilecek bir hikaye değil ne de olsa. İyisi mi baştan başlayalım herşeye: Babası Profesör Otto Emil Plath (1885-1940) ve annesi Aurelia Schober Plath (1906-1994) idi. İkibuçuk yaşına kadar ailenin tek çocuğuydu. Kardeşi Warren 27 Nisan 1935’te dünyaya gelene kadar yani. Bütün küçük çocuklar gibi saltanatını sona erdiren bu yeni misafire hiç sevinmedi. Baba Plath Boston üniversitesinde çalışıyordu o dönem ve yavaş yavaş sağlığı bozulmaya başlamıştı. Kendisinde gördüğü semptomları bir süre önce akciğer kanserinden ölen bir arkadaşınınkilere benzetiyordu. Bu kuruntulu adam arılar konusunda uzmandı ve eşekarıları üzerine bir kitap yayınladı. Sylvia babasının arılarla ilişkisini çözemiyordu doğrusu. Babası arıları çıplak elleriyle yakalıyor ama arılar onu hiç sokmuyorlardı. Oysa Otto Plath yalnızca dişi arıları yakalıyordu ve dişi arıların iğneleri yoktur. Baba Plath 5 Kasım 1940 günü yani Sylvia’nın sekizinci doğum gününden birbuçuk hafta sonra öldü. Ölüm sebebi kanser değil şekerdi. Diabete mellutus yani şeker yetersizliğinden öldü. Yakın bir arkadaşı arkasından “ böyle zeki bir adam nasıl böyle aptal bir sebeple ölebilir?” demekten kendini alamadı.
1942 yılında taşındıkları için Sylvia okulun bir yılını yeni okulunda tekrar etmek zorunda kaldı. Okula bir yaş küçük başlamıştı zaten. Böylece ilk defa kendi yaşıtlarıyla beraber okumaya başladı. Ve o yıldan sonra okulun yıldız öğrencisi oldu. Bütün notları A idi. İngilizcede de yaratıcı yazarlık dersinde olduğu kadar başarılıydı. 1950 yılında Smith kolejden bir burs kazandı. Bu arada şiirler ve küçük hikayeler yazmaya devam ediyordu. 1951 yılından itibaren yazdıklarını gazete ve dergilere yollayıp şansını denemeye başladı. Mart ayında bir makalesi Christian Science Monitor’de yayınlandı. 11 Ağustos’ta kısa hikayesi “Ve yaz geri dönmeyecek” aynı gazetede yayınlandı. 1953 yılında Daily Hampshire adındaki yerel bir gazetede yazıları düzenli olarak yayınlanıyordu artık.
Aynı yıl “Minton’da bir Pazar günü” adlı hikayesiyle Mademoiselle dergisinin yarışmasını kazandı ve iki ay kadar konuk editör olarak dergide çalıştı. Dergide çalışan bayanlarla sadece kadınlara özel bir otel olan Barbizon Hotel’de toplantılar yapıyorlardı. Bu döneme ait anılar Sırça Fanus’ta önemli bir yer tutar. Sylvia’nın kafasındaki acımasız çarkları belki de bu otelde şahit olduğu orta sınıf Amerikan kadını profili harekete geçirdi. Mademoiselle tam anlamıyla bu değerleri temsil eden ve savunan bir dergiydi çünkü.
Bir röportajında Haziran sonu ve Ağustos başı döneminde uyuyamadığını, okuyamadığını, yazamadığını anlatır. Annesi başka bir röportajda o dönem Sylvi’nın bir kitap okuduğundan bahseder oysa: Freud’dan “Abnormal Psychology”. Ağustosun 24’ünde “Uzun bir yürüyüşe çıkmalıyım. Yarın eve dönerim” yazan bir not bırakır ve ortadan kaybolur. Yanına bir battaniye, bir şişe uyku hapı, bir şişe su alıp evin mutfak kapısından çıkar ve o dar sokakta merdivenlerin altındaki daracık boşluğa saklanır. Ve her yudum suyla bir uyku hapı içmeye başlar.
Anne Plath kızını bulmak için büyük bir savaş verir. Kaybolduğunun anlaşılmasından sonraki birkaç saat içinde Boston Polisi bu Smith’li güzeli bulmak üzere alarma geçirilmiştir. Polis, komşular ve gençler Sylvia’yı yakındaki parklarda ve olası her yerde ararlar. Ağustos’un 25’inde Sylvia’nın arkadaşları da bu aramaya dahil olurlar. Sonunda 26 Ağustos akşamı geç saatlerde bulunur Sylvia. Kardeşi Warren tesadüfen inlemelerini duymuştur. Şişede sekiz hap kalmıştır. Hemen hastaneye kaldırılır.
1953 yılının kalanını ve 1954 yılının kış aylarını hastanede geçirir. Bahar geldiğinde okula geri döner. Richard Sassoon’la da o sırada tanışır. Sevilmeye fena halde ihtiyaç duyan Sylvia için tam zamanında gerçekleşmiş bir tanışmadır bu. Ama talihsiz bir tanışmadır ve Sylvia’nın ruhunu en az Ted Huges’la yaşadığı ilişki kadar hırpalamıştır. Yine de pek çok kaynakta adı hiç geçmez Sassoon’ın. 1954 yılı pek çok eleştirmen tarafından Sylvia’nın gerçek dilini bulduğu, gerçek şiirlerini yazmaya başladığı yıl kabul edilir.
Okula kaldığı yerden devam eder Sylvia. Havard’ın yaz okuluna gider. 1955 yılının baharında tezini verir. “The magic miror: The double in Dostoevsky”. Summa cum laude derecesiyle mezun olur. Fulbrithe bursu kazanır ve Cambridge Üniversitesine gitmeyi hak eder.
İngiltere’ye gitmeden önce geçirdiği zamanı “full of flirting and love making” diye anlatır günlüğünde. Gerçekten de pek çok gençle macera yaşar.
Cambridge onu iki sebeple heyecanlandırmaktadır. Harika eğitim imkanları ve evlenecek bir adam bulma umudu. Yine de bir Amerikalı olarak her şeyiyle İngiliz olan Cambridge önce şok eder Sylvia’yı. Alışması biraz zaman alır ama sonra çok sever okulunu. Bu arada Paris’te yaşayan Richard Sassoon’la ilişkileri devam etmektedir ve kış tatilinde Paris’e onun yanına gider. Bu romantik tatilden kısa bir süre sonra Sassoon ayrılmak istediğini söyleyen bir mektup yazar Sylvia’ya. Kendini hazır hissettiğinde onu arayacağını yazmıştır mektupta.
Sylvia Camridge’e geri döner. İngiltere’nin karanlık kışından bunalmış ve Sassoon’un beklenmedik mektubundan sarsılmıştır. Veee tam bu noktada Ted Huges ihtişamlı bir biçimde sahneye girer. Tabi ki bu iki edebiyat devinin ilk karşılaşmalarının detayları bir dahaki blogda. Sabredene ve merak edene...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

hadi ama 4 gün olmuş...

beenmaya 
 31.07.2007 20:21
 

Hemen yenisini okuyup sonuna varmak istiyorum. Serde sabırsızlık var tabii...Ama sabırla hazmederek de okumak ayrı bir zevk tabii. Devam dostum:)

Yeşim Özdemir 
 30.07.2007 16:32
 

Sabır ve merakla bekliyorum o güzel kaleminden çıkacak bu kederli öyküyü. Sevgimle kucaklıyorum seni...

Fulya 
 30.07.2007 13:07
 

ilk yazıyı okuyunca, haydi oradan sende, yazıyor musun dedim kendime.Kıskandım inanın. Sonra içeriğinize döndüm ve bekliyorum devamını.Sylvia ya biraz benim nekes bakışımı kırarak yaklaştığınız için.Saygılarımla.

Engin Allı 
 27.07.2007 11:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 359
Toplam mesaj
: 78
Ort. okunma sayısı
: 1539
Kayıt tarihi
: 24.07.06
 
 

1972 yılıydı. Doğdum. Evde hep kitap okuyan iki kişi vardı. Büyüdüm, okullar okudum. Birşey öğrenmed..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster