Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Kasım '10

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
454
 

Kadınlar rollerini ne kadar seviyor?

Kadınlar rollerini ne kadar seviyor?
 

Kadınlar, kendilerini kendi zihinlerinde nereye konumlandırıyorlar? Asıl can alıcı soru bu. Kendini birinci sınıf birey olarak görmeyen, dolayısıyla kendisine ve ailesindeki diğer hemcinslerine ötekileştirme ve sindirme yasalarını uygulayan, milyonlarca kadın var. Yazılı olmayan yasalar bunlar. Din kisvesi altında, dinin bizzat kendisinin ortadan kaldırmak istediği daha çok "Arap kültürü" ve benzer diğer kültürlere özel geleneklerin rolü bunda çok büyük. Konumuz bu değil ama belirtmeliyim; din ideal insanı tarif eder, özünde akılcılık ve adalet, ölçülülük yatar. Yapılacak ilk iş, kadının kendisinin zihninde bir devrim yaratmaktır. Tektipleşen, ortadan kesin çizgilerle ayrılan gündelik hayatla ilgili sorumlulukları, iki tarafın arasında geçişken hale getirmek, karşılıklı bireylerin birbirini anlayabilir hale gelmesinde çok önemli bir unsurdur. Halen mutfakla, yatak odası arasına sıkışmış, son derece sınırlı bir hayat sürmekte olan, adeta bir temizlikçi ve mutfak robotu muamelesi uygun görülen kadınlar, gerçekte bu rollerinden ne kadar mutlular?Bilmeyenin, daha çok bilene tabii olduğu ve onun uzaktan kumandasıyla hareket ettiği gerçeğinden yola çıkacak olursak, hiç bir kadının bilmeme lüksü yoktur. Çünkü ilk öğretmen annedir. Çünkü bir erkek çocuğunun da bir kız çocuğunun da zihninde oluşacak cinsiyet algısının önemli kısmı anneye aittir. Çünkü kadın seçme, seçilme, hayır deme hakkını kullanmak için donanacağı yegane silahın bilgi olması gerektiğinin farkına varmalıdır. Diğer herşey, kişisel satınalma özgürlüğü dahil bundan sonra gelir. Çok önemli bir unsur daha var ki o da bilimsel verilerce ortaya konmuş, cinsel iletişimsizlik-cinsel açlık cinsel şiddeti de beraberinde getiriyor. Bizim gibi toplumların, cinsellik algılarının eksik, hastalıklı, sorunlu yanlarının olduğu bir sır değil. En şehirli, sözüm ona "en modern" zihinlerde dahi "toplumsal cinsiyet algısı" nın, sorunlu taraflarının kırıntılarını görmek mümkün; ne yazık ki. En temel gerçek, "biyolojik cinsiyet" ve "toplumsal cinsiyet" algısını birbirinden ayırdedebilme becerisi kazanmakta yatıyor. Kadınlar kendi rollerini kendileri belirlemeli ve toplumun, ileri yürüyüşünde güçlü ve istekli birer nefer rolü üstlenmelidir. Cumhuriyet kadınına yakışan budur. Bizlere de elimizi taşın altına koyup, gücümüz ve imkanlarımız nispetinde adeta bilinci kapalı yaşayan hemcinslerimizin, bilinçlerini çeşitli yollarla açma görevi düşmekte. Salt entellektüel, kapalı devre, hiç bir sorun yokmuş gibi yaşayarak, bu toplumun sorumlu bir bireyi olduğumuz gerçeğini unutmak gibi bir lüksümüz yok. Her yıl artan, kadına yönelik şiddet ve cinayet rakamlarını en aza indirgemek için hepimize ayrı ayrı görev düşüyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok önemli bir konuya çok doğru ve gerçekci bir gözle bakmışsınız. Yazılarımda zaman zaman kadın haklarını savunurken neden kadınlar yeterince haklarını savunmaz diye hep düşünmüşümdür. Saygı ve selamlar...

izmirli doksanyedi 
 26.11.2010 14:36
 

kararlı adımlarla diklenmesini bilen, ıssızlığın nefesini kesmesini bilen kadın. Okurken yakalandım, yazdım.

Şahin Yamaner 
 26.11.2010 14:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 76
Toplam yorum
: 35
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 872
Kayıt tarihi
: 13.10.10
 
 

Doğal yaşamın korunması, evrensel insan hakları, felsefe, arkeoloji, tarih, sosyoloji, kişisel ge..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster