Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Eylül '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
643
 

Kadının yaşamla iletişimine dair bir deneme=2.Bölüm.

Kadının yaşamla iletişimine dair bir deneme=2.Bölüm.
 

Kadının yaşamın geniş alanlarından dar alanlarına, evlere, odalara ve bahçelere hapsolunmaya başlaması, antik Yunan ve Mısır medeniyetlerinin hemen öncesine, yani Köleciliğin bir toplum biçimi olarak varlık bulduğu tarihlere denk gelmektedir. Kadın, ailesinin sosyo-ekonomik gücüne bağlı olarak, eski hak ve yetkilerinin bir kısmını bir süre daha koruyabilmiştir. Fakat yinede erkeğe bağlı biçimde , onun desteğini alarak yapabilmiştir. Antik dönemin çok tanrılı inanış biçimlerine ve tanrılarınn kimlerden oluştuğuna bakmak bu düşünceyi doğrulamaktadır. Nedeni ise, inanış biçimlerini ifade eden tanrısal nitelikleri ve unsurları belirleyen kıstasın, aile içindeki hiyerarşik yapının işleyiş biçiminden oluşmasıdır.

Baba Tanrı Zeus ve sonrasında Hera, Apollon, Demeter, Afrodit, Poseidon, Ares, Athena örnekleri bir göstergedir. Kleopatradan sonra toplumlarını yöneten kadınların bir daha çok uzun süre görülmemesinin, daha farklı bir açıklaması şu an için yok. Kadın kendine verilen bu yeni yaşam biçimini, o dönemin eğitim ve bilgilenme haklarındaki yaşadığı kayıplar sonucu, kabullenmek zorunda kalmıştır. Yazının ve hesaplama yöntemlerinin bulunduğu zaman birimlerinde, kadın çocukların ve ev işlerinin yükünü omuzlama uğraşı içindeydi. Antik dönem ve sonrasında okuyup-yazabilen kadın sayısının ne kadar az olduğunu bilebilmek imkansız. İki Bin yıl öncesinde yazılmış bir çok kitap içerisinde kaç tanesi kadnlara ait? Ki okuma-yazma erkekler açısındanda önemli bir ayrıcalık; sosyal düzeyi yüksek olanların, yönetici çevreye yakın konumlara sahip niteliklerin, ilkel bürokratların yalnızca bir kısmının sahip oldukları bir ayrıcalık.

Bütün tek tanrılı dinlerde bilgi, kutsallık, tanrıya yakınlık ve tanrı elçiliği erkeğe aittir, kadın erkeğin kontrol ve gözetiminde sadece yardımcı olabilir.
Kadın karşılaştığı bu pasifleştirme, dar alanlara sıkıştırılma sürecinin bu güne kadar gelen akışı içerisinde, kendi sosyal varlığını sağlıklı olarak sürdürebilmek için kendin özgü yöntemler geliştirmiştir.Toplumsal yaşamda çok ön planda olmayan fakat belirleyiciliği rededilemeyecek alanlarda kontrolü ve yönlendirmeyi kendi yetkisi altına alabilmiştir. Bunlar her toplumda biçimsel farklılık gösteren, özünde aynı temele sahip sosyal davranışlar olmuştur.
Toplumun yönetimi ve yönlendirilmesi fiili olarak bütünüyle erkeğin eline geçmiştir, ama bulundukları sosyal sınıfın toplumsal konumuna bağlı olarak ailenin yönlendirilmesi, bireysel ve sosyal aile kültürünün oluşturulması kadının egemenliğine girmiştir. Gerçekleşenler yeni bir döngünün başlangıç noktası olmuştur.

Bütün sosyal sınıflardaki insanların sahip oldukları üç temel dürtüleri vardır; beslenme, üreme(cinsellik), uyku(barınma). Uygulanabilirliklerinin sonucu açısından baktığımızda, bunların doyumlu gerçekleşmesi tamamıyla kadına bağlı ve onun yönlendirmesindedir.

Beslenmede belirleyicilik;

Yemek yapma ve içecekler hazırlamadaki becerisini, yetisini sürekli geliştirmesi, çeşitlilik oluşturması insanın biyolojik yapısının daha iyi gelişmesini sağlamış, içinde bulundukları topluma has beslenme kültürlerinin oluşumunu getirmiştir.En yetkin becerilere sahip kadınların bulunduğu toplumlar yerleşik düzene ilk geçenler olmuştur.Ailenin diğer bireyleri, bu beceri ve yetisi nedeniyle ev içi yaşantıda, kadının istekleri doğrultusundaki davranışları ve disiplinleri kabullenmişlerdir, fakat yalnızca evin içinde.Bu döngü belirli bir aşamadan sonra, yani mutfak gereçlerinin daha iyileştirilmesi süreciyle beraber, kadının sosyal davranışlarına belirli avantajlar, iletişim-bilgilenme kolaylıkları kazandırmıştır.Bilgi, farklı bir alanda kadın tarafından yeniden toplanmaya başlanmıştır.

Yiyecek ve içecek hazırlamakta kullanılan gereçlerin üretimi ve yenilenmesi, bu sürecin ekonomik yapısının oluşmasında-kadının, becerilerini geliştirme ve çoğaltma isteği nedeniyle-önemli bir yer edinmiştir.Dürtüsel nedenlerle kadının, çocuklarını ve ailesini daha iyi besleyebilme isteği, onun bu türden yenilikçi isteklerini ve beklentilerini her zaman var etmiştir.Bu davranış biçimi zamanın ilerleyişine ve toplumsal iletişimin artışına paralellik göstererek, toplumun sosyo-ekonomik yapısını hep bir adım ileriye taşımıştır.

Üreme ve cinsel yaşamda belirleyicilik;

İlkel toplumda ve Köleci toplumda kadın cinselliğini ve doğurganlığını, iki toplum açısından birbirine zıt anlamlarda yaşayabilmiştir.İlkel toplumda erkeğini kendi seçme hakkına sahipken, Kölecilik döneminde "onu seçen erkeğin bile elinden alınmayla" karşılaşmıştır. Üst sınıflarda bulunanların büyük bir kısmıda dahil olmak üzere, sadece erkeğin isteklerine boyun eğmek ve kendi isteklerini bastırarak yalnızca doğurganlıklarını yaşayabilmişlerdir.Kölecilik sisteminin sosyal işleyişlerinin insanlığa yaşattığı bütün eziyetlerle birlikte, kadının karşılaştığı bu toplumsal davranış, çok tanrılı dinlerin yerlerini tek tanrılı dinlere bırakmalarını zorunlu kılan etkenlerden biridir.Çünkü çok tanrılı inanışlar döneminde, bazı bölgelerde küçük ailelerin bile kendilerine ait tanrıları bulunmaktaydı.
Yaşamsal etik ve ahlak, her kabile, her ırk ve ülke için, yalnızca kendilerine yaşam hakkı tanıyan mantıklar üzerine kuruluydu. O dönemin bilgi ve bilinç düzeyi doğrultusunda, buradan çıkış arayan güçsüz, ezilen insan gurupları, ahlaki bir bütünsellik kurabilmek için tanrısal kavramı tek'e indirmek zorunluluğunu kabullendiler.İlk tek tanrı, tek yaratan kavramı ve inancı ortadoğuda şekillenmiştir.
Daha sonra oluşan diğer tek tanrılı inanışlar bu temel üzerinde şekillenmiş, gelişmişlerdir.

Milattan sonraki yıllarda konumlarını sağlamlaştıran bu sosyal ve dinsel olgular;kadının "kendini" yaşayabilme isteğini farklı baskılamalar altına almış, kadını, babasının-kocasının "istediği" gibi olmaya mecbur etmiş, tanrı "Baba" tarafından erkeğin mutluluğu için yaratıldığına inandırmak istenmiş ve bunu da büyük ölçüde başarmışlardır.

Diğer sosyal şartlarla birlikte, kültürel ve ekonomik ilerlemelere bağlı olarak kasabaların, şehirlerin çoğalması-büyümesi sözlü iletişimin artmasını ve bunu kendi "kapalı alanlarında" en iyi kadınların uygulayabiliyor olması, kadının kültürel oluşumunun erkeğinkinden farklı gelişmesini yaratmıştır.İçinde bulunduğu sosyal sınıfın davranışlarına uygun düşen cinsel davranışlar ve yaşamlar kurmuştur.Bütün sınıflardaki kadınların, ortak olarak uyguladıkları söylenebilecek davranış biçimi ise eylemsizlik, sessizlik olarak ifade edilebilir.

Eylemsizliğin gücünü keşfetmesi veya öğrenmesi, kadına erkeği daha kolay ve rahat yönlendirme becerileri vermiştir.Bunu her gün geliştirerek, zaman içerisinde kadınlığını biraz daha iyi yaşamayı başarmıştır.Ev içindeki günlük yaşamı kendilerinin mutluluğunu tamamlayan unsurlara göre düzenleyerek, dar bir alanda olsada tekrar cinsel belirleyiciliklerini nispi olarak elde etmişlerdir.
Fakat bu alanının dışında davranma şansları, hangi haklı nedene dayanırsa-dayansın, bulunmamıştır.

Bir varsayım düşünelim;Evliliğinde istediği çizgiyi yakalayamayan kadın, kızlarının, kendi çizgisinden daha iyi bir kadınlık yaşayabilmesi için, kocasından daha üstün niteliklere sahip bir erkekle evlenmelerini isteyecektir.Bunu sağlayabilmek için kızını olduğundan daha güzel, daha becerikli, daha sağlıklı gösterme uğraşına girecektir.En iyi seçilimin ve isteklerin gerçekleşmesi için güzel elbiselere, degerli takılara, kadınsal bakımlara gereksinim vardır.Elde edilmeleri için verilen uğraşın yarattığı devinim, bu ihtiyaçların ileriye dönük yenilenmesini, sürekli daha güzel ve iyi olanların rağbet görmesini getirmiştir.Böylelikle, sosyo-ekonomik yapıların gelişiminde, kadının
içinde bulunduğu cinsel kavramlar ve "davranışlar bütünü" önemli yer edinmiştir.Biraz değiştirerek, bu kurguyu erkek içinde geçerli sayabiliriz.

Sözünü ettiğimiz düşüncelerin sonrasında; Bu gün hala yüzlerce yıl öncesinden kazanılmış olan inançların, şartlanmaların ve davranışların belirleyiciliğinin gerçekliğini, görebilmeyi istemeliyiz.

"Yaşamak" isteyen bir "insan" olarak doğrularını, taleplerini belirlemeyi isteyip-istememek kadının kendisine aittir.

Kadının, cinsel eylemi sonucu yaşam verdiği çocukları için söylenebilecek olan ise, 'koşulsuz sevgiye' gereksinimleri olduğudur. Sevdiğiniz bir çiçeği susuz bırakırsanız kurur, fazla su verirseniz çürür; çiçek sizi görmek için yüzünü size çevirmez, siz onu görmek için ona dönersiniz.Çocuk çiçekten kıymetlidir, ama geçmişten bu güne hala çocuklar çiçek kopardığında buna kızmayan pek yok.

Uyuma ve barınmada belirleyicilik;

Üzerinde durduğumuz beslenme ve cinsel davranışlarda, kadının sahip olduğu konumun sürekliliği; güvenli olarak uyuyup, barınabileceği mekanların yapılabilmesine bağlı olduğundan, kadın evinin, sokağının, mahallesinin kendisinin benzeri yaşam tarzı olan insanlardan oluşmasını isteyebilmiştir.
İlk zamanlardan bu güne, bir erkek bir kadını istediğinde, kadının cevabını istediği ilk soru nerede barınılacağı ve oturulacağıdır.Çünkü erkeğin bireysel koruyuculuğu ona göre sınırlı olduğundan, bütün erkeklerin, bütün kadınların güvenliğini sağlamaya kararlı oldukları, kendi sosyal düzeyindeki topluluklarla birlikte yaşama istekleri dürtüsel anlamda vardır.Tanımadığı, bilmediği sosyal yapıların içine girdiğinde, aldığı kültürün yetersiz kalacağını, kabul görmeyeceğinin endişesini taşır, ki temel olarak doğrudur.Bu nedenle daha objektif ve değişebilir toplumsal gurupların oluşmasına dair istekler ve davranışlar ilk önce kadının benliğinde gelişmiştir.Yeni bir mekanda yaşamak isteyen genellikle erkekten önce kadındır, erkek bu isteğe uymak zorundadır.

Barınma açısından gelişen döngüsel yapı, sürekli olarak barınakların ve yerleşim alanlarının yenilenmesini, çoğalmasını sağlayan önemli etkenlerden biridir.
Kadının hakim olduğu bu üç dürtüsel mekanizma;erkeğin fiziksel gücü ve kadından daha uzun süre üretim ilişkilerinin ve sosyal ilişkilerin içerisinde hareket etmesiyle oluşan bilgi birikimi sayesinde, bu günkü yaşam tarzları ve sosyo-ekonomik yapıların oluşmasında rol oynayan temel etkenlerden olmuştur.

Nedensel olarak, bu gün yaşadıklarımız ve gördüklerimiz kendi ellerimizle yarattığımız, günahı-sevabı bizim olan dogal bir süreçtir.Kimseye teşekkür etmemiz ya da küfür etmemiz gerekmiyor, yalnızca buradan öteye nereye gitmek istediğimize dair, geçmişi objektif anlamda sorgulayarak, kararlar vermemiz gerekiyor...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 61
Toplam yorum
: 83
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 737
Kayıt tarihi
: 06.07.07
 
 

Sosyoloji, psikoloji, kültürel alanlar ve ilişkiler, insan ilişkileri ve ekonomi-politik ilgi ala..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster