Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Ağustos '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
844
 

Kadınların üzerinden elinizi çekin!

Kadınların üzerinden elinizi çekin!
 

Correr Müzesi’nde bir gün

Geçenlerde beni ziyarete gelen arkadaşlarıma hoş bir sürpriz yaptım ve onları Venedik’in en ünlü müzelerinden biri olan Correr Müzesi’ne götürdüm. Correr Müzesi’nin olduğu yerde San Marco Meydanı’nda bir zamanlar antik bir kilise varmış. Ancak ordularıyla Venedik’i işgal eden Napolyon antik kiliseyi “bu ne biçim kilise, bu meydana hiç yakışıyor mu? diye yıktırıp yerine kendisine bir saray inşa ettirmiş. İşte bu saray şimdi müze olarak kullanılıyor.

Antonio Canova ve Onun Narin Kadınları

Uzun zamandır eserlerini yakından görüp oldukça etkilendiğim Veneto’dan Possagniolu Antonio Canova’nın birbirinden güzel eserlerinin de sergilendiği bu Correr Müzesi’nde sıcak hava ve klimasız ortamın baskısına aldırış etmeden güzel bir ziyaret gerçekleştirdik. Antonio Canova’nın eserlerine ayrılan bölümde sanatçının çoğu eserinin bitmemiş hali bulunuyor. Canova eserlerine son halini vermeden önce kopyaları üzerinde o kadar büyük emek sarf etmiş ki bugün bu kopyaların kendileri bile önemli bir sanat eseri muamelesi görüyor.

Correr Müzesi’nde Dehşet Saçan Kadınlar

Canova sunduğu güzelliklerle ve sanat anlayışındaki zarafet ile insanı gerçekten büyülüyor ve sanatı daha çok sevmenize neden oluyor. Onun kadınlarının güzelliği, narinliği, dans ile birleşen XVIII. yüzyıl modası Canova kadınlarına hayran olmanıza neden oluyor. Beden narince salınıyor, kıyafetler incecik tüller ve zarifçe toplanmış saçların rüzgar ve dans ile zarifçe süzülüşü... Ortamda kulağınızda kalacak bir melodi gerekiyor, Canova’nın kadınlarını incelerken. Kadınları bu derece güzel olan bu sanatçı muhtemelen çok çapkın olmalı demiştim bir keresinde Davide’ye. Hafifçe gülümsemiş ve doğru tespit Canova gerçekten de çapkın bir adammış demişti.

Kadın acının sembolü

Kadınlar elbette çok güzeller ve güzelliğin sembolü olmaya da devam edecekler; ancak tarihte sanata bu derece yön vermiş kadın bedeni esasında bu bin yılların acılarını da bünyesinde taşıyan, çilenin, direncin, kan ve göz yaşının, en çok da intikamın sembolü de oluyor. Correr Müzesi’nden bazı eserler söyleyeceğim bunları muhakkak bir yerde açıp okuyun ya da resimleri alın elinize uzun uzun inceleyin. Birincisi Gregoria Lazzarini’nin Orfeo Massacrato’su diğerleri ise Jacopo Amigoni’nin Giuditta ve Oloferne ile Jaele e Sisara’sı.

Kadın’ın intikamı

Resimleri birbirinden dehşet verici ve nefes kesici şekilde sizi olduğunuz yere hapsediyor. Kadının elinde bıçağı erkeğin boynunu kestikten sonraki dinginliği ya da nefesinin son noktasına kadar dayanmış; ancak daha fazlasına mecali kalmadığı için düşmanına savaş açmış bedeni ve o bedenden çıkan cesaret ateşi, kadın dayanışması ve bu dayanışma ile erkeğin üzerine çullanan kadınlar... Resimler bana bu kadınlar neden bu kadar soğuk kanlı bir şekilde intikam alıyorlar? Bir kadını bu noktaya ne getiriyor diye düşündürdü. Bu resimlerin ardından Correr Müzesi’nin geniş koridorlarında gezerken aklıma şimdiye kadar tanıştığım ve acılarına tanık olduğum ya da göz yaşlarıyla başlarından geçenleri dinlediğim yahut bir yerlerden hikayelerini okuduğum kadınlar geldi.

Kadının çilesi

Dünya ne yazık ki kadınlar için oldukça zor ve çileli bir hal almaya başladı. Erkek egemen yönetimlerin erkeksi bakış açıları ve bunu pratikte fazlasıyla hayata geçirmeleri kadınların bu anlayışın getirisi olarak zarar görmesine neden oluyor. Türkiye bu anlamda kadına yönelik olarak gerçekleşen şiddete, zulme, tecavüze, ayrımcılığa tüm dünyada kötü örnek olan ülkelerin başlarında geliyor. Geçenlerde bir İtalyan dergisinde bu anlamda akıl almaz bir makale gözüme çarpmıştı. Türk erkeklerinin yüzde olarak büyük çoğunluğunun kadınların şiddet ile cezalandırılmalarını normal karşıladığı, tecavüze uğrayan kadınların giyim-kuşam hal ve hareketlerinin tecavüz girişimlerinde önemli bir etken olduğu ve bu anlamda kadının tecavüzü bir anlamda hak ettiği de büyük bir çoğunluk tarafından benimsenen görüş olarak dikkat çekiyormuş. Bu ve benzer şeyleri Türkçe yayınlarda da yeterince okuyorum. Anlam veremiyorum. Erkek egemen görüşün kadına karşı bu denli acımasız ve zorba olmasını kabul edemiyorum.

Kadınlara yönelik gelişen şiddet ve tecavüz eylemlerinin yüzde oranı her sene artıyor. Buna rağmen eylemin hukuksal sürece yansıması aynı oranda olmuyor. Toplum baskısı çoğu kadının susmasına ve kendi içinde yılları alan travmatik süreçler yaşamasına neden oluyor. Bazen en yakınları bile kadının başına gelenlerden haberdar olamayabiliyor. Kadınlar toplum baskısından dolayı susuyorlar ve susmalarını haklı gerekçelerle savunuyorlar. Erkek egemen anlayış ise tecavüz neticesinde hamile kalan kadını doğuma zorluyor. Kadını artan azalan nüfus dengeleri açısından dişi faktör, doğurgan nesne olarak görüyor. En ileri düzeyde küstahlaşanlar “çocuğun ne suçu var annesi ölsün o halde” diyebiliyor.

Kadınların üzerinden ellerinizi çekin!

Türkiye’de gerçekleşen tecavüz vakalarına karşı son yıllarda mahkemelerin verdiği kararları okuyorum. 13 yaşında kızın 11 tane adamın tecavüzüne uğramasının ardından mahkemenin tecavüzcülerini “kadının itiraz etmemesi ve kendi isteğiyle birlikte oldu” diye serbest bıraktıklarını saçma sapan arabesk bir film senaryosuna benzetiyorum. Derken küçük çocuklara cinsel tacizden yargılanan Hüseyin Üzmez’in de serbest bırakıldığını ve serbest bırakılma gerekçesinde taciz ettiği çocuğun psikolojisinin bozulmadığı olduğunu okuyorum. Gezi eylemleri boyunca göz altına alınan kadınların çıktıklarında cinsel tacize uğradıkları ve çıplak olarak sorgudan geçirildiklerini sözlü tacize uğradıklarını okuyorum. Bunların bazılarını Davide ile paylaşıyorum. İtalya’daki durumu soruyorum. Sonra aklıma cinsel tacizden yargılanan eski başbakanları geliyor. Berlusconi’nin davası hala devam ediyor ve İtalyanlar bu davayı oldukça merakla takip ediyorlar. İtalya’da da erkek egemen anlayışın oldukça etken olduğunu ama son yıllarda kadınların bu anlayışa karşı daha ciddi savaşlar verdiğini söylüyor Davide. İtalyan kadınları artık susmuyor, utanmıyor ve başlarına gelen kötü şeylerin sorumlularının kendilerini olmadığını gerçek sorumluların cezalandırılmaları için de haklarını aradıklarını söylüyor. Bundan elli yıl önce böyle değildi ama, kadınlar burada da susarlar ve bu mevzular aleni bir şekilde konuşulmazdı diye ekliyor. Avrupa Birliği ülkeleri içerisinde bir çok anlamda kötü şöhrete sahip İtalyanların dahi elli yıl gerisinden gelen bir anlayışa sahip olan bir ülke olduğumuz gerçeğiyle yüzleşiyorum yine.

Kadına şiddet ve tecavüzün önüne nasıl geçilir?

Muhtemelen bir çoğumuz bunun imkansız olduğu görüşünde birleşiyoruz. Ancak bu gerçeklik karamsar olmayı ve bu yönde çabalamayı bırakmayı gerektirmiyor. Öncelikle toplumların eğitilmesinin önemi burada ortaya çıkıyor. Eğitimsiz ve kültürsüz bırakılmış bir çok insan toplum normlarının dışında davranış geliştiriyor ve bu davranışlarının sorumluluğunu dahi taşıyacak düzeyden uzak olabiliyor. Potansiyel tecavüzcüler, katiller sokaklarda elini kolunu sallayıp gezenler hatta eline pala alıp sokağa çıkanlar, sokakta gördüğü kadının sırtını tekmeleyip geçenler olarak toplumun dehşetle izlediği zavallılar bu kategoriye giriyorlar. Ancak işin trajik boyutu bu noktada bu tecavüzcünün bu katilin toplum değerleriyle dalga geçer gibi serbest bırakılmasıyla iyice gözler önüne seriliyor.

 Erkek egemen anlayışla yoğrulmuş hükümet yöneticileri, hakimler, savcılar, avukatlar, doktorlar, gazeteciler ve bütün meslek guruplarının bu anlayışa sahip erkekleri ve kadınları sizlere söylüyorum:

Çekin ellerinizi kadınların üzerinden!

Kadının mücadelesinde kadına karşı alınan mahkeme kararlarının biz kadınların ve kadına şiddete dur diyen toplumun her bireyinin gözünde hiç bir geçerliliği yoktur. Tarihe geçecek skandallar silsilesine son verilmelidir. Toplumun her bireyi küçük ya da büyük düzeyde şiddete, tacize, tecavüze, aşağılamaya karşı mücadele etmelidir.

Tecavüzcünü ihbar et!

Her türlü zorba eyleme maruz kalan kadın, erkek, çocuk kim olursa olsun komşusunu değil tecavüzcüsünü ihbar etmelidir ve kimse bu nedenle susmamalı susturulmamalı ve toplum tarafından dışlanmamalıdır.

ügler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Toplumun iyileri bunları hiç kale almazlar. Çünkü onlara göre otobüste önündeki kadını sıkıştırıp şurasına burasına dokunan aşağılık yolcunun suçu yoktur. Kadın kuyruk sallamayınca erkek peşinden gitmezmiş. Biz kadınlar köpek miyiz? Niye kuyruk sallayacakmışız? Hem kuyruğumuz mu var bizim? Bu ne aşağılık hakaret!"

Kerim Korkut 
 07.08.2013 7:46
 

Bazı Zeynepler utançla salyalı erkeklerin altında yatarken başka Zeynepler görkemli törenlerle yılın kadını seçiliyorlardı. Devlet övünç madalyası alıyor, televizyon ekranlarında boy gösteriyorlardı. Oysa iki Zeynep arasında pamuk ipliği kadar bir fark vardı. Birisi köyün yakışıklısına hayır demiş diğeri dayanamamış evet demişti. Sorunun bir de insan hakları boyutu var. Bazılarına göre fahişlerin hakkı mı olurmuş. Zaten en iyi hayatı onlar yaşıyorlar. Daha ne istiyorlar. Yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında. Para gani. Rakı, şarap, sigara ellerinden ağızlarından hiç düşmüyor. Zevkini, eğlencesini de ediyorlar. Vay alçak herif vay! Değerlendirmeye bakarmısın? Namusu geç de onur, haysiyet, aile, koca, çocuk, aşk, umutlar, hayaller ne oluyor? Bir dal sigara, bir kadeh şarap, üç beş parça elbise ve sevmediğiniz iğrenç adamların öpüşleri. Hayat sadece bunlardan mı ibaret? Hepsini sana vereyim, bana mavi gözlü bir oğlan çocuğu ver. BENTDERESİ ÇAPKINLARI

Kerim Korkut 
 07.08.2013 7:43
 

Türkiye’de erkeklerin ahlak ve namusla ilgili durumları da mutlaka incelenmeli. Erkek her şeyi yapar. Karısı yanılıp komşunun oğluna baksa adı kahpeye çıkar. Allah Allah! Şuna bak ya! Kim yazdı bu kanunları, kuralları. Erkekler. Demek oluyor ki bal tutan parmağını yalıyor. Kerim Korkut yeni kanunları Çakır Emine’ye yazdıracak. Bakalım o zaman ne yapacaksınız? Görürsünüz gününüzü! Kendilerinin bu işte suçu olsun olmasın tek suçlu onlardır. Onları bu yola düşüren aşağılık insanlar toplumda övgüyle karşılanırlar. Adları vardır horozlana horozlana taşıdıkları”Çapkın, oynaş seven”

Kerim Korkut 
 07.08.2013 7:41
 

"“Sermaye Aysel”leri geneleve düşürmek yere misket düşürmekten daha kolaydır. Eşinden ayrılır, düşer. Bunalır. Kafasını dinlemek için birkaç gün evden uzaklaşır. Evden kaçtı denir, düşer. Yolda belde birisiyle görülür. Adı çıkar, düşer. Babası, abisi sarkıntılık eder babasına, ağbisine bir şey olmaz. Onun adı çıkar, düşer. Gençtir; sahte Bred Pit’lere kanar düşer. Yanılıp şaşıp yalnız başına sinemaya, gazinoya gitse adı çıkar, düşer. Aşağılık mafya eroinle, şantajla kandırır, düşer. Artist olmak için büyük kente gider, düşer. Evlenme vadiyle kandırırlar düşer.BENTDERESİ ÇAPKINLARI(İnsanlığın tükendiği yer )başlıklı yazımdan

Kerim Korkut 
 07.08.2013 7:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 79
Toplam yorum
: 44
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 4647
Kayıt tarihi
: 25.10.11
 
 

Dr. Serap Mumcu Geronazzo, Padova Üniversitesi Tarih bölümünde doktoramı tamamladım. Tarih, Sanat..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster