Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Şubat '10

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
5151
 

Kadına yönelik şiddet

Kadına yönelik şiddet
 

"Kadına Yönelik Şiddet" kadının fiziksel, cinsel veya psikolojik zarar görmesiyle veya acı çekmesi ile sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel olan bu tip hareketlerin tehdidini, baskıyı veya özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren ister toplum önünde ister özel hayatta meydana gelmiş olsun, cinsiyete dayalı her türlü şiddet anlamına gelmektedir.

İnsanın doğası şiddet uygulamaya müsait.İnsan zor durumdaysa hayati tehlikesi varsa şiddet uygulayabilir. Ama bazı insanlar hayati tehlikesi yokken kendinden güçlü birine değil, güçsüz birine şiddet uyguluyor.

Eğitim öncelikle evde başlıyor. Okul ve çevre bu eğitimi destekliyor. Şiddet eğilimin temeli ailede atılıyor. Çocuk nasıl bir eğitim alırsa alsın. Aile içinde şiddeti yaşamışsa yada kişi şiddet görmüşse ileride kendiside şiddet uyguluyor. Şiddet uygulayanların hepsi ruh hastası değil. Dışarıdaki hayatlarında kimseyi dövmüyorlar. Onlar güçlerini evlerinde gösteriyor.

Şiddet uygulayanlar genelde sosyo-ekonomik seviyesi düşük, işsiz, eğitimsiz, madde kullanma alışkanlığı olan kişiler. Bunlar şiddet kullanımını artıran nedenler. Ama yüksek eğitim görmüş olmak şiddeti engellemiyor. Yüksek eğitim görmüş kişiler arasında da şiddetle karşılaşılabiliyor.

Dünyanın her yerinde kadınlar farklı şekillerde şiddet görüyor. Ülkemizde şiddet sadece fiziksel şiddet olarak algılanıyor. Şiddet ile ilgili rakamlar adliye yada polis kayıtlarından tespit ediliyor. Evde ki şiddet gizleniyor. En çok şehir merkezlerinde şiddete rastlanıyor. İlçelerde daha az kadınlara uygulanan şiddet.

Şiddeti aslında toplum körüklüyor. Türkiye’de kadınların uğradığı şiddetle ilgili bir çok araştırma var. Ama bu araştırmalar gerçekçi değil. Şiddete uğrayanlar, bu olayda kendilerini suçlu hissettikleri için, gizliyorlar. Tespit edilen rakamlar gerçekçi değil.

Erkeğe ve kadına biçilen rollerde şiddeti yaygınlaştırıyor. Erkek kontrolcü, kadından sorumlu ve agresif bir yapıda buna karşılık olarak kadınında erkeğin bu gibi tutumlarına karşılık sessiz ve itaatkar bir rol biçiliyor.

Kadın şiddet gördüğünde çevre uzlaştırıcı bir rol oynuyor. Aile bütünlüğünün önemi gereği şiddet olsa da geçer gider diye düşünülüyor. Şiddete uğrayan kadına çevrede bulunan herkes affetmesi ve evine dönmesi konusunda bir nevi baskı uyguluyor. Şiddet daha tanışıklığın ilk dönemlerinde başlıyor. Dozu giderek artıyor.

Basında sürekli babası, kardeşleri yada kocası tarafından katledilen kadınlarla ilgili haberlerçıkıyor. Lanet ediyoruz, isyan ediyoruz. Aklımız almıyor. İnsan bu kadar yakınında olan birine nasıl bu kadar acımasız olabilir diye. İnsan kendi çocuğunu hiç acımadan öldürebiliyorsa, kardeşleride suç ortağı oluyorsa. Buna neden olan şey çok güçlü. Kim kendi canından kanından birini hiç acımadan öldürebilir. Onu öldürmeye iten şeyin toplumun değer yargıları olduğuna inanıyor.

Şiddet uygulayan da aslında kurban... Öyle yapılması gerektiğine inanıyor. Hayatta en önem verdiği şey olmadan yaşayamayacağını düşünüyor. Kadının namusundan kendisini sorumlu tutuyor. Kot pantolon giymesinden, erkeklerle konuşmasından, tecavüze uğramasından kendini sorumlu tutuyor. Kendini kadının duygu ve bedeni üzerinde hak sahibi olarak görüyor.

Kadını bir insan olarak değil, meta olarak gören anneler, babalar; çünkü bu rolü aile içinde pekişmesine sebep oluyorlar...

Kadının yeri evidir diyen onu okutmayan, iş sahibi olmasını engelleyen aşırı sınırlamalar içinde bunaltan anne babalar...

Boşanmayı bir suç bir ayıp gibi görüp, şiddete uğrayan kızlarının kocalarıyla arasını bulup tekrar evine gönderenler. Bir dahakine daha ağır şiddete uğrayıp ama başına neler geleceğini bildiği için artık kaderine boyun eğmesine neden olanlar...

Canı sıkılıp, sosyal faaliyet niyetine şiddete uğrayan kadınları korumaya çalışan sayın feministler. Siz o kadınlara balık vermeyin, balık tutmayı öğretin. Evet, balık tutmayı öğretmek sosyal faaliyet sınırlarını zorlar. Bir adanmışlık ve samimiyet ister...

Kadın sığınakları kuranlar, sığınağın birinci kuralı gizliliktir. Siz o gizliliği sağlamada gereken hassasiyeti gösteremiyorsanız. Fuhuş yapıp şiddete maruz kalanlarla, aile içi şiddete maruz kalanları aynı çatı altında toplarsanız. Onların kurbanlıkları devam edecek...

Oğlunun karısını dövmesine içten içten sevinen, kendisi nasıl ezildiyse şiddet gördüyse aynısını gelininin de yaşamasına izin veren kayınvaldeler...

Yüksek eğitim görmüş, işi gücü olmasına rağmen, yakınlarının kendisine şiddet uygulamasına izin veren kadınlar...

Kendisi gücü ele geçirdiğinde erkeklere şiddet uygulayan kadınlar...

Kadınlardan sadece oy almak için parti programlarına kadınlarla ilgili maddeler ekleyenler. Programa aldıkları konuların hep kağıt üzerinde kalmasına izin verenler...

Kadınları öldüren kocalara "Haksız Tahrik" indirimi uygulayarak daha az ceza almasını sağlayanlar...( Haksız tahrik; erkekliğime laf söyledi, erkeklere cilveli telefon sordu. Ağır hakaret etti.)

Kızlarını öldüren babalara ve suç ortağı kardeşlerine iyi halden ceza indirimi uygulayarak. Töre cinayeti ise bizde mazur görebiliriz mesajı verenler.

Çeşitli siyasi amaçlara ulaşmak için kadın sorununa el atanlar...

Ekonomik ve sosyal açıdan kendini kurtaran ama şiddet gören kadınları aşağılayıp küçümseyenler bilnçli yada bilinçsiz...

Dayak yememesi için kocası ne derse yapmasını öğütleyen anneler,

Koca dayağını normal gören Türkiye'nin yüzde onu...

Şiddeti sadece fiziksel şiddet olarak algılayıp, psikolojik şiddeti görmezden gelenler...

Şiddete karşı kendini savunma gücü olmayan kadına şiddete ayak diremesini öğütleyip daha fazla şiddet görmesine neden olanlar...

Basında yer alan şiddet mağdurlarının hikayelerini çarpıtıp, heyecan katanlar...

Evliliğimin ilk gününden beri şiddet gördüm, düzelir diye sesimi çıkarmadım, diyerek iyi(?)örneklik eden tv yıldızı...

Şiddet görmüş hastayı gerektiği gibi yönlendirmeyen, adli vaka olarak gören hastane çalışanları...

Kadının şiddet görmesinden toplumun bütün fertleri az yada çok suçlu. Bazıları da suç ortağı...

Bu kadar teşvik edilen, mazur görülen, hatta ödüllendirilen bir şeyi yapmayan erkekleri tebrik etmek gerekir. (ironi)

Son 50 yıldır kadınlar hayal bile edemeyecekleri bir çok hak ve özgürlüklere sahip oldular. Ama bu özgürlükleride artık belirli kalıplar içinde o kalıpların dışına çıkan kadınlar cezalandırılmaya devam ediyor.

Kadına yönelik şiddetin önlenmesi için önce kafaların değişmesi gerekiyor. Toplumu oluşturan bütün birimlerin bakış açısının değişmedikçe bu sorunu çözme imkanı yok. Bu da uzun vadede ancak eğitimle mümkün olabilir.

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

hakim psikopat kocayla karısını biraz daha düşünün diye eve yolluyor.Sonrası malum.Dayak,işkence hatta öldürme. Ayrıca kadınlar çevrenin baskısıyla da eşlerinden ayrılamıyorlar. Boşanma işlemlerinin bilgi gerektirmesi ve zorluğu da kadınları mağdur ediyor. Sözleşme çift taraflı hüküm ifade eder.Bir taraf istemiyorum dediği zaman evlilik bitmelidir.İstememek de bir gerekçedir. Böyle bir boşanma sistemi erkeği hizaya getirecek bir yılda öldürülen 890 kadının belki yarısını kurtaracaktır.Tabiki bunlarla ilgili ciddi güvenlik tedbirleri de zorunludur. Böyle olursa kadınlar kocasız kalır düşüncesi doğru değildir. Saygı ve sevgilerimi sunuyorum Hülya hanım.

Kerim Korkut 
 13.02.2010 8:45
Cevap :
Kerin Korkut Bey, Kadına uygulanan şiddet, çok boyutlu. Fiziksel şiddetten bahsediliyor sürekli ama birde sizinde bahsettiğiniz tüm toplum tarafından uygulanan psikolojik şiddet var. Sizin değindiğiniz konuda hukuk tarafından uygulanan şiddet belkide. Katkınız için çok teşekkürler.Saygılar, selamlar.  13.02.2010 18:56
 

Çok değerli detaylı yazınızı okudum.Yazılanlar herkesin bildiği konular olmasına rağmen bir uzman titizliğiyle konulara yaklaşmanız ne kadar duyarlı bir insan olduğunuzu gösteriyor.Ayrıca konuyu geniş tutup herşeyi anlatmanız da takdire değer. Sadece devleti hiç bu işin içine katmayışınız şaşırttı beni.1988 yılında ülkemizde 890 kadın öldürülmüş ve siz detaylı bir araştırma sayılan yazınızda devletin sorumluluğuna hiç yer vermiyorsunuz. Boşanmak kolayken... diyorsunuz.İki taraf razıysa evet.Değilse Türkiye'de boşanabilmek tam bir işkence.Özellikle erkek eşine boşanmayacaksın diye baskı yapıyor,tehdit ediyor. Tek taraflı boşanma iradesi kanunlarımıza girmelidir.Diyeceksiniz ki o zaman da herkes eşini (özellikle de erkekler) bırakır gider.Bırakmak istiyorsa zaten bıraksın gitsin. Kadın boşanmak istiyor.Hakim haklı sebep soruyor.Kadın kocasının başka kadınlara gittiğini,kendine değer vermediğini vs anlatıyor ama ispat edemiyor.

Kerim Korkut 
 13.02.2010 8:36
Cevap :
Sayın Kerim Korkut eleştirinizde çok haklısınız. Ben bu yazımda otosansür uyguladım. Yazdıklarıma dikkat ettiyseniz. mümkün olduğunca meslek grubu, sivil toplum kuruluşu, belediye, yargı kuruluşu v.b adres bildirmeden yazdım. Kimseyi hedef göstermeden yazmaya çalıştım. Duyarlılığınız için teşekkürler. Saygılar, selamlar.  13.02.2010 18:52
 

Yazarın değindiği konu hem geçmişi hem geleceği ile tartışılmalı. Önce kadın kim diye sormalıyız kendimize. Kadın: anamız, bcımız eşimiz ve kızımız. Öyleyse Şidet kime? İşte aranması gereken sorunun cevabı bu. Bu soruya doğru cevap verenler Şiddet kelimesini unutur. Unutmalıda. Yazarı kutluyorum. Saygılarımla.

Necati Kavlak 
 09.02.2010 14:49
Cevap :
Çok haklısınız. Çok boyutlu bir konu, her yönüyle ele almak için sayfalarca yazmak gerekir. Kadını bir insan gibi gören kimsenin yapmaması lazım. Ama kadına bakış açısı çok önemli. Katkınız ve görüşleriniz için çok teşekkürler.  09.02.2010 17:28
 

Dünyanın, ülkenin, toplumların yarısını dile getiriyoruz! Çocuklarımız yani gelecek kuşaklar ve yarınlar hakkında ana söz sahibi bir kitleyi dile getiriyoruz! Kadınlarımız açısından mahalle baskısı ve diğer faktörler nedeniyle oluşan eğitim düzeyi ve işgücüne katılımdaki yetersizliklerden , evlenme şekillerine, ailece içerisindeki yük dağılımından siyasi katılım yetersizliklerine değin uzanan geniş sorunlar yelpazesi yetmiyormuş gibi bir de "DAYAK"! Ülkemiz için kanayan bir yara olan bu konuyu çok güzel işlemişsiniz. Elinize sağlık. Sevgi ve selamlarımla.

Ersin Kabaoglu 
 09.02.2010 9:05
Cevap :
Katkınız ve yorumunuz için teşekkürler. Saygılar,selamlar.  09.02.2010 10:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 166
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1537
Kayıt tarihi
: 20.09.09
 
 

Evli bir çocuk annesiyim. Eğitim alanında çalışıyorum. Felsefe, sosyoloji, edebiyat alannda atöly..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster