Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

GAZETECİ YAZAR ASLI MERCAN SARI

http://blog.milliyet.com.tr/aslisari

20 Temmuz '20

 
Kategori
Söyleşi
Okunma Sayısı
362
 

Kadına Şiddet Son Bulur mu?

 

 

SOSYOLOG, YAZAR VE KADIN HAKLARI SAVUNUCUSU

ERDAL SARIÇAM

KADINA ŞİDDET SON BULUR MU?

Toplum sizi korur; devlet sizi korur ama hiç kimse sizi, sizin kadar iyi koruyamaz.

 

Bu hafta röportaj konuğum SOSYOLOG, YAZAR VE KADIN HAKLARI SAVUNUCUSU ERDAL SARIÇAM. Kadına şiddet dünyanın bitmek bilmeyen, dinmek bilmeyen kanayan yarası. Bu hususla ilgili değerli çalışmalar yapan Sayın Erdal Sarıçam beyefendiyi sayfamda konuk etmekten onur duyarım. Erdal Bey;Sosyolog, Aile Danışmanı ve Yazar. İstanbul Tuzla Belediyesi’nde Özel Kalem Müdürlüğü bünyesinde çalışmalarıma devam etmekte. Kitapları daha çok biyografi üzerinedir. Her ne kadar liderlik konusuna ilişkin kitapları olsa da çoğunlukla “insan hayatları” üzerinde çalışıyor. İnsanları tanımak, onların yaşam öyküleri üzerinde durmak hem okur için hem de benim için farklı ufuklar, farklı dünyalar anlamına geliyor diyor. Diğer taraftan gönüllü bir kadın hakları savunucusu. Bu devirde bir beyefendinin toplumsal sorunu sırtlamış ve kendisine görev bilmiş olmasından ötürü yürekten tebrik ediyorum. Pandemi sürecinde de sosyal medya üzerinden kadına şiddete dair bir farkındalık etkinliği düzenlediler. Bizzat ben de dâhil oldum. Ve en çok merak edilen o soruyu sordum: Birçok kadın, kendilerine zarar veren, şiddet uygulayan, canlarını yakan erkeklerle birlikte yaşamaya devam ediyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Sebebi ne olabilir dedim?

Aslı Hanım; bunun; kişinin aile yapısı, karakteri, hayata bakışı, eğitim düzeyi vs. başta olmak üzere daha birçok sebebi var. Bir iki örnekle değinmeye çalışayım. Bir kadın eğer baskıcı bir ailede büyümüşse ve kendi kalıbında yaşamaya mahkûm edilmişse, çaresizlikten dolayı şiddet uygulayan biriyle birlikte yaşamaya devam eder. Bir de ekonomik özgürlüğü yoksa, çaresizlik katlanarak artar ve kişi için şiddet, hayatın vazgeçilmez bir parçası haline gelir. Böyle bireylere, dışarıdan birilerinin desteği olması gerekmektedir. Destek olmadığı sürece bu hastalıklı durum sürer gider. 

Bazen bazı kadınlar tuhaf bir şekilde şiddete uğradığının farkında bile olmazlar. Özellikle sürekli şiddetin yaşandığı ailelerde yetişenler. Karakteri ve duygu dünyası, şahit olduğu şiddeti özümsediğinden, adeta duyarsızlaşmıştır. Bu tip kadınlar daha çok “kaderci-alınyazıcı” bir düşünceye sahiptirler. “Kaderimizmiş. Başa gelen çekilir.” gibi, tuhaf ve patolojik bir düşünceye sahip olurlar. Bu tip insanlar da dışarıdan, bilinçli insanların müdahalesi olmadan hiçbir şekilde bu şiddet halkasının dışına çıkamazlar. Dikkat ettiyseniz bu iki durumda da cehalet ön plandadır ifadelerini kullanan Erdal Sarıçam beyefendi ile röportajımız sizlerle.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Erdal Sarıçam kimdir, neler yapıyor?

Elbette. Çok teşekkür ediyorum bu fırsatı verdiğiniz için. Sosyolog, Aile Danışmanı ve Yazarım. Kitaplarım daha çok biyografi üzerinedir. Her ne kadar liderlik konusuna ilişkin kitaplarım olsa da çoğunlukla “insan hayatları” üzerinde çalışıyorum. İnsanları tanımak, onların yaşam öyküleri üzerinde durmak hem okur için hem de benim için farklı ufuklar, farklı dünyalar anlamına geliyor. Diğer taraftan gönüllü bir kadın hakları savunucusuyum. Belki söyleşimizin sonraki dakikalarında değiniriz; Afganistan’da yaşanan bir kadına şiddet olayı, beni bu alanda da çalışmaya sevk etti. Bu kapsamda konferans, seminer ve kitap çalışmalarımız oldu. Pandemi sürecinde de sosyal medya üzerinden kadına şiddete dair bir farkındalık etkinliği düzenledik. Zamanım, biyografi kitapları hazırlamak, eğitim programlarına katılmak ve kadına şiddet konusunda proje üretmekle geçiyor. İstanbul Tuzla Belediyesi’nde Özel Kalem Müdürlüğü bünyesinde çalışmalarıma devam ediyorum.

Kadına yönelik şiddet, dünyada olduğu gibi ülkemizde de maalesef ciddi bir sorun. Siz de bunu önlemeye dair birtakım çalışmalar yapıyorsunuz. Bu çalışmalardan bahseder misiniz biraz?

Evet, hakikaten dünyanın da ülkemizin de böyle ciddi bir problemi var. Doğrusu sadece kadına da değil; çocuğa, bitkiye, hayvana ve her türlü canlıya yönelik şiddet gibi bir problemimiz var maalesef. Aslında herkes bunun farkında. Sık sık dillendiriliyor. Ancak bir problemin varlığını tekrarlamak, onu ortadan kaldırmaya yetmiyor. Buna dair bir şeyler yapmak lazım. Örneğin önleyici tedbirler almak lazım. Çözüm önerileri geliştirmek ve bunları somutlaştırarak ilgili yerlere sunmak lazım. Bunun için sorumluluk duygusuna sahip her bireyin ve kurumun atması gereken adımlar var. Mesela ben bir sosyolog ve yazarım. Sosyolog sıfatıma dayanarak, bu konu etrafında özel ve resmi olmak üzere birçok kurumda eğitim seminerleri icra ettim. Ana okulundan üniversite seviyesine kadar (veli, öğretmen, öğrenci) eğitimin her aşamasında dikkat çekmeye yönelik bilgilendirme ve farkındalık programları gerçekleştirdim. Kadınlara özel, kadın derneklerinin ve STK’ların organize ettiği programlara katıldım. Bu programlarda hem kadına şiddet konusunu işlemeye hem de kadının güç ve potansiyelini ortaya koymaya çalıştım. Öte yandan erkek öğrenciler için de çeşitli seminer ve eğitim faaliyetlerim oldu. Erkek lisesi ve erkek öğrenci yurtlarında kadını ve kadın haklarını anlatmaya yönelik çalışmalar içinde yer aldım.

Bu kapsamda kitap yayınlarınız da var bildiğimiz kadarıyla. Kitaplarınızda nasıl bir yol izlediniz?

 

KADININ GÜCÜNÜ VE POTANSİYELİNİ ÖNE ÇIKARMAYI İLKE EDİNDİM

Ben topluma kadını anlatırken, onun güç ve potansiyelini öne çıkarmayı ilke edinmişimdir her zaman. Kadın mağduriyetini dahi ele alırken, darp edilmiş kadın objeleri kullanmayı tercih etmem. Bugün kadın konulu etkinliklerde, yürüyüşlerde, mitinglerde, basın açıklamalarında darp edilmiş kadın görselleri kullanılıyor. İyi niyetle yapıldığını kabul etmekle birlikte, bunu doğru bulmuyorum. Belki insanların dikkatini çekmeye, onların ruhuna değmeye yönelik yapılıyor olabilir. Anlıyorum. Ama bu tip paylaşımlar genel olarak kadını zayıf ve güçsüz gösteriyor. Ben kitap çalışmalarımda kadının gücünü, başarısını, azmini, kararlılığını ve topluma kattığı değeri öne çıkarmaya çalışıyorum. Bunu yaparken de “kadın kimliğini” bir bütün olarak ele alıyorum. Yani belli bir din, dil, ırk, millet, memleket, siyasi görüş ayrımı yapmıyorum. Hayata dokunmuş, hayata renk katmış her kadını kitaplarıma konu ediyorum. Çok da güzel oluyor. Bunun için de biyografik araştırma kitapları yazıyorum. Bu amaçla üç kitabım yayınlandı. (Toplamda yayınlanmış 13 kitabım bulunuyor.) Bunlar “Kadın Kimliğini Ayağa Kaldıranlar-1”, “Kadın Kimliğini Ayağa Kaldıranlar-2” ve “Gönül Elleri Öyküleri” adlarına sahip. Şu an Gönül Elleri Öyküleri’nin ikinci kitabını yazmakla meşgulüm. Bu üç kitap da Tuzla Belediye Başkanımız Dr. Şadi Yazıcı ile eşi Dr. Fatma Yazıcı’nın büyük desteği ile basıldı ve dağıtıldı. Tamamen ücretsiz olarak Türkiye’nin her yerinden talep eden her okura ulaştırıldı. Bugüne kadar ülkemizin her noktasına on binlerce kitap gönderdik. Amacımız kadına ve kadın kimliğine dikkat çekmek ve onları muhteşem başarılarıyla topluma sunmaktı. Sonrasında o kadar güzel dönüşler aldık ki, amacımıza önemli oranda ulaştığımızı söyleyebilirim.

Bu sözünü ettiğiniz kitaplarda neler var; biraz bahseder misiniz?

Tabi. Az önce de ifade ettiğim gibi Türkiye’den ve dünyadan hayatın her sahasından, her meslek grubundan seçtiğim kadınların hayat hikayelerini derledim ve okuyucunun beğenisine sundum. Bu kadınlar, erkek egemen bir dünyada kadın kimlikleriyle en zoru başarmış olanlar… İçlerinde bilim, siyaset, sanat, kültür, sinema ve iş dünyasından kadınlar olduğu gibi, hiçbir mesleki sıfata sahip olmayıp sadece “anne” veya “ev hanımı” olan saygın kadınlar da var. Bu kadınlar bazen kendi meslek gruplarında çok büyük başarılara imza atmış, bazen de etkileri altına aldıkları büyük kitlelere yol göstermiş, geniş katılımlı toplumsal hareketlere öncülük etmişlerdir. Mesela Güler Sabancı, Fatma Aliye, Halide Edip, Suad Derviş, Benazir Butto, Neva Çiftçioğlu, Ayşe Şasa, Canan Dağdeviren, İdil Biret, Ioanna Kuçuradi, Rabia Kadir, Samiha Ayverdi, Hülya Koçyiğit, Virginia Satir, Gözde Durmuş, Betul Mardin, Hypatia, Frida Kahlo, Furuğ Ferruhzad, Leyla Gencer, Duygu Asena, Feryal Özel, Fatma Yazıcı, Cahide Sonku, Dilhan Eryurt ilk sayabileceğim isimler. Bu isimlerin hepsi belli alanlarda önemli işlere imza atmış, muhteşem işler ortaya koymuşlardır. Hepsinin yaşam öykülerinden alınacak o kadar çok şey var ki.

Şu an sosyal medya üzerinden devam eden bir projeniz var. Bir farkındalık etkinliği… Benim de desteklediğim ve katkı sunduğum bir proje bu. Biraz da bundan bahseder misiniz bize? Nasıl başladı, şu an ne aşamadasınız ve neyi hedefliyorsunuz?

Evet, öncelikle verdiğiniz destekten dolayı çok teşekkür ediyorum Aslı Hanım. Sizin bu konulardaki varlığınız, desteğiniz benim için çok önemli. Türkiye’de ve dünyada kadına yönelik şiddet ne yazık ki sadece belli özel günlerde yoğun bir biçimde ele alınıyor. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü gibi… Bazen Anneler Günü’nde de ele alındığı oluyor. Ancak tam olarak gündeme gelmiyor. Yani uzun süreli gündemde kalmıyor bu konu. Sıklıkla kadına şiddete ve kadın cinayetlerine şahit olmamıza rağmen, bu korkunç gerçek yeteri kadar gündemimizde yer edinemiyor. Ben de tamamen bu düşünceden yola çıkarak sosyal medya üzerinden bir farkındalık etkinliği başlattım. Bunun tetikleyicisi, pandemi sürecinde aile içinde artan şiddet olayları oldu. En son haziran ayının ikinci haftasında Derya Elbasan olayını yaşadık mesela. Korkunç bir olaydı. Ben Derya Hanım ile yüz yüze de görüştüm; kendisini yalnız bırakmayacağımızı, her zaman destek olacağımızı söyledim. Çok mutlu oldu, çok sevindi. Ben istiyorum ki, bu konu her zaman gündemde kalsın; hiç unutulmasın, geri plana düşmesin, ülke gündeminde kalıcı olarak yer alsın. Bunun için de bir farkındalık etkinliği başlatmak gereği duydum. İşleyiş çok basit: Kadına şiddete karşı duran kadınlar, bana konuyla ilgili mesajlarını içeren kendi videolarını çekip gönderiyorlar, ben de onları sosyal medya hesabımda yayınlıyorum. Böylece hem seslerini duyurmuş oluyorlar hem de bu konunun gündem olmasına katkı sunuyorlar. Ayrıca bu videoları seyreden şiddet mağduru kadınlar yalnız olmadıklarını görüyor, moral ve motivasyon kazanıyorlar. Bakın bu çok önemli. Siz de bir video ile katılmış, destek vermiştiniz Aslı Hanım. Zaten siz bu konuda çok hassassınız ve bizi her zaman destekliyorsunuz. Evet…. Bu etkinlik şu an çok iyi bir noktada. Bana yüzlerce duyarlı, bilinçli kadından videolar geldi, gelmeye devam ediyor. İçlerinde milletvekilleri, profesörler, doktorlar, psikologlar, öğretmenler, sosyologlar, aile danışmanları, gazeteciler, yazarlar, cerrahlar, ev hanımları gibi hayatın her aşamasında yer alan büyük bir kitle şimdiden oluştu bile. Umarım bu etkinlikle binlere, on binlere, yüz binlere ulaşırız ve kadına yönelik şiddeti sürekli ülke gündeminde tutarız. Ve bu sorunun tamamen yok olup gitmesine katkı sunmuş oluruz. Destek olmak, video kaydını göndermek isteyen kadınlarımız için instagram hesap ismimiz şudur: erdal_saricam Bu hesaptan gelen videoları inceleyebilir, farklı projelerimiz hakkında bilgi edinebilirler.     

Peki, kadına yönelik şiddetin son bulacağına inanıyor musunuz? Bu sorun sizce nasıl çözüme kavuşabilir?

 

NE YAZIK Kİ ŞİDDET DÜNYANIN BİR GERÇEĞİ

Şimdi gerçekçi olmak lazım. Elbette %100 son bulmayabilir. Tabi kalpten dileğimiz, canlının her türüne uygulanan her çeşit şiddetin tamamen son bulması. Ama ne yazık ki, şiddet dünyanın bir gerçeği. Ve bizler bu gerçekle iç içe yaşıyoruz. Ancak duyarlı insanlar, sizler gibi, bizler gibi ve diğer binlerce insan gibi duyarlı davranan insanlar üstümüze düşeni yapmalı ve bu konuyu en önceliğimiz olarak görmeliyiz. Bazen şöyle mesajlar da geliyor: “Hocam ben de sizi destekliyorum ancak video çekmek için zaman bulamıyorum.” “Hocam destekçinizim en kısa sürede bir video göndereceğim.” “Hocam, ilk fırsatta bir video kaydıyla size destek olacağım.” Bu tip mesajlar beni çok incitiyor, çok üzüyor. Yapılması gereken şey birkaç cümle ile kadına yönelik şiddeti kınamak. Bu kadar kolay… 15 saniye, 30 saniye veya 1 dakika… Çok basit. İnsanlar bunun için nasıl zaman bulamazlar? Bunu nasıl öncelemezler? Oysa bu, tüm toplumun en öncelikli gündemi olmalı Aslı Hanım.  Bu sorunun nasıl çözüleceği meselesine gelecek olursak… Öncelikle bu konuda duyarlı insanların sayısının artması lazım. Burada insan en önemli faktör. İnsanlar bilinçli olmalı. Duyarlı olmalı. Bugün bu bilinç belli oranda evet var. Toplum bir 10 yıl öncesine oranla çok daha hassas. Ancak yetmiyor. Daha da bilinçli ve duyarlı olunması gerekiyor. Bu sorunun çözümü için ise benim belirlediğim üç başlık var:

(1) Eğitim: Ana okulundan başlayarak bu konu üzerinde eğitimler verilmeli ve kadının saygın kimliği anlatılmalı. Bireylere çocukluktan başlayarak, kadının değerli olduğu mesajı en etkin şekilde verilmeli. (2) Medya Dili: Haber kanalları, TV dizileri, sinema filmleri, görsel, işitsel ve yazı medya kullandığı dile ve yayın içeriğine dikkat etmeli. Haber vermek adına kadın değersizleştirilmemeli. Senaryolar kadına şiddet içermemeli. Kadın çok kolay harcanacak, dövülecek, öldürülecek bir varlık gibi ele alınmamalı. Bugün maalesef tüm bunlar topluma sunuluyor. (3) Cezai İşlemler: Kadına şiddet konusunda verilen cezalar maalesef kamu vicdanını tatmin etmiyor. İnsanların adli mercilere güveni tam olarak sağlanmış değil. Bugün bunu görüyoruz. Elbette bir on yıl öncesine oranla harika düzenlemeler yapıldı; çok ciddi koruyucu önlemler alındı; devlet bunu en öncelikli işlerden biri olarak görüyor. Özellikle Aile Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı çok güzel işlere imza attılar. Bunu hiçbir şekilde inkar edemeyiz. Ancak başta İstanbul Sözleşmesi olmak üzere bazı düzenlemeler pratikte tam olarak uygulanamıyor. Bunların takibinin yapılması, ihtiyaç halinde gerekli düzenlemelere, güncellemelere gidilmesi gerekiyor. Bu üç başlık etkin şekilde bir devlet politikası haline getirilir ise, ben kadına yönelik şiddetin en alt seviyelere ineceğinden eminim.

Birçok kadın, kendilerine zarar veren, şiddet uygulayan, canlarını yakan erkeklerle birlikte yaşamaya devam ediyor. Bunu neye bağlıyorsunuz? Sebebi ne olabilir?

Bunun; kişinin aile yapısı, karakteri, hayata bakışı, eğitim düzeyi vs. başta olmak üzere daha birçok sebebi var. Bir iki örnekle değinmeye çalışayım. Bir kadın eğer baskıcı bir ailede büyümüşse ve kendi kalıbında yaşamaya mahkûm edilmişse, çaresizlikten dolayı şiddet uygulayan biriyle birlikte yaşamaya devam eder. Bir de ekonomik özgürlüğü yoksa, çaresizlik katlanarak artar ve kişi için şiddet, hayatın vazgeçilmez bir parçası haline gelir. Böyle bireylere, dışarıdan birilerinin desteği olması gerekmektedir. Destek olmadığı sürece bu hastalıklı durum sürer gider.  

Bazen bazı kadınlar tuhaf bir şekilde şiddete uğradığının farkında bile olmazlar. Özellikle sürekli şiddetin yaşandığı ailelerde yetişenler. Karakteri ve duygu dünyası, şahit olduğu şiddeti özümsediğinden, adeta duyarsızlaşmıştır. Bu tip kadınlar daha çok “kaderci-alınyazıcı” bir düşünceye sahiptirler. “Kaderimizmiş. Başa gelen çekilir.” gibi, tuhaf ve patolojik bir düşünceye sahip olurlar. Bu tip insanlar da dışarıdan, bilinçli insanların müdahalesi olmadan hiçbir şekilde bu şiddet halkasının dışına çıkamazlar. Dikkat ettiyseniz bu iki durumda da cehalet ön plandadır.

Ekonomik esaret de insanı kendisine şiddet uygulayan biriyle yaşamaya mecbur bırakan faktörlerden biri olarak dikkat çeker. Bir kadın maddi anlamda bağımsız değilse, bir de yakın çevresi veya kendi öz ailesi destek olmuyorsa, doğal olarak yaşam korkusuna kapılır. Barınma, geçinme, hayatta kalma gibi korkular öne çıkar. Üstelik ortada bir de çocuklar varsa, bu korku en üst seviyeye varır. Bu da her türlü şiddete rağmen, birlikte yaşamaya razı olmakla sonuçlanır.   Burada kadın, bir birey olduğunun farkında değildir ve bir labirentte yaşıyor gibidir.  

Bir başka sebep de eğitim düzeyidir. Aslında eğitime bilgiyi de ilave edebiliriz. İnsan, aldığı eğitim, edindiği bilgi oranında belli bir yaşam kalitesi edinebilir. Bir birey; birey olma bilincini, kendi hak ve sorumluluklarını, insan olarak taşıdığı değeri bilmiyorsa, şiddet dahil tüm olumsuz şartlarda sessizce yaşamaya devam eder. İtirazsız, tepkisiz… Dolayısıyla eğitim, bilim, formasyon çok önemlidir. Aslında bu, şiddete boyun eğerek yaşayan her birey için geçerlidir. Zira hayat bilmekle başlar ve bilindiği ölçüde yaşanır.

Şiddete maruz kalan insanlarla çalışma nasıl bir duygu? Mutlaka etkilendiğiniz, üzüntü duyduğunuz olaylarla karşılaşıyorsunuzdur. Bu zor olmuyor mu?

 

ÇOK AĞLADIM

Doğrusunu isterseniz çok zor evet. Etkilendiğim, ağladığım, büyük üzüntü duyduğum, hatta geceleri uyumama engel olan olaylara şahit oluyorum.  Ama bu insanların bana umutla bakan gözlerini görünce, gönderdikleri ve teşekkür dolu mesajları okuyunca, o an duyduğum mutluluk ve vicdani rahatlama, üzerimdeki tüm yorgunluğu, incinmeyi alıp götürüyor. Bu işi seviyorum; birilerinin umudu olmayı, birilerinin beklediği olmayı seviyorum.

İleriye dönük kariyer planlarını hakkında konuşabilir miyiz biraz da? Geleceğe yönelik ne gibi hedefleriniz var?

Ben şu an Tuzla Belediyesi’nde Belediye Başkanımızın yanında çalışıyorum. Her ne kadar belediye kurumları siyasi bir yapıya sahip olsalar da ben tamamıyla siyaset üstü, insan odaklı bir prensiple çalışıyorum. Bu, sosyal medya üzerinden yaptığım çalışmalardan da rahatlıkla görülebilir. Şu an icra ettiğim birçok iş, Sayın Başkanımızın sağladığı imkanlarla gerçekleşiyor. Ona bu anlamda candan teşekkür borcum var. Birlikteliğimiz, kendisi müsaade ettiği devam edecektir. Onun dışında bir sosyolog olarak, bir aile danışmanı olarak başta kadın hakları, çocuk ve gençlik projeleri olmak üzere mesleğimin ilgi alanına giren her türlü sahada görev alabilecek durumdayım. Geleceğe dair planlarım arasındaki önceliğim, bu sahada faydalı olabileceğim etkin ve karar verici noktada bulunmaktır.  

Son olarak kadına yönelik şiddet hakkında, özellikle şiddet mağduru kadınlara neler söylemek istersiniz?

Öncelikle toplumumuzun onların yanında olduğunu bilmelerini isterim. Belki, dediğim gibi pratikte bazı aksamalar olabilir ama devletin de bu konuya ciddiyetle eğildiğine inanmalarını arzu ederim.  Bir defa devletin şiddet karşısında sunduğu hizmetleri mutlaka bilsinler, takip etsinler. Birçok kadının bunlardan haberi bile yok maalesef. Örneğin ŞÖNİM, KADES… Bunlar hala herkes tarafından bilinmiyor. Veya polis, jandarma ihbar hattı… Valilik, kaymakamlık ve belediyelerin bünyesinde kurulmuş olan ilgili birimler… STK ve siyasi parti bünyelerinde çalışan kadın kolları… Gerektiğinde onlara ücretsiz avukat desteği vermekle sorumlu barolar… Bunların hepsini bilsinler. Bir şiddet durumunda bunlardan herhangi birine başvurabilirler. Sonra hangi haklara sahip olduklarını bilsinler mutlaka. Bunların hepsi internette yer alıyor. Şu asla unutulmamalıdır: Toplum sizi korur; devlet sizi korur ama hiç kimse sizi, sizin kadar iyi koruyamaz. En iyi derece korunabilmeniz için hangi haklara sahip olduğunuzu bilmek zorundasınız.

 

Emine Yücel bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 68
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 193
Kayıt tarihi
: 20.11.17
 
 

Bundan yaklaşık on yıl önce kaleme, kağıda, satırlara  gürültüsüz bir şekilde haykırmaya başladım..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster