Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Nisan '07

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
1322
 

Kadın ve edebiyat

Ülkemizde gerek şehirde, gerek kırsal kesimde, farklı yörelerde, farklı değerlerle yaşamış, yaşamakta olan kadınlarımız kendi sosyo- ekonomik düzeylerinde görgü, bilgi ve kültürlerinin, gelenek ve göreneklerinin ona sunduklarını harmanlayarak, edinimlerinden aldığı güçle çocuklarını eğitir, büyütür, onarın gelişimlerinde pay sahibi olur.

Toplumsal yapımız kadına önce annelik sıfatını vermiş. Anne kutsaldır, ona dil uzatılmaz. Saygındır, sevilir, korunur, kollanır. Annenin de bir kadın olduğu çoğu zaman arka plandadır. Yani kadın önce anadır. Eğer toplumsal kuralların ona verdiği rolleri benimsemiş, uygulamışsa; aile- ana-yuva üçgeninde korunmayı, saygıyı hak etmiştir.

Toplumun ona sunduklarını reddeden kadındır asıl sorunun kaynağı. Ne yazık ki yaratıcılık da bu gruptadır. Çünkü ilk gruptaki kadın törpülenmiş, yontulmuş, kaderine razı olmuştur.

Bu grubun Anadolu’da yaşayan büyük kısmı ki tabanı oluşturduğuna inanıyorum, edebiyatla uzaktan, yakından işi olmaz. Düşünen kadın sevilmez, şüphe duyulur. Eğer bu kadın çalışıyorsa bir yerde, okumuşsa yani evi- işi- eşidir ilgi alanı. Bunun dışına çıkarsa birileri ona; “Dur bakalım!” diyerek kırmızı ışık yakar… Bu kişi; kadının eşi, yakınları, ailesi, eşinin yakınlarıdır. Hatta çember daha genişletilebilir. Her sözü, davranışı mercek altına alınır. Gülüşü, en masum davranışı bile olmadık dedikodulara neden olabilir. Bu kadınlar onlara verilenle idare eden, düşünmekten korkan, yargılamaktan çekinen karakterler sergiler.

Öncelik her zaman evdir. Ev derli, toplu; koca evin direği, kadın da “yuvayı yapan dişi kuş”tur. Yuvanın bacası her zaman tütmelidir. Şartlar ne olursa olsun! Ama az, ama çok… Kadın iş dışında yine evinin kadınıdır. Çalışmayan kadın gibi ev işleri onu bekler. Aldığı para ise kocanın elinin altındadır. Kocası onun ne kazandığını bilir ve elinden alır. Kadın kazancına sahip değildir. Benim param diyen ne çok kadın şiddet görmekte ve görmüştür. Örgü örüp, dantel işler. Görüştüğü kişiler genellikle aile çevresi ve kontrollü olarak da – kocası tarafından- iş arkadaşı evli kadınlardır. Sıra dışı şeyler hep yasaktır. Kadın da bilir bunu. El uzatmaz, olmadık şeylere heves dahi etmez, korkar. Başının ağrıyacağını bilir. Ama töre, gelenekler, dargınlık, kavga, dayak… Hepsi aynı kapıya çıkar; şiddet!

Dozu farklı da olsa kadınımıza, kızımıza şiddet hep vardır ve de sanılandan da yaygındır. Çoğu kez konudan, komşudan saklanır. Bir mazeret uydurulur; kapıya çarptım diyerek morartılar perdelenmeye çalışılır. Ruhundaki morarmalar nerede, nedendir onu kimse sormaz. Çünkü doğal karşılanır.

“Babanın vurduğu yerde gül biter!”

“Kocadır; över de sever de!”

“Kardeş, namus bekçisidir.”

Günlük yaşamda bu sözler çok sarf edilir. Kadın anaya, babaya, kocaya, töreye saygılı olmalıdır. Yaradılışında yaratanın ona verdiklerini, yeteneklerini, ilgilerini, arzu ve isteklerini ötelemek, ertelemek, törpülemek zorundadır. Yani sözün özü oturup yaşadıklarını yazmak- günlük tutmak, imgelerini yazmak, düşündüklerini anlatmak bu kadın için yaşamsal tehlikelerin alarmını verir. Zira en ufak bir şüphe ceza gerektirir. Namus bekçileri çoğalır. Hemen bir zanlı aranır, sorgulamadan yargılanır. Bütün bunları göze alacak “babayiğit” kadınlar da yok değil. Ancak onlar hak etmedikleri kadar yıpratılır. Bu nedenle toplumun tabanındaki kadın edebiyattan bihaberdir. Çoğu yerde eve gazete girmez. Bir şekilde girse de evin erkeği okur, kadın okuma bilmez.

Çoğu kez resimlere bakar, durur. Soba tutuşturur onunla. Sildiği pencere camlarının ıslaklığını kurutup, parlatır. Üzerinde soğan, patates doğrayıp, çöpe atar; yere serip, ayakkabıları koyar üstüne. Onun için gazete en çok bu işlere yarar. En çok televizyon dizilerini izler, konu komşu gezer, eğer kurslara- halk eğitim md.lüğü kapsamında açılan- katılmayı başarabilmişse ondan mutlusu yoktur.

Okula gidebilmiş, ilkokulu bitirmiş olanlar daha şanslıdır. Gazetede magazin haberlerini, cinayet, cinnet, kapkaç, soygun haberlerini- üçüncü sayfa- okur, resimlere bakar. Eşinin olmadığı zamanlarda belki komşu kızından aldığı bir iki kitabı okuma fırsatını bulur. Gazetedeki ekonomi sayfalarını, köşe yazarlarını okuyanlar azınlıktır. Kütüphanelerden habersiz, küçük dünyalarında yaşam savaşı içindedirler.

Kadınımız edebiyatımızın esin kaynağı, kendisidir.

Hiçbir yerde olmadığı kadar edebiyatın içindedir.

Soframızda “kaşık düşmanı” olarak adlandırdığımız, “Sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmemekle” övündüğümüz, “Saç uzun, aklı kısa”larımız, analarımız, bacılarımız, evlatlarımız, kadınlarımız…

“Cennet anaların ayağı altındadır!” diyerek sığındığımız tek korunağımız…

“Edebiyat ve kadın” ne kadar iç içe, nasıl ayrı dünyalar. Nerede kesişmeler, aykırılıklar, çatışmalar, umutlar, imgeler varsa edebiyat oradan doğuyor…

Nesime Açılmış

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 15
Toplam yorum
: 9
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 562
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

1957 doğumluyum. Emekli öğretmenim. Edebiyat ve müzik kişisel ilgi alanım, eğitim ise mesleki ilgi a..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster