Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mart '10

 
Kategori
Dünya Kadınlar Günü
Okunma Sayısı
530
 

Kadınlar Şeysi

Kadınlar Şeysi
 

kadın


8 Mart’ın “gerçekte” ne olup olmadığına, içinin boşaltılıp amacından saptırıldığına vs vs vs dair çok yazılıp çizildi önceki yıllarda. Hemen her 8 Mart’ta, “emekçi” kavramının kaldırıldığı yönünde yazılar da kaleme alındı. Geçmiş yıllarda yazıp çizdiklerimizin bir tekrarını daha yapmaya gerek yok zannımca. 8 Mart’ın ne olduğunu öğrenmek isteyenler, internetten araştırıp bulabilirler.

8 Mart’a dair takıldığım ilk konu, 129 kişinin yanarak can verdiği bir günün nasıl olup da “kutlamaya” dönüştüğüdür aslında. Ölümlerin yıldönümü “anma” etkinleriyle gerçekleştirilirken, 8 Mart’ın “göbek atma” merasimine çevrilmesine (üstelik “emek” vurgusunu yapan devrimci – sosyalist” kadınların bile farklı bir tavır göstermemesine) anlam verebilmiş değilim. Bugünkü kadın hareketinin başlangıç adımı olan çoğunu kadınların oluşturduğu 129 kişinin yanarak ölmesi, yine kadın hareketi savunucuları tarafından bile “kır gerdanını” şeklinde karşılanıyorsa, Türkiye’deki “kadın hareketinin” ciddi boyutta sorgulanması gerektiğine inanıyorum.

Sivas’ta 37 kişinin yanarak öldüğü günün yıldönümünün eğlenip göbek atarak “kutlandığını” hayal edebilir misiniz? Bu durumda, emek mücadelesi uğruna hayatını kaybeden kadınlara karşı en büyük saygısızlığı yine kadınların kendisi yapmış olmuyor mu?

Konuya “Bu, tamamen kadınların kendi iç sorunudur” şeklinde yaklaşmak da doğru değil. Zira öncelikle “insan” olabilmenin gereğidir bir başka insanın acılarına ve ezilmişliğine ortak olmak. İdeolojik olarak da böyledir aslında. Bir sosyalistin “kadın sorunu, kadınların çözmesi gereken bir sorundur” düşüncesiyle hareket edebilme hakkı var mıdır? Özellikle bazı sosyalist yapıların, 8 Mart etkinliklerine erkekleri hiçbir şekilde kabul etmemeleri gibi tuhaf bir durum yaşanıyor; etkinliklere erkek müzisyen kabul etmemek de dahil… Oysa bir sosyalistin öncelikli görevi, ezilen halklara ve/veya bireylere destek vermek, onların yaşama hakkını savunmaktır. Kaldı ki sosyalistin ideolojik olarak kadın – erkek gibi cinsiyet ayrımı olmaz; sosyalist sosyalisttir!

Ancak burada önemli bir parantez de açmak gerek. Bugüne dek gerçekleştirilen kadın etkinliklerine katılan ve kendini sosyalist olarak tanımlayan erkeklerin büyük çoğunluğu, “klasik erkek egemen” anlayışla konuya müdahil olmuştur. Aynı erkek egemen anlayışla ve kadını aşağılayıp ezmeye çalışan bir üslupla siyasi rant elde etmeye çalışan erkekler nedeniyle, bugün birçok kadın örgütü erkekleri bu çalışmalardan uzak tutma zorunluluğunu hissetmektedir. Yukarıdaki paragrafta; okuduğu üç beş kitabı ezberleyip karşısındakine ezberini satmaya çalışan sözde sosyalist erkekleri kastetmiyorum –yazık ki büyük çoğunluğu oluşturuyorlar. Sosyalizmi, insan olmayı, insana (ve doğal olarak kadına) duyarlı davranmayı; hak, sınıf ve cinsiyet mücadelesini gerçek anlamda içselleştirebilmiş –belki az sayıdaki- erkekleri kastediyorum. Kapa parantez…

Annemin güzel bir anekdotu vardır bu konuda: Yıllar önce okuduğu bir röportajda Ankara’nın varoş tabir edilen bölgelerinde yürütülen kadın hareketini ve kadın hakları konusundaki çalışmalarını anlatmaktadır bir kadın yazar. Bu çalışmalar sırasında, erkeklerin de bulunduğu ve konuşmaları ilgiyle izledikleri gözlenir. Çalışmaların sonuna doğru, eğitim düzeyi düşük o erkeklerin “Belki eşlerimiz için geç kaldık ama hiç değilse kızlarımızı kurtarabiliriz” dediğini anlatır kadın yazar. Bu örnek, bir sınıf veya cinsiyet hareketinin cinsel kimlik farkı gözetilmeksizin yürütülerek başarıya daha çabuk ulaşılabileceğini göstermesi açısından önemlidir.

KADININ KADINA ETTİĞİ

Yine ülkemizde kadın hareketi savunucuları, hareketin başlangıç noktasını “erkeklere karşı” yürütme gibi bir yanlış içindeler. Kadınların, “kadın kimliği” konusunda önce hemcinslerine karşı bir mücadele vermeleri gerektiğini sanıyorum. Şöyle ki;

Silivri Belediyesi, 8 Mart dolayısıyla bir dizi saçma etkinliğe imza atarak tüm “emekçilerin” ve kadın hareketi savunucularının tepkisini toplamayı başardı. (CHP’li Belediye’nin “EMEK” sansürü). Bu anlamsız ve tuhaf etkinlik, çoğunluğunu kadınların oluşturduğu bir birim tarafından hazırlandı, söz konusu birimin bağlı olduğu ve kendisi de kadın olan bir belediye başkan yardımcısının onayından geçti. (Geçtiğimiz günlerde “emek” yanlısı bir tutumla Tekel İşçilerine desek verir gözükmek için meydana inen Belediye Başkanı Özcan Işıklar tarafından nasıl kabul edildiği ayrı bir tartışma konusu olmalıdır belki de.) Üstelik bülten ve broşürlerde “emekçi” kelimesi kullanılmadı bile. Yazının başında belirttiğim durumdan farklı olarak, belediye tarafından hazırlanan etkinliğin içeriğini önce kadınlar yorumlayıp değerlendirmelidir belki de. Zira kadın olmayı “makyaj”, “cilt bakımı”, “estetik” vs gibi kavramlara indirgemek, -ki yine kadınlar tarafından tertiplendiği göz önüne alındığında- kadın kimliğinin yine kadınlar tarafından aşağılanmasından başka bir anlam taşımaz. Burada eleştirilen, makyaj olgusu değil. “Kadın hakları” ve “kadın kimliği” konulu bir günde, kadınlığın bu kadar sığ bir noktaya çekilebiliyor oluşudur eleştirilen. Dolayısıyla, henüz kadınların kendileri “kadınlık bilincine” erişememişken, bu mücadelenin önce erkeklere karşı yürütülüyor olması, kadın hareketinin ülkemizde pek de sağlam bir zemine dayanmadığını düşündürüyor bana. Kadınlar, öncelikli olarak hemcinslerine anlatmalıdır, biz erkeklere söylemeye çalıştıklarını.

Örneği yine Silivri’den yürüterek verelim o halde: CHP’li Silivri Belediyesi’nin düzenlediği etkinlikte “emekçi” vurgusu atlanıyor, kadın sorunları tümüyle pas geçilerek kadının salt estetik görüntüsü üzerine (birçok kadın hareketi savunucusunun ‘rezalet’ ve ‘kadını aşağılayıcı’ olarak tanımladığı) bir program hazırlanıyor. Bunu düzenleyen ve onaylayanlar kadınlar. Öte yandan aynı partinin, CHP’nin Silivri İlçe Başkanı Selami Değirmenci tarafından gerek bez afişlerde gerekse radyo duyurularında “Emekçi Kadınlar” vurgusu yapılıyor ve yine partinin düzenlediği etkinliğe kadın konuşmacı getirilerek “kadınlık bilinci” üzerine bir konuşma yapılıyor. Bunu düzenleyen ise bir erkek! Etkinliğin eğlenceyle devam etmesi ise tamamen kadınların kendi tercihi olduğundan, biz erkeklere bir eleştiri hakkı tanımaz bu durum.

Kısacası, bir erkeğin hazırladığı etkinlikle kadınların hazırladığı etkinlik kıyaslandığında, “hareketin başlangıç noktası erkeklere karşı değil, kadınlara karşı olmalıdır” önermesiyle ne anlatmak istediğim daha net anlaşılır sanıyorum.

Tabii Silivri Belediyesi’nin bu saçmalığının siyasi tarafı da var. Yerel seçim sürecinde tavrını emekten yana koyacak yapılara destek vereceklerini söyleyen sivil toplum örgütleri, Belediye Başkanı Özcan Işıklar’ın da onayından geçen bu burjuvatik tavrı bir kenara not ettiler.

Hafta sonunu, ÖDP’nin önce Okmeydanı’nda, ertesi gece Avcılar’da düzenlediği etkinliklerde gitar çalarak geçirdiğimden, Silivri’deki programı izleme imkânım olmadı. Ancak her iki programın değerlendirmesini dinlediğim sol yapılardan birinin şu cümlesi, üzerinde düşünülmeye değerdi: “Değirmenci, Belediyeye karşı şık bir gol attı!”

(Arşiv yazısı: Hangi Kadınların Günü

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 411
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1591
Kayıt tarihi
: 23.07.06
 
 

Milliyet Blog'un ilk yazarlarındanım. Uzun yıllar gazetecilik yaptım, sonra bir sabah uyandım ki ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster