Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Kasım '17

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
346
 

Kadına Şiddet, Kolay Kolay Bitmez!

Bugün “25 Kasım Uluslararası Kadına Şiddete Hayır Günü”. Kadına şiddet, diğer şiddet türlerinden farklı olarak önce bireye sonra aile hayatına yönelik bir şiddet türüdür. Bir kadına, bir anneye, çocuklarına, yuvasına ve akrabalık bağlarına indirilmiş bir darbedir.  Bundan dolayı da en çok üzerinde durulması gereken bir sorundur.

Konu üzerinde durulmuyor da değil. Her yıl onlarca kongre, sempozyum düzenlenir, köşe yazarları bu konu da kalem oynatır, feministler mor elbiselerle beyaz balon uçurarak konuya dikkat çekmek ister.

Siyasiler, kadına şiddeti o gün güzel retoriklerle eleştirir. Muhalefet bu konuda iktidarı suçlar, iktidar yapılanları ve yapacaklarını anlatır. Medya da ise, istatistikler ve rakamlar eşliğinde  “kadına şiddetin bitmediğini” ispatlamaya ve  “Neden bitmiyor, yetti artık” feryadı ile farklılık oluşturmaya çalışır.

Ama değişen bir şey olmaz. Bir sonraki yılın 25 Kasım’ına kadar medyada yer alan haberler dışında konu pek de ciddi anlamda gündem gelmez.

Öncelikle konunun hassasiyetle irdelenmesi gerekir. Teşhisin konulması ve çözüm önerilerinin de ona göre yapılması şarttır. Bu ise, sosyolojik ve sosyal psikolojik veriler ve analizler ışığında yapılmalıdır. Oysaki soruna çözüm arayanlar, ya sosyolojik gerçeklerden tam anlamı ile haberdar değiller. Ya da işlerine öyle geliyor.

Kadına şiddet sosyal bir hastalıktır. Bu hastalığın çıkarılacak bir kanunla veya KHK ile kısa vadede ortadan kaldırılması da mümkün değildir. Oysaki toplumda böyle bir algı var. Yani kısa vadede çözülecek beklentisi var.

Öncelikle bunun doğru olmadığının bilincinde olmalıyız.  Çünkü kadına şiddet,  ekonomik, sosyal, kültürel, ahlaki, eğitim ve dini sorunlarla doğrudan ilişkili bir olgudur. Bu alanlardaki sıkıntılar, açmazlar toplumsal yaşamda ne kadar derin izler bırakıyorsa, toplumsal hayatı sarsıyorsa, kadına yönelik şiddet de aynı derecede devam edecek ve büyük yaralar açacaktır.

Bunun için, kadına şiddet gibi toplumun kanayan bir yarasını tek başına lokal olarak tedavi edemeyiz. Konuyu, tüm sorunların çözümünde kat ettiğimiz mesafe kadar, çözebiliriz.

Bunların çözümü de yeterli olmayacaktır. Ayrıca modernizmin taklit seviyesinde ve dışa yönelik yaşanması, feminist hareketler, özgürlükçü yaklaşımlar, kadınların çalışma hayatına her gün daha fazla katılması da önemli etkenlerdir. Bunlar tabii ki, doğrudan kadına şiddetin kaynağı değillerdir, anacak bizim gibi geçiş sürecini yaşayan toplumlarda kadına şiddeti tetikleyen unsurlardır.

Örneğin radikal feminist hareketin kadın-erkek ilişkileri ve aile hayatının  yardımlaşma ve fedakârlık duyguları üzerine kurulu olması gerektiğini vurgulamak yerine, aileyi iktidar mücadelesini yaşandığı bir arenaya çevirmesi, şiddeti besleyen ana ögelerden biridir. Bu konuda kadının ve erkeğin doğasına uygun önerilerle evlilik hayatı daha uyumlu hale getirilmelidir.

Bunların yanında göçler, şehirleşme, geniş aileden çekirdek aileye geçiş ve sosyal medyanın sınırsız kullanılmasının da aile hayatı üzerinde çok olumsuz etkileri var. Nitekim yapılan araştırmalar, göç yoluyla gelen ailelerde şiddetin daha fazla olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla göç sorununa yönelik atılacak adımlar, kadına şiddetin de önüne geçecektir.

Sosyal medyanın yaygınlaşmasına paralel olarak aldatmalar da maalesef artmış durumda. Bu da eşler arasında huzursuzluğa ve şiddete davetiye çıkarmaktadır. Sosyal medya kullanımı konusunda eşler uyarılmalı, bu konuda bir bilinç oluşturulmalıdır. Örneğin zaman sınırlandırılması yapılmalı, eşler bir diğerinin sosyal medya hesabına girebilmeli, kontrol edebilmelidir.

İş piyasasının çok istikrarlı olmayışı, erkeğin işini kaybetmesi veya iflası ailelerde krize neden olmakta, kriz de boşanmaya götürmektedir. Kadınların en çok boşanma sürecinde şiddet görmesi bu gerçeği açıklamaya yeter. Piyasalar ne kadar istikrarlı olursa, iş hayatı da aile hayatı da o nispette istikrarlı olacaktır.

Bunlar, en azından sorunun kaynağını görmemize ve bu doğrultuda çözüm önerileri getirmemize yardımcı olacak gerçeklerdir.

Görüldüğü gibi,  “kadına şiddete hayır” demek, öyle sanıldığı kadar kolay değil.

Daha bizim çok çalışmamız gerekir, çok…

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 75
Toplam yorum
: 44
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 519
Kayıt tarihi
: 18.10.17
 
 

1963 yılında dünyaya geldim. 1985 yılında Atatürk Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster