Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '11

 
Kategori
Dünya Kadınlar Günü
Okunma Sayısı
355
 

Kadınlar Günü

Kadınlar Günü
 

Evet siz de yapabilirsiniz!


Oldum olası absürtlüklerden hoşlanmam. 

Çocukluğumda erkekler silah atıp, dinamit patlattıkları için düğünlerden uzak dururdum. Fakat, tüm arkadaşlar davulun peşine takıldıklarından tamamen ayrı da kalamazdım. 

Ancak benim, bu tür uygulamaları ve absürtlükleri sevmemem, var ve sürmekte olanı ortadan kaldıramamıştır. Yani no problemdir. Öyleyse, konuya girip düşündüklerimi yazabilirim. 

Birileri oturduğu yerden anneler, babalar, sevgililer, öğretmenler ve kadınlar için, kutlu zaman parçacıkları icadediyor. İlgilileri de "belli bir gruba has kılınan" bu tahsisli günleri, bir ibadet ciddiyetiyle değerlendiriyor; kutluyor ve kutsuyor. 

Bu günler geldiğinde, kimi nutuk çekiyor, kimi pankart taşıyor, kimi şarkı söylüyor, kimi gazete ve televizyonlara beyanatlar veriyor. Böylece bir kesim, meselâ kadınlar, en azından bir süreliğine erkeklerden ve çocuklardan ayrılıyor; özelleşiyor, farklılaşıyor ve güya önemseniyor. Gariptir bu kutlama ve kutsamanın ertesi güne hiç bir etkisi olmuyor. Kadın gene, kaldığı yerden çilesini çekmeye, kocası olacak heriften günlük mutad dayağını yemeye devam ediyor. 

Hayata ve problemlere parçalı bulutlu bakan, kalabalık yapıp gürültü çıkardığında büyük işler başardığını sanan bu güdük anlayışa asla katılmadığımı açıkça söylemek isterim. 

Görünüşte herkes, kadının dövülmesine karşı olduğunu söylüyor. Ama kimse, bir bayana dayak atan herifin nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu araştırma veya öğrenme ihtiyacı duymuyor. Çünkü buradaki asıl amaç sorun çözmek değildir. Kadınlar günü bahanesiyle meydanlarda, salonlarda toplanıp slogan atarak, pankart açarak, bağırıp çağırarak tatmin olmaktır. 

Kadına el kaldıran erkeğin psikolojisi nedense kimseyi alâkadar etmemektedir. Onun saldırganlığını, belki sadistliğini tetikleyen sebeplerin neler olduğu, tedavi edilip edilemeyeceği üzerinde hiç durulmamaktadır. Daha doğrusu sorunun kaynağı olan erkek yok sayılmakta kadın, sığınma evine alınarak meselenin halledildiği sanılmaktadır. Bir süre sonra evden çıkarılmakta, gidecek başka yeri olmadığından eski kocasına dönmek zorunda kalmakta, günlük dayağını bıraktığı noktadan yemeye devam etmektedir. 

Halbuki kadını korumanın en akılcı yolu, eğer mümkünse, saldırgan kocayı tedavi ettirmektir. Bu aynı zamanda mağdureyi evinden ve çocuklarından ayırmayacak, aile birliğinin devamına yardımcı olacaktır. Kanaatimce erkeklerde, hanımlara yönelik özel bir düşmanlık yoktur. Yani baylar, karşılarındaki kişiyi bayan olduğu için dövmemektedir. Muhtemelen bu çirkin eylemin nedeni, bazı kişilerdeki saldırgan karakterdir. O kadını, kendini savunamayacak kadar zayıf bulduğu ve kolay ulaşılabilen (eş, kardeş, sevgili, kız çocuk) biri olduğu için seçmektedir. Fakat birileri bunun adını, "kadın dövme sorunu" koymaktadır. Nedense bunun, genel bir saldırganlık dürtüsü olabileceği düşünülmemektedidr 

Zira bir baba, biraz serpilmiş oğluna kolay kolay dayak atamaz. Bir gün, canına tak ettiğinde kendisine dikleneceğini tahmin eder. Aile dışındaki birileri üzerinde denemeye girişmek ise, fazlasıyla yürek ister. Bunu yapabilmek için hem arkada destek bulunmalı, hem de yüzdeki astar tamamen yırtılmış olmalıdır. İşte bütün bu nedenlerden ötürü, hasta ruhlu erkekler için, "dövmeye en uygun varlık" kadın olmaktadır. 

Kısacası sokaklarda, "Kadına dayak atmayın!" pankartı taşımakla, nutuk çekip, bağırmakla bayanlar dayak yemekten kurtulamaz. Töre cinayetleri üzerine duygusal güzellemeler yazmak, trajik hikayeler üretmek devam etmekte olan sorunlara çare olamaz. 

Eğer bu konularda ve tüm diğer hususlarda bir şey yapılmak isteniyorsa geleceğin anne ve babaları sıkı bir eğitime tabi tutulmalıdır. Zihinler ailenin, toplumun, ait olunan etnik grubun, aşiretin yüklediği yanlış bilgilerden arındırılmalıdır. Bilmeyenlere, kadının da erkek gibi insan olduğu belletilmelidir. Sıradışı tiplerin, erkekleri kontrol sadedindeki absürt tavsiyelerine diğer kadınların kulak asmamaları gerektiği anlatılmalıdır. Yani faaliyetler bu yönde olmalıdır. Çünkü kendiliğinden hiç bir şey düzene girmez, girmeyecektir. 

İsterseniz aşağıdaki hayali örneğe bakarak, gün yöntemiyle çözülen maddi bir problemin, nasıl yeni problemler doğurduğunu da bir görelim. 

Diyelim öğretmenler günü geldi sokaklara döküldünüz. Yürüdünüz, nutuklar çektiniz bakanı veya başbakanı etkilediniz, birer maaş ikramiye kazandınız. Peki diğer memur sınıfları ne olacak? Hani herkes haktan, hukuktan yana idi. Hani herkes adalet istiyordu. 

Tabi eğer hak istiyorlarsa onlar da "gün" icadedip yürüsünler değil mi? İyi de bu iş nereye kadar gidecek kardeşim.Teknolojinin bu kadar ilerlediği, her şeyin hesabının saniyeler içinde yapılabildiği, istenen her bilgiye anında ulaşılabildiği bu çağda, haklar halâ polisle kavga ederek, ortalığı toz duman ederek mi alınacak? İnsanın Serengeti'deki aslanla, aynı yerde yaşayan tilkiden farkı olmalı değil mi? Eğer haklar güce göre dağıtılacaksa hukuk kurumuna ne gerek var. Kaldıralım gitsin! 

Görüldüğü üzere, tantana ve kuru gürültünün marifet sayıldığı, tesir bırakanın ya da gücünü gösterenin daha fazlasını kaptığı, hak ve adaletin kimse tarafından kaale alınmadığı bir yaban çağını yaşıyoruz. Artık ortalıkta dolanıp duran bazılarının, problem çözmek için değil, şahsi veya grupsal çıkar, ün ve kişisel tatmin amacıyla koşuşturduklarını görebiliyoruz. 

Her yıl 8 martta kadınlar gününü kutluyoruz. Şimdi bu işin öncülerinden birisi çıksın ve bu yolla, kaç kadını dayak yemekten, kaçını koca veya töre cinayetine kurban gitmekten kurtardıklarını anlatsın da bilelim! Sayelerinde, kaç saldırgan erkek ıslah edilmiş, kaç aile birleştirilip çocuklarıyla beraber mutlu bir hayata kavuşmuştur, öğrenelim. 

Yahu ben de neler söylüyorum. Kimsenin böyle bir derdi yok ki! Öyleyse bu günden maksat ne? Ne olacak; çeşit olsun! 

Resim: Milliyet.com. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Değerli Hüseyin Bey, komşumuzdan bir fincan tuz istediğimizde, komşumuzda da varsa istediğimiz tuzu bize vereceğini biliriz. Sizlerde deneyimli insanlar olarak mutlaka çevrenizde gözlemlemişinizdir. Evinde ve çevresinde hiç incitilmeyen, değer verilen kişiler çok büyük çoğunluğu ile bir karıncayı dahi incitemez, nerede bir ihtiyaç sahibi varsa onun olası ihtiyacını karşılamaya, imkanı olmadığında da üzüldüğünü bilir, şahit oluruz. Peki, nedir burada kişiyi sevecen veya kırıcı yapan? Kanatimiz burada birinci derecede annenin etken olduğudur. Ancak, evliliğinin ilk gününden itibaren ezilen, horlanan bir anne adayının, bu sorunlarını çocuğuna yansıtmaması da mümkün değildir. Kadına şiddet uygulayanların büyük çoğunluğunun, sevgisiz bir ortamda büyüyen kişiler olduğunu duyarız. Burada görev birinci planda, kadınlarımıza, sonrasında da aile büyükleri olan erkeklere düşmektedir. Özetle; Sevgi alamayan bunu diğerine verememektedir. Sağlıcakla kalınız. "(www.canmehmet.com)

Canmehmet 
 09.03.2011 15:21
Cevap :
Değerli Canmehmet: İnsan öğrendikleriyle şekillenir. İnsanın, ailesinden ve çevresinden aldıkları tüm hayatını kuşatır. Bu doğrudur. Kişi kendisi nasıl bir eğitimden geçmişse çocuklarını da üç aşağı beş yukarı öyle eğitir. Yani, sevgi görmeyen sevgi vermez/veremez. Bu sonuçtur. Ancak saldırganlığı, dövme ve zarar verme dürtüsünü sadece bununla açıklayamayız. Zira aynı ailede yetişen iki çocuk, büyüdüklerinde çok farklı (anne ya da baba) olabilmektedir. Biri çocuklarına, alabildiğine müsamahakar ve hoşgörülü, diğeri tavizsiz ve asık yüzlü davranabilmektedir. Demek istediğim davranışlarımızda, öğrenmenin yanında ruhsal yapımızın da etkisi vardır. Sebep ne olursa olsun bu durumdakilerin tedavisi mümkünse çaresine bakılmalıdır. Görüşüm budur. Bu arada Web sayfanız hayırlı olsun. Selam ve saygılar.  10.03.2011 20:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 719
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 698
Kayıt tarihi
: 28.04.07
 
 

Emekliyim. Herkes gibi benim de bir dünya görüşüm var. İnsanların farklı fikir ve inançlara sahip..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster