Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '09

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
471
 

Kadına, erkeğe ( insana ) saygı

Kadına, erkeğe ( insana ) saygı
 

Yıl 1971, lise sondayım. Dinlemeye doyamadığım bir felsefe öğretmenimiz var; Nuran Direk. Öğretmenime öyle hayranım ki, ağzından çıkan bütün cümleler benim için tartışmasız doğru ve unutulmaması gereken cümleler oluyor. Bunlar arasında biri var ki, yaşamıma karışan bütün insanları kolayca analiz etmemi sağlıyor.

Medeniyetin ilerlemesi, kadına verilen değerle ölçülür...

Belki de öğretmenimize ait değildi bu cümle, ünlü birine aitti, bize aktardı sadece, bilemiyorum. Benim için taşıdığı anlam önemliydi zaten. Yıllardır kadına değer vermeyen birine rastladığımda, aklıma öğretmenimin söylediği bu cümle gelir. Hiç yanılgı payı da yoktur hani. Günümüzde ise bu sözü, sadece kadına verilen değer değil, insana verilen değer olarak da kullanmak mümkün.

Çetin Altan'ın da ' Kadınların erkek kahvelerine girebildiği gün ' diye bir öngörüsü vardı. Kadınlar bir kahveye girip, rahatsız olmadan oturamıyorlarsa toplum olarak gelişmemişliğin göstergesiydi bu. Burada bir parantez açmak istiyorum.

Balıkçı kahvelerinde, sabahçı kahvelerinde çok oturmuşluğum vardır. Elbette yalnız değil, eşimle. Özellikle eski limandaki balıkçı kahvesini çok severdim. Ama o mekandaki tek kadın olduğumu da belirtmeliyim. Tabii 70'li yılların başından söz ediyorum. Eğer o yıllarda, o balıkçı kahvelerindeki kadın sayısı çoğalsaydı, bugün pek çok şey değişmiş olurdu bence. Eşlerimizle gidebildiğimiz yerlere kadın başımıza da gidebilirdik, bu duruma alışılmış olsaydı.

Saygı duyulmayı sağlamak da insanın kendi elinde bir yandan. Aciz, bezgin, beceriksiz, 10 yılda 10 kitap okumamış, düşüncesini en fazla 300 kelimeyle ifade edebilen kişiliğe sahip olan biri bunu nasıl sağlayabilir?

Bu noktada hemcinslerimin bazılarına da sitem etmek istiyorum. Bir sabah erkenden gittiğim postanede gördüğüm bir kadına bakıp ' bu kadının eşi olsaydım ne yapardım? ' diye düşünmüştüm. Saçı başı darmadağındı, obez denecek kadar kiloluydu ve o kiloya rağmen bedenine yapışmış bir pantolon ve tişort giymişti. Yanındaki arkadaşına yüksek ve kaba bir sesle bir şeyler anlatıyordu. Postanedeki herkes o kadına bakıyordu. Kendisine değer vermeyen bir kadına başkaları nasıl değer versindi ki?

Öz saygı denen şey bir kadın için en önemli şey olmalı. Kadın olmayı; yemek yapmak, ev temizlemek, çamaşırları aklayıp paklamaktan ibaret sayan biri ne kadar kadındır, tartışılır. Bir kere doğanın kadına yüklediği üretkenlik misyonunun sadece doğurganlık olmadığını bilmelidir kadın. ' Kocam getirsin, ben yiyeyim. O çalışıyorsa benim de evde canım çıkıyor ' mantığında; düşünmeyen, üretmeyen ' Kaşık düşmanı ' kıvamındaki bir kadın ne hakla saygı bekleyebilir ki? Aynı şeyler erkek için de geçerli tabii. Düşünmeyen, üretmeyen erkek de bir eşyadan farksızdır, kimliksizdir gözümde.

Kim bilir, belki günün birinde sabahçı kahvelerinde düşünen, güzel konuşan kadınlar oturur ve kahvelerdeki erkekler saygıyla dinlerler onları.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ufuk Kesici blogdaş biraz ağır yazmış, biraz da -belki bilerek- kışkırtıcı. Ama doğruyu söylemiyor değil. Toplum kadına bir rol yakıştırmış, kadın da bu rolü benimsemiş. Nazım Hikmet'in dediği gibi, "kabahat senin diyemiyorum ama kabahatin çoğu senin canım kardeşim..." Saygılar.

Hasbihalci 
 14.07.2011 20:38
Cevap :
Ufuk çok eski bir arkadaşımdır. Beni iyi tanıdığı için kızmış:) Suya sabuna dokunmadan yazdığımda çok kızıyor haklı olarak. Sevgiler...  15.07.2011 16:17
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 261
Toplam yorum
: 2348
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2146
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

1954 Antalya doğumlu ve Antalyalı'yım. Ülkemin ve özellikle bu şehrin sevdalısıyım. Sanatın pek çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster