Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mart '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
813
 

Kadın ve laiklik

Neyi tartışmalıyız?

M.FERİT KOTAN
Seçim ortamında söylemlerin farklılaşması, doğal karşılanabilir. Ülkeyi yöneten ve yönetime talip olan parti yöneticileri, sözcükleri seçerek ve düşünerek konuşmaları çok önemlidir. Bazı benzetmeler, siyasetin içeriğinde olması gereken hususlar olarak değerlendirilebilinir. Bu tür söylemler tartışılmaz bile. Kültür yapımızda farklılaşmaları simgeleyen sözcüklerin söylemlerin de çok düşünülmesi gerekliliği üzerinde durulmalıdır.

Bu söylemler, 22 Temmuz 2007 seçimlerinde de söylendi. Bu seçimlerde ise sık sık kullanılmaya başlanıldı. Sonucu, kültürel yapı ve demokrasi açısından nerelere doğru gittiğinin iyi değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kimi partilerin doğu ve güney doğuya, kimi partilerin batıya gidemeyeceğini belirterek, rakiplerinden üstün olduğunu vurgulamak anlayışının sonuçlarını düşünmek bile ürkütücü. Bu yaklaşımı sosyolojik açıdan nasıl değerlendirebiliriz? Kültürümüzü oluşturan unsurların, çatışma halinde olduğunu kabul etme anlayışından başka nasıl yorumlanabilir? Batman da, iki partinin mitinglerin de yaşanan olayları görüldükten sonra, bu tür söylemlerin ülke açısından yararlı olmadığı görülmektedir.

Toplumların heterojen yapıları iyi irdelenmelidir. Bu yapı, toplumların gelişmesinde önemli rol oynarlar. Kültür farklılıkları, karşılıklı etki tepki içerisinde yeni sentezlerin ortaya çıkmasına neden olabilirler. Bu gelişmeler, ülkeler için kültürel zenginlik olarak değerlendirilebilinir.

Kültür farklılıkları, o ülken zenginliği olarak gelişmelerini gösterirken, çoğulcu demokrasinin ön gördüğü hukuk kuralları içinde, insanların çağdaşlaşma ve onun yarattığı değerlerden yararlanma ortamına gidişi hızlandırır. Bu gelişmeleri, çağdaş dünya olarak yorumlayabiliriz.

Aydınlanma süreci, bu değerlerin etkinliğini ortadan kaldıran sosyal bir olgudur. Toplumumuz, aydınlanma sürecini gerçekleştiremediğinin sancılarını yaşamaktadır.

Ülke yönetimini elinde bulunduran güçler, işçi sınıfının bilinçlenmesini ve örgütsel güce erişmesini kendi yönetiminin egemenliğini engelleyecek unsur olarak görmeseydi, bugün kimse doğma değerler üzerinden siyaset yapma ortamını bulamayacaktı. Bu değerlerin tartışılmasının, ülke yönetimi açısından önemli bir etkisinin olmadığı görülecekti

Çağdaş dünya değerlerinin bugün geldiği nokta, sermaye sınıfı ile bilinçli işçi sınıfının çağdaş demokrasinin temel iki ayağı olduğu gerçeğidir Yaşanan kriz, insanlığa yeni öğretileri göstermiştir. Kalkınma ve gelişmişliğin temeli, sermaye ve emeğin yarattığı ortak değerlerin sonuçlarına bağlı olduğu anlaşılmıştır. Bu değerlerin ön gördüğü hukuk kuralları da, çağdaş demokrasi olarak kendini göstermektedir.

Sosyologlarımız, bugün toplumsal çatışmaya neden olan değerlerin, çağdaş demokrasi açısından önemli unsur olmadıkları üzerinde durmaları gerekirken, doğma değerlerin yarattığı baskıları ve çatışmaları gündeme taşımaktadırlar. Demografik yapının nitelikleri, çok önemli konularmış gibi tartışılmaktadır

Altmışlı yıllarda bu oranlar çok mu yüksekti? Bu tür siyasi söylemler ortada yoktu. Kültür farklılıklarımız çatışma unsuru olarak görülmüyordu. .Egemen sınıf, işçinin aydınlanmasını kominizim olarak yorumlayıp dinsel öğeleri ortaya çıkarınca, süreç hızlanmaya başlandı. Seçim propagandası sürecinde, namaz kılma sayıları arttı. Siyasi tartışmalarda, din öğesi daha fazla ortaya çıkarılarak bu günlere gelindi.

Bu gün, mezhep farklılıkları ve etnik farklılıkların siyasetin odağı olduğu görülmektedir. Zenginliğimiz diye öğündüğümüz değerlerin, ayrışmaya ve çatışmaya gittiği görülmektedir. Bu gidiş ülkeyi düşünen insanları korkutmaktadır.

Egemen sınıf, kara kara düşüne dursun, kontrol edemediği alanda sosyal dinamikler hızla gelişmektedir. Siyasi partilerimizin üç beş oy için bu söylemleri bırakmaları, sağlıklı analizler yapmaları sorumlulukların gereğidir. Miting alanlarındaki görüntüler, sosyal çatışmalara gebe olunduğu izlenimini yansıttığından, korkulmaya başlanılmıştır.

Bu yaklaşımlar çoğulcu demokrasi olarak yorumlanmamalıdır. Küreselleşen dünya gerçeğinde, sınıfların bilinçlenmesinin önemi ortaya çıkmıştır. İnsanlığın refahının bu gelişmelerde olduğu görülmektedir. Aydınlanmadan çağdaşlaşmanın gerçekleşemeyeceğini, dünya halkları öğrenmelidir.

4. 03 2009

KADIN VE LAİKLİK
M.FERİT KOTAN

8 Mart 2009 tarihinde DÜNYA KADINLAR GÜNÜ, çeşitli etkinliklerle kutlandı. Dünya kadınlar gününüz kutlu olsun diyoruz kadınlarımıza. Bu günü başka açıdan tartışmalıyız diye düşünenlerdenim.

Kadın ve erkek sözcükleri üzerinde durmak istiyorum. Fizyolojik yapıların da bazı farklılıkları olan iki canlıdır söz konusu olan. İnsan denilen sözcükle adlandırılmıştır. Yaradan, birlikteliğinden çoğalma özelliğini vermiştir onlara. .

İnsanı, diğer canlılardan ayıran özellik, sosyal varlık olmasıdır. Doğaya egemen olma kavgası, bugünkü aşamalara gelinmesine neden olmuştur. Kendisini sürekli yenileyerek, yarattığı değerlerle yaşamına sosyal boyut kazandırmıştır insanoğlu.

Doğadaki canlıları irdelediğimizde, doğurgan olanın dünyaya getirdiği yavrusunu besleme ve koruma sorumluluğunu taşıdığı görülür. Aile düzeni olmadığından, erkeğin sorumluluğu yoktur. Yavru, kendi kendine yeterli hale gelince de, tek başına doğada yaşamını devam ettirmektedir.

İlkel topluluklarda, dişinin yavrusunu beslemesi ve bakımını gerçekleştirmesi işlevi, yaşadıkları ortamda değişik görevleri üstlenmesine yol açmıştır. Erkek olan ise, av yaparak onların yaşamlarının devamını sağlamıştır

İnsanlığın sosyalleşme evreleri çeşitli zikzaklarla doludur. Tutucu değerlerin toplumlara egemen olması sürecinde, dişi canlının ikinci plana itildiği görülmektedir. Böylece dişi canlı yani kadın, toplulukların sosyal gelişmelerinde ve yönetiminde rol almaktan uzaklaştırılmıştır. Öyle değerler yüklenilmiştir ki, biyolojik varlığının çeşitli boyutlarda değerlendirilmesi, günah kavramıyla yorumlanmıştır. Bugünde aynı değerler tartışılmaktadır.

Batı toplumlarında gerçekleşen aydınlanma hareketi ve sanayileşme süreci, kadının toplum içinde görev almaya başlamasını hızlandırmıştır. Çağdaşlaşma süreci, kadının erkek gibi toplumun temel bireyi olduğu, farklılıklarının olmadığı bilincinin yaygınlaşmasına yol açmıştır. İnsanlık, bu bilinç düzeyine erişmesini kutlamalıdır. Kadın günü diyerek, erkekten farklı bir konumda düşünülmesinin gündeme gelmesi, kadın gününün anlamıyla bağdaşmadığı kanısındayım Erzurum da siyah ehram giyinen ve yüzünü peçe ile kapatan kadınların kutlama töreni ise, bu yargımı pekiştirmektedir.

Kavga, farklılıklar yaratan değerlerin, toplumun şekillendirilmesinde ki rolünün etkisizleştirilmesi olmalıdır Bu değerlerin bireyselleşerek yaşanılması sağlanmalıdır. Bu süreci yaşamayan toplumlarda, kadının ikincil durumda kalacağı sosyolojik bir olgu olarak sürekli vurgulanmalıdır. Kadının saçı ve giysisi, toplumsal sorun olarak tartışılan bir değerler sisteminde, neyin nasıl kutlandığı da ayrı bir tartışma konusu olmalıdır.

İnsanoğlu sosyal varlık olma bilinci ile (kadını ve erkeği ile) ÇAĞDAŞLAŞMAYI kutlamalıdırlar. ÇAĞDAŞLAŞAN KADINI KUTLAMALIDIRLAR.

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın, programında olmamasına karşın, Mustafa Kemal Atatürk’ün Kabrini ziyaret etmesi anlamlı idi. 1926 yılında medeni kanunu kabul edilmesi ile eşitlik ilkesinin, 1934 de Milletvekili seçme ve seçilme hakkını sağlayan kanun ile de, demokrasi açısından önemli adımın atılmasını gerçekleştiren liderin huzuruna çıkarak saygı duruşunda bulunmuştur. O tarih de, birçok batı ülkesinde kadına bu haklar sağlanmamıştı.

Kadın ve erkeğin eşit koşullarda değerlendirilmesi ve kabul görmesi, laik çağdaş toplumların yaşam felsefeleridir. Laik çağdaş toplumlarda bireyler, inançlarını kendi özgür iradeleriyle içsel olarak yaşarlar. Başka felsefelerde bu şekilde yaşamanın mümkün olacağının söylenebilmesinin gerçekçiliği, bilimsel açıdan (Sosyolojik) tartışma konusudur. Ve tartışılmalıdır.

Ülkemizi ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, bundan önceki Dışişleri Bakanlarından farklı bir konumda bulunmaktadır. İktidarda bulunan partinin başkanlık yarışını az farkla kaybeden bir lider durumundadır. Başkan Obama kadar hükümet içinde etkili konumu ortadadır. Ve böyle olduğu, yazılıp söylenmektedir.

Dünya kadınlar günü arifesinde, Mehmet Ali Birand ile yaptığı söyleşide, “Türkiye’nin laik bir ülke” olduğunu vurgulaması kadar, NTV ‘de kadınların sunduğu programa konuk olması da anlamlı idi. Bu programa da Sayın Pınar Kür’ün , “ABD de kadın haklarında önemli aşama göstererek bugünlere gelindiniz. Nerede ise, ABD ye başkan olacaktınız “ dedi. “ Türkiye de ise, giderek kadının rolünün azaltılmaya çalışıldığını” vurguladı “Bu konuda öneriniz ne olmalıdır?” sorusunu yöneltti. Verdiği yanıtta ki ana mesaj, “ Kadının çağdaş normlarla dünyada kendisini kabul ettirmelidir” savı idi. “Mücadelenin daha da ileriye götürülmesi gerekliliği” üzerinde de durdu. Başkan Obama’nın eşinin kıyafetlerini ise, “Yakışanı giyinen bir kadın “olarak tanımlaması, çıkarılması gereken önemli bir ders idi.

Kadın ve erkek, toplum içinde özgür birey olarak rol aldıkça, ÇAĞDAŞ DEMOKRASI kazançlı çıkacaktır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 97
Toplam yorum
: 23
Toplam mesaj
: 10
Ort. okunma sayısı
: 444
Kayıt tarihi
: 07.02.09
 
 

1944 yılında Arapgir'de doğmuştur. İlk ve orta öğretimini Arapgir'de, lise öğrenimini Ankara Gazi Li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster