Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Kasım '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
1149
 

Kadir'ime yanarım

Kadir'ime yanarım
 

Erciyes


Yıl 1980, askeri darbenin hemen sonrası. İlk atandığım Elazığ'dan Kayseri'ye bir yıl sonra dönmenin mutluluğunu anlatamam. Köyde, 3. sınıfı aldım. Bebelerim şimşir, yanakları elma gibi, gözlerinin içi gülüyor canlarım benim. Sınıfta yoklama yaptım, Kadir .... yok. Ertesi gün yine yok, sordum çocuklara kim bu? niye gelmiyor? diye. Çocuklar hep bir ağızdan:

- O gelmez öğretmenim, hep böyledir! dediler. Nasıl gelmez yahu? Okul çıkışı, Kadir'in evlerine gittim. Kapıyı çalar çalmaz, sarı saçlı, minyon bir çocuk ok gibi fırladı kaçtı. Annesi geldi:

-Buyur hoca hanım, gel içeri! dedi. Eve girdim, konuştuk epeyce. Benden önceki öğretmen bu akıllıyı bir kaç kez dövmüş. O zamandan beri okula gitmiyormuş. Aileyle işbirliği ile, bir kaç gün zoraki geldi okula Kadir. Ama faydasız. Bir gün geliyor, üç gün yok. Nereye gidiyor bu diye araştırdık, kavak kuyusu diye köyün çıkışında bir yere gidiyormuş hep. Ben yılmadan, sık sık oraya gidiyor Kadiiir! diye bağırıp bağırıp geliyorum. Bu hakikaten çok yorucu uğraşlardan netice yok, canım sıkılıyor.

Kadir'in gelmediği bir gün yine gittik çocuklarla Kavak kuyusuna, sesleniyoruz yok. Saklanıyor, kayalık yerde bulabilirsen bul. Akşam sevgili öğretmen arkadaşım Ayşe ile oturuyoruz, kapı çaldı. Açtım, iki erkek öğrencim geldiler. Öğretmenim bişey lazım mı? diye sormaya geldik. Ben onların ağzını, burnunu severim yahu. (bakın şimdi nasıl özledim onları, nasıl burnumda tüttü bebecikleriim). Onlaı görünce aklıma bir fikir geldi, çocukları içeri aldım. Bakın dedim, şimdi ikiniz Kadir'in evine gidin. Öğretmenimizin ayağını böcek sokmuş öğlen seni ararken, ayağı şişmiş kızarmış. Çok acı çekiyor öğretmen çok ağlıyor! diyeceksiniz, tamam mı?

Çocuklar gülerek: tamam öğretmenim! deyip gittiler.

İnanın aradan yarım saat geçmedi, yavlum Kadirim! anasıyla eve damladı. Hemen battaniyenin altına girdim,

Ayşe açtı kapıyı. Gülmemek için dişlerimi sıkıyorum, bu nasıl üzgün, nasıl bakış anlatamam. İçeri girer girmez koştu, boynuma sarıldı, ne ağlamak? Canım oğlum, bende ona sarıldım.

- Öğretmenim, bak vallaha billaha bidaha gelecem okula. N'olur gitme Kavak kuyusuna! Oof, of! Yahu bu kadarmı şeker olunur? Çocuk oof, of! diye diye ağlıyor. Annesine göz attım, kadın anladı. Selametle yolladık ikisini.

Artık Kadir'im her gün düzenli geliyor okula, o bomboş kafasını doldurmak için her konuya baştan başladım.

Artık hiç bilmediği çarpmayı, bölmeyi yapıyor. Onu kazanmanın hazzı bambaşka, ara sıra gelenleri geliyor, çocukları hırpalıyor ama olsun, o ters çocuktan eser kalmadı.

12 eylül darbesinin izleri her yerde olduğu gibi, bizim ilçede de yakinen gözleniyordu. İlçenin jandarma komutanı yüzbaşı, sık sık köye geliyor, bize nutuklar çekiyordu. Bu tehlikeli dönemde, biz 6 öğretmen siyasi görüşlerimizin ayrılığına rağmen hakikaten sımsıkı tutunduk birbirimize. Bana gelip, diğer arkadaşlarla ilgili ipucu bulmaya çalışıyorlardı, diğerine gidip aynı oyunu tekrarlıyorlardı. Köyün muhtarı, artık başımıza şef atanmıştı sanki. Okula geliyor, bir havalarla bakın düzgün çalışın yakarım sizi diye tehditler savuruyordu. Öğretmenini, kör cahil bir muhtara ezdirmeye çalışan zihniyetin sonuçları değil mi bugün yaşananlar?. Bizler, öfke ile muhtara azıcık ödün vermeden allahtan sabır diliyorduk, hakikaten çok acı günlerdi.

Bir kış günü, sevgili yüzbaşımız ve askerleri ellerinde otomatik silahlarıyla buyurdular okula. Ben, yoklamayı henüz yapıp derse başlamıştım. Sınıfın kapısı tekmeyle açıldı, dönüp baktım yüzbaşı. Hiç bir açıklama getirmeden doğru girdi sınıfa ve bula bula benim en önde oturan Kadir'imi buldu. Sınıfın açık kapısından, dışarda elinde tüfeği ile bekleyen iki asker görünüyor, çocuklarım görüyor.( Bu nedir ya? Bu nedir, neden? Şu anda bile sinirden patlıyorum inanın.) Yüzbaşı bütün heybetiyle gidip Kadir'in önünde durdu. Sert ve tok bir sesle:

- Kalk bakalım, adın ne senin?

Çocuk, korkudan sapsarı kesilmişti. Sesi titreyerek:

- Kadir! diyebildi.

- Sen ATATÜRK'Ü tanıyor musun?

- E, evet..

- Kimdir Atatürk?

Oğlan elden gidecek korkudan, son bir nefesle:

- SENSİN! dedi. Artık gözüm hiç birşey görmedi, hızla gittim yanına. Öfkeden büyüyen gözlerimle:

- Napıyorsunuz siz, çıkın dışarı! diyebildim. Keskin öfkemi ve kararlılığımı anladı, hiçbir şey söylemeden çıktı sınıftan. Çocukların önünde ağlamamak için, olağanüstü bir gayretle direndim. Derse devam edip, teneffüste gittim
öğretmenler odasına. Orada, Kadir'i ne emeklerle okula getirdiğimi anlattım. Pişman olmuştu sayın yüzbaşı, ama iş işten geçmişti.

Yeniden derse geldiğimde Kadir yoktu sınıfta..

Sonrasında da, geri getiremedim yavrumu. Üç gün geldi, bir hafta gelmedi. Köyden ayrıldığımda, beşinci sınıftan mezun oldu, ama orta derece ile, zorla.

Kadir, kaybedilmiş nice evlatlarımızdan biri ve ben hala onu kazanamayışımın muhasebesinin içinden çıkamadım. Orada kaybedilen sadece Kadir değil ki! Kadir'in eşi, çocukları, kocaman bir aile cehaletten kurtulup ülkesindeki yerlerini alacaklardı.

Ülkeyi bir puzzle, içindekileri de taşları olarak düşünmek lazım. Uymayan her taş kayıp, iyi üretilmeyen her parça bütünü bozar, o bir parçanın önemini bilsek böyle mi olurduk?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne anlamlı bir anı. 12 Eylül döneminin sıkıntılarını şimdi de çekiyoruz. Ben de Kayseri'de 14 yıl görev yaptım. 12 Eylülün sıkıntılarını ben de yaşadım. 12 Eylül, çok sayıda Kadir yarattı bu ülkede. Dilinize sağlık esenlikler dileğimle

Erdoğan Şahin 
 01.12.2008 21:24
Cevap :
Maalesef öyle, travma geçirmemiş neredeyse kimse kalmadı ülkede o dönem. İşte sonuçlarını bugün yaşıyoruz öğretmenim. Umarım, eğitimin önemini bir gün anlayan bir millet oluruz.Selamlar, saygılar.  01.12.2008 21:55
 

"Saygılar öğretmenim," diyebiliyorum.

Yüksel ÖNAÇAN 
 28.11.2008 1:43
Cevap :
Teşekkürler öğretmenim, selamlar.  28.11.2008 18:50
 

Anınızı okurken inanılmaz duygulandım...Sevgiyle yaklaşmak ne kadar önemli...Bunu ne güzel yansıtmışsınız...Ve sizinle gurur duydum...Sevgi ve selamlarımla...

fatma iyibilgin 
 25.11.2008 11:21
Cevap :
Teşekkürler öğretmenim, İçten yorumunuzla mutlu oldum, herşey çocuklar için..Selam ve sevgilerle..  25.11.2008 13:35
 

Ben de Kadiri kazandığınızı düşünüyorum. Atatürkün adını ağızlarında yıpratan bekçi Murtazalardan hesap sorulamadığı için takkeli-tekkesiz liboşlar ve bölücüler güçlendi... hayat dersiydi anınız... Traji komik... Hayretler içinde acıyla okuyor insan... Selemlar size Mersinden...

yeşilsoğan 
 16.11.2008 16:05
Cevap :
Evet, en azından okumadıysa bile tekkeli bir adam olmadığını ümit ediyorum bebeciğimin. Güzel yorumuna teşekkürler yemyeşilim soğanım, İstanbul'dan da sana selam ve sevgiler..  16.11.2008 18:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 95
Toplam yorum
: 326
Toplam mesaj
: 42
Ort. okunma sayısı
: 707
Kayıt tarihi
: 08.03.07
 
 

Emekli öğretmenim, 52 yıllık hayatımdan amatör mizah, bağlama, sürrealist resimler, yitikler, sev..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster