Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Kasım '17

 
Kategori
Kitap
Okunma Sayısı
69
 

Kadının Fendi, Erkeği Yendi

Kadının Fendi, Erkeği Yendi
 

       “Ezilen halkı, ezilen insanları

anlamak için komünist, sosyalist,

solcu, sağcı, ateist ya da dindar

olmak gerekmiyor. İnsan ol; yeter!”

                                 Che Guevara

 

                Şuna öteden beri yürekten inanırım ki, kadınlar erkeklerden daha zeki… Daha yetenekli… Daha cesur… Ve daha disiplinli… Ve daha çalışkan…

                Yirmi yıllık öğretmenliğim boyunca, kız öğrencilerim yüzde yüz bir kesinlikle kanıtladılar; bu gerçeği.

                Biz erkeklerin kadınlara göre kaslarımız daha güçlü ama aklımız zayıf; zekâmız geri… Genel olarak sanılır ki, erkekler daha cesurdur. Hayır, bu kanı da yanlış bence. Kadınlar daha cesur…

                Öleceğini bile bile silahlı bir adamın karşısına çıkıp ana avrat sövmeye cesaret mi diyorsunuz siz? Ahmaklıktan, geri zekâlılıktan başka nedir ki bu?

                Aslında kadınların daha zeki olduğunu erkekler bilir ama bu gerçeği söylemeye cesaret edemezler. Bunu çok iyi bildikleri için okutmazlar kız çocuklarını.

                Okuyanların da yönetici mevkilere gelmesine engel olurlar. Erkek egemenliğinin yıkılmasından ödleri kopar çünkü. Onun içindir ki, parlamentolarda beş-on, bilemediniz elli-atmış milletvekilinden fazlasına izin vermezler.

                Yirmi beş-otuz kişilik bakanlar kurulunda en çok en çok üç-beş bayan görebiliriz ancak. Geri kalmış ülkelerde durum budur da “gelişmiş” ya da “uygar” dediğimiz toplumlarda daha mı farklı?

                Sözgelişi, gördünüz işte, kısaca Amerika dediğimiz ABD’yi. Tarihlerinde, sanırım ilk kez bir bayan başkan adayı çıktı. Zengin, mağrur bir adamı seçtiler de Bayan Clinton’a burun kıvırdılar.

                Neyse! Bu konuya fazla girmeyeyim. Yabancı bir devletin içişlerine burnunu sokmaya ne hakkım var benim!

                Biz erkekler, kas gücümüze güvenerek, hanımlar karşısında atıp tutmayı bir marifet sayarız. Ben yine de derim ki hemcinslerime, aklınız varsa, eşinizle ya da başka bir hanımla iddiaya girmeyin ve de inatlaşmayın sakın.

                Niçin mi?

                Sonunda üzülen siz olursunuz çünkü. Kaybeden, pişman olan siz olursunuz. Tükürdüğünüzü yalamak zorunda kalırsınız.

                “Var mı, bu yargıyı kanıtlayan bir örnek?” diye sorarsanız, evet, var…

                Vereceğim örnek, 1980’lerin Ağın Kaymakamı Turan Eren’den:

                Bildiğiniz gibi, Kaymakamımızın eşi Semra Hanım’ın mesleği hâkimlik. Görevi, Ağın Asliye Hukuk Hâkimi…

                Evdeki sohbetlerde, yeri geldikçe, “Turan, görürsün; bir gün senin de ifadeni alacağım.” der; şakayla karışık.               

                Kaymakam Bey, altta kalmak ister mi?  “Asla sana ifade vermem. Evde zaten yeteri kadar ifade veriyorum; yetmiyor mu?” der. 

Niye kabul etsin ki yenilgiyi Hâkim Hanım: “Hayır, hayır! Görürsün; bir gün mahkemede de ifadeni alacağım; mutlaka senin.” der ısrarla.                                                                                                                                                                                                      Bu iddiayı kim kazanacak bakalım: Ağın Jandarma Bölük Komutanı’nın adı Osman Haçat’mış. Malmüdürünün adı da Orhan Dâna…

                İnsanlar bazen bile bile, bazen de bilmeden ve hiç düşünmeden Jandarma Komutanına “Haç at”, Malmüdürüne de “dâ” hecesini uzatmadan “Dana” derler.

                Bir gün, iki görevliyi çağıran Kaymakam, “İkinizin soyadını da yanlış söylüyor insanlar. Değiştirmeyi düşünmüyor musunuz?” diye sorar.

                Her ikisi de, “Efendim, gerçekten de soyadımızı doğru söyleyen yok. Yanlış söylenince de kızıyoruz. Hâkime Hanım’a söylerseniz, dilekçe verelim; soyadımızı değiştirelim.” derler.

                “Söylerim; siz dilekçenizi verin.” der; Kaymakam da.

                Bir gün, Savcı’nın yanında eşiyle birlikte otururken Kaymakam, mübaşir gelip, “Hâkime Hanım, duruşma zamanı geldi. Ne emredersiniz?” deyince, Hâkim Hanım da, “Açın salonu, duruşmaya başlayalım.” der.

                O sırada Jandarma Komutanı ve Malmüdürü de gelir, soyadı konusunda duruşmaları olduğunu söylerler. Hâkim Hanım salona geçer. Savcı:"“Kaymakam Bey, siz oturun, ben de gideyim ama hemen dönerim.” deyip ayrılır.

                Mübaşir, Komutan’la Malmüdürü’nü duruşmaya çağırır. Biraz sonra da, “Hasan oğlu Turan Eren!” diye ünler. Şaşıran Kaymakam, “Oğlum, bir yanlışlık olmasın. Benimle ne ilgisi var?” dese de, “Efendim, siz şahitsiniz.” der mübaşir.

                Kaymakam, (yani Hasan oğlu Turan Eren) içeri girdiğinde, eşi Hâkim Semra Hanım’ın, kendisini hiç tanımaz bir eda ile kürsüde son derece ciddî bir duruşla oturduğunu görür. Savcı da yanı başında…

                Hiç beklemediği bir durumla karşılaşan Kaymakam heyecanlanıp ellerini arkada bağlamaya kalkınca, mübaşir hemen gelip “Kaymakam Bey, burası mahkeme, lütfen ellerinizi indirin.” diye uyarır.

                Kaymakam iyice şaşırıp bu kez, önde bağlar ellerini ama mübaşir yeniden gelip “Efendim, elleriniz yanda dursun. Önde de bağlamayın.” diye bir kez daha uyarır. O sırada, Hâkim Hanım:

                “- Adınız, soyadınız?” diye sormasın mı?

                Ne diyeceğini, ne yapacağını adamakıllı şaşırır Kaymakamımız. “Şaka mıdır bu, ciddi mi?” diye düşünürken, birden cevap veremez. Eşi Hâkim Hanım:

                “- Kaymakam Bey, burası mahkeme… Kurallara göre mahkeme yapmak durumundayım. Lütfen adınızı ve soyadınızı söyleyin.” der; çok ciddi bir tavırla.

                Haydi, sıkıysa söylemesin! Sonra:

                “- Babanızın adı?”

                “- Doğum tarihiniz?” diye sorulur.

                Her soruya ciddiyetle ve kekeleyerek cevap verir Kaymakam. Heyecanlıdır. Ellerinin, dizlerinin bile titrediğini hisseder.

                “Hangi sıfatla olursa olsun, meğer ne zormuş mahkemede ifade vermek!” diye düşünür.

                Daha sonra, Hâkim Hanım, “İki yurttaşın soyadlarını değiştirmek istemesi konusunda ne düşünüyorsunuz?” diye sorar.

                Görüşünü anlatıp “Değiştirilmesinde yarar var.” diye bitirince sözünü Kaymakam, “Tamam, çıkabilirsiniz.” der, Hâkim Hanım.

                Dışarı çıktığında, sanki büyük bir sıkıntıdan kurtulmuş gibi derin bir nefes alır Kaymakam.

                Makamına geçtikten biraz sonra, Komutan ve Malmüdürü gelir.

                “Neden şahit yazdınız beni?”  diye kızarak sorar.  “Efendim, biz Hâkime Hanım’a dilekçe verdiğimizde, ‘Madem Kaymakam Bey, gidin; soyadınızı değiştirin; demiş, öyleyse Kaymakamı şahit yazacaksınız’ dedi. Biz de ‘olur’ dedik. ‘Yalnız bir şartla, duruşmanın yapılacağı âna kadar, haberi olmayacak bundan Kaymakam Bey’in.’ dedi. Biz de söz verdik. Sizin anlayacağınız Hâkime Hanım, Savcı Bey ve biz size komplo kurduk.” derler.

                Böylece, Hâkim Semra Hanım, iddia ettiği gibi, eşi Kaymakam Bey’in ifadesini yalnızca evde değil, mahkemede de almayı başarır.

                Erkek erkeğe muhabbetlerde atıp tutanlara aldanmayın sakın. Gidip bir de evde görün siz onları!

                Helal olsun. Ne güzel bir ders vermiş ama Hâkim Hanım!

                Özellikle hanımlar karşısında, gurura kapılmasın hiç kimse. Hiç beklemediğiniz bir anda öyle bir söndürürler ki balonunuzu, apışıp kalırsınız.

                Şunu bilsin ki herkes: Kas gücüyle kafa gücü ters orantılıdır. Yani, kasınız ne kadar güçlüyse, aklınız o kadar zayıf demektir. (Pek seyrek görülen istisnalar kuralı bozmaz.)

                Nice derslerden sonra öğrendik; biz de bunları!                                                                                           Ne sanıyorsunuz siz? Boşa ağartmadık biz bu saçı, sakalı.

 

                                                                                                Hüseyin Erkan

                                                                               huseyinerkan@dilemyayinevi.com.tr

 

 

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 302
Toplam yorum
: 52
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 263
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster