Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Haziran '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
567
 

Kadınlar ve şiddet

AYNUR 

Sürekli şiddet görerek yaşayan kadınlar bu eziyete ne kadar süre dayanabilirler ? 

20 yaşındaydı ağabeyinin düğünü olduğu zaman. Annesi, “Sıra sana geldi artık kızım”, dedi. Aynur şaşırmıştı annesinin söylediği sözlere. Daha ağabeyi evleneli şunun şurasında kaç gün olmuştu. Aynur’un sevdiği biri yoktu. Zaten böyle bir şeyin olması da beklenemezdi. Annesi Aynur’a hayırlı bir talip bulacak, Aynur de evlenecekti. Fakat bunun ağabeyinin düğününden hemen sonra olacağını tahmin etmemişti. Annesi, “Kabak Hacı’nın oğlu var en büyükleri seni onunla evlendireceğim, ” demişti. Aynur önce adamın ismini nereden duydum diye düşündü. Sonra aklına geldi adamın ismi. Kabak Hacı. Komşu köyden ağabeyinin düğününde annesinin borç aldığı adam. Annesinin niyetini anlamıştı. Annesi ağabeyinin düğün borçları yerine kendisini veriyordu. Kaderine razı olacaktı. Başka şansı da yoktu. Kocasını ilk olarak gerdek gecesi gecenin 01.00’de gördü. İçeri dev gibi uzun boylu kilolu bir adam girdi. Bu saatte girdiğine göre kocasından başkası değildi herhalde. Sonradan söyleyecekti. O odaya o saatte kocasından başka adam girse de onu kocası bilecekti. Adam hiç konuşmadan ve üzerini soymadan doğrudan gerdek gecesindeki görevini yerine getirdi. 

Sabah gördü kocasının yüzünü tam olarak. Kendisinden 10 yaş büyüktü. Büyük bir evde yaşıyorlardı. Evde kayın babası ve annesi, kocasının iki kız ve biri büyük iki oğlan kardeşi ile birlikte yaşıyorlardı. Odanın birinde diğer aile fertleri yatıyor, kocası ile kendisi ise küçük bir odaya gece uyumak için giriyorlardı. Evin ilk geliniydi. Kocasını fazla göremiyordu. Kocası devlete ait Toprak-Su Genel Müdürlüğü’nde büyük sulama kanalları açan bir vinçte operatör olarak çalışıyordu. 10 gün kadar sonra da evden gitti. Aynur kayınbabasının evinde kalmıştı. Kayınbabası ile konuşması yasaktı. O çağırdığı zaman yanına gider, kayınbabasının yüzüne bakmadan söylediklerini yerine getirirdi. Akşama kadar işi çoktu Aynur’un. Kocasının iki küçük kardeşine bakar, kocasının küçüğünün dediklerini de yerine getirirdi. Kocasının küçüğü olan inisi kendinden epey küçük olmasına rağmen ona ağabey der ve ne isterse yapardı. Sabah akşam koyunların sütünü sağardı Aynur. Sonra evin hemen yanındaki küçük mutfakta sütü pişirir, yoğurt ve peynir yapardı. Mesaisi sabahın 06.00’sında başlar, gecenin yarısına kadar sürerdi. Komşuya gitmek, 15 km yakındaki ilçeye gitmek gibi bir lüksü yoktu. Zaten hiç parası da. Ne kocası ne de kayınbabası kendilerinde böyle bir zorunluluk da hissetmiyorlardı. Kadın dediğin evde oturur ev işlerini yapar, kocası ona ne verirse onunla yetinirdi. 

Epey zaman böyle sürdü. Sonra kocasının çalışma yeri Fethiye ilçesi olunca kocası Aynur’u ve küçük kız kardeşini de yanına alarak onları otobüsle götürmeye gelmişti. Aynur’un karnı burnundaydı. Birkaç güne kalmaz doğurdu doğuracaktı. Yaz günü yola çıkmışlardı. Hava hem çok sıcaktı hem de Aynur’un karnında bebek olduğu için çok daha kötü hissediyordu otobüs bir o yana bir buna sallana sallana gittikçe. Aynı zamanda da heyecanlıydı Aynur. İlk defa yaşadığı köyden çıkıyor, hem başka bir ile hem de başka bir ilçeye gidiyordu. Otobüs Fethiye’de durunca otobüsten indiler. Aynur ve kocasının küçük kardeşi çok susamışlardı. Koşturarak su içmeye gittiler. Önlerinde uşsuz bucaksız bir su kütlesi vardı. Suyu ağızlarına almaları ile suyu ağızlarından püskürtmeleri bir oldu. Kocası arkalarından koşuyordu. 

“Ne yapıyorsunuz o deniz. Denizin suyu tuzlu olur, içilmez.” 

Aynur ilk defa böyle büyük bir su kütlesi görüyordu. Hayatında herhangi bir göl bile görmemişti. Büyük bir su kütlesi görünce çokta susamıştı, kana kana içmek istedi masmavi tertemiz sudan. Böyle başlayan Fethiye macerası 10 gün sonra ilk çocuğunu doğurmasıyla birlikte daha güzel oldu. Denizi tam karşılarında gören küçük bir evde yaşamaya başlamışlardı. Üstelik kocası nihayet çocuğun hastanede muayenesini yaptırmak ve kocasının sağlık güvencesinden yararlanabilmesi için resmi nikah da kıymıştı Aynur’a. İmam nikahı ile evlenmişlerdi. Herhalde çocuk doğmasaydı uzun süre de resmi nikah falan kıymazdı.. 

Fethiye’den sonra Antalya’ya gittiler. Antalya’ya gidince küçük bir gecekondu evinde kalıyorlardı. İki odalı bir evdi. Kocası sürekli olarak çalışmaya gidiyor. İki üç hafta da bir ancak bir iki günlüğüne eve geliyordu. Kocasının küçük erkek kardeşi Aynur’un yanında duruyordu. Kocası onu bekçi ilan etmişti Aynur’un başına. Akşama kadar Aynur’un dibinden ayrılmıyor, evin hemen yanındaki yalnız yaşayan yaşlı komşusuna bile gidemiyordu. Sanki kocası oydu. Aynur’a komşuya gitmek istediğinde bağırıp çağırıyordu. Aynur hiç sesini çıkaramıyordu. Küçük kızı oldukça büyümüştü. İkinci çocuğuna hamileydi. Kocasının kardeşi hem Aynur’a bağırıp çalışıyor hem de küçük kızıyla uğraşarak sürekli çocuğu sinir ediyordu. Aynur kocasının kardeşinin yaptıkları hiçbir zaman affetmeyecekti. Özellikle de küçük kızına yaptıkları. Küçük kız amcası yüzünden çok kıskanç ve sinirli bir çocuk olacaktı ve o yaşlardaki kötü etkiler kızının ilerleyen yaşlarında olumsuzluklara neden olacaktı. Kocasının izinli geldiği günler Aynur’un kabusu ikiye katlanırdı. Hem küçük kızına bakar hem de kocası ve kardeşiyle ilgilenirdi. Kocası ve kardeşi Aynur’un yakında doğurmak üzere olduğunu bildikleri halde eve her girip çıkışlarında ayakkabılarının iplerini Aynur’a çıkartırlardı. Kocası, hamile olduğuna aldırmadan son günlere kadar cinsel ilişkiye giriyordu. Evde olmadığı günlerin acısını karısından çıkartıyordu. 

Oğlu doğduktan sonra kocasının kardeşi devlette bir iş bulup evden ayrıldı. Hiç olmazsa ondan kurtulmuştu Aynur. Fakat kocasının Aynur’a cinsel taciz ve tecavüzleri ve dayakları hiçbir zaman bitmedi. Doğumdan birkaç gün sonra cinsel ilişkiye kaldığı yerden devam etti kocası. Aynur kocasına hiçbir şey söyleyemezdi. Öyle yetiştirilmişti. Zaten söylemesi dayak yemesiyle sonuçlanırdı. Aynur kocasının ayakkabılarını bağlamayı büyük kızı üniversiteye gidinceye kadar devam ettirdi. Çocuklar epey büyüyünce babaları geldiği zaman evde hiç ses çıkaramıyorlardı. Babaları içeri dışarı gideceği zaman üç çocukla birlikte Aynur kapının önünde sıraya geçerler ve çocuklardan birisi babalarının ayakkabılarını bağlardı. Kocası eve geldiği zaman Aynur mutlaka birkaç kez dayak yerdi. 

O yıllarda 3 oda bir mutfaklı bir kooperatif apartman dairesi almışlardı ve orada oturuyorlardı. Kocasının maaş durumu iyiydi. Fakat hala kocası anne ve babasına para göndermeye devam ediyordu. Bu arada Aynur da boş durmuyor o da annesine sebze meyve gönderiyordu. Kocasının ve kendisinin anne babalarına para ve yiyecek içecek göndermeleri kocası emekli oluncaya kadar sürdü. Aynur’un ve kocasının bu davranışının acısını en çok çocukları çekmişti. Çocuklar babaları geldiği zaman misafir odasından çıkamazlardı. Üçü orada oynarlardı. Babaları oturma odasında tek başına oturur, televizyon izlerdi. Çocuklar misafir odasında mutlaka gürültü yapardı. Onları oyalayacak bir şey yoktu. Gürültüyü duyunca babaları hemen ayağa kalkar ve çocukların üzerine yürürdü. Aynur araya girer ve çocuklarını korur. Korumanın karşılığında da iyi bir dayak yerdi. İki gün dayak yedikten sonra kocası gelinceye kadar ne de olsa yaraları iyileşir. Kocası sanki onu hiç dövmemiş gibi eve gelir gelmez hemen soyunmasını söylerdi. Çocuklar lise yıllarında bile babalarının eve geldiği zamanlarda televizyonu oturma odasının kapısının aralığından izlerlerdi. Bu sefer de babaları ders çalışmalarını söylerdi. 

Aynur’un kocası büyük kızı ve oğlu üniversiteyi kazandığı zaman hiç düşünmeden hemen emekliye ayrıldı. Çalıştığı devlet kuruluşunda işçi statüsünde çalışıyordu. İşçi iken maaşı çok yüksekti ama emekliye ayrılınca maaşı kuşla dönüyordu. Biri lisede ikisi üniversite okuyan üç çocuğu vardı ve hiç düşünmeden emekliliğini istemişti. Emekli maaşı üniversitede okuyan çocukların birine bile yetmiyordu. Bu sefer Aynur yine devreye girmiş ve çocuklarının okuyabilmesi için kocasıyla birlikte semt pazarlarında meyve sebze pazarlamaya başlamıştı. Kocası artık sürekli olarak evdeydi. Bir yandan hergün o semt pazarı senin bu semt pazarı senin çalışıyorlar, bir yandan da kocası yine en küçük bir şeyi bahane edip dövüyordu Aynur’u. Sonra da sanki az önce Aynur’u döven kendisi değilmiş gibi Aynur’u aynı gece yatakta ziyaret ediyordu. 

Aynur tüm yaşadıklarına çocukları için katlanmıştı. Aralıksız 30 yıl boyunca kocasından dayak yedi, hakaret işitti, cinsel tacize ve eziyete maruz kaldı. Büyük kızı diş hekimi oldu. Oğlu işletme fakültesini bitirdi ve büyük bir dershane açtı. Küçük kızı ise ziraat fakültesini bitirdi ve özel bir şirkette çalışıyor. Küçük kızı çok zeki bir kızdı. Kocası erken emekli olunca diğer iki çocuğu üniversitede okuduğu için onu ihmal ettiler, yoksa o da çok daha iyi bir bölümde okuyabilirdi. Artık kocası Aynur’a herhangi bir şekilde dayak atamıyor. Çocukları artık böyle bir şeye izin vermiyor. Aynur ise şimdi yıllarca sabrederek katlandığı şiddetin doğurduğu sonuçlarla uğraşıyor. Yıllarca koca dayağı ile uğraşmıştı, şimdi de sağlık problemleriyle uğraşıyor. Ama her şeye rağmen yine de mutlu. Çünkü çocukları emeklerinin daha doğrusu yediği dayakların hakkını verdiler ve kendilerini kurtardılar. 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

böyle bir evde büyüdüğü için başıboş olmamışlar, hayata daha sıkı sarılıp sağlam basmışlar yere. Bu her zaman böyle olmuyor, Evde ki hırgür, babalarının umursamazlığı çocukları yıldırmamış. blogunuzun en güzel yeri onların okuyup meslek sahibi olmalırı. Aynurlar hiç bitmez Türkiyede. Esenlikle.

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 29.06.2010 0:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 537
Toplam yorum
: 198
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1866
Kayıt tarihi
: 10.06.10
 
 

Gündemi ve olayları yakından takip etmeye çalışıyorum. Sinema, kitaplar, spor, doğa, siyaset, miz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster