Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Ağustos '14

 
Kategori
Sinema
 

KAFA DAĞITAN YENİ DVDLER: “COHERENCE” VE “KEMERLERİNİZİ BAĞLAYIN”

KAFA DAĞITAN YENİ DVDLER: “COHERENCE” VE “KEMERLERİNİZİ BAĞLAYIN”
 

Bir Film, hiç durmadan yoluna devam ediyor. Bu sene Bir Film’in dağıtımcılığını üstlendiği filmler gerçekten piyasayı sallayacak türdendi. İzlemeyenlerin çok şey kaybettiği aşikâr… Eğer yaz günü yapacak başka bir işiniz yoksa Bir Film’den bir Dvd kapın derim. Sonra yazın neden izlemedim diye hayıflanmayın. Yazın Dvd’leri mideye indirmenin tam sırası. Acıktınız mı? Buyurun açlığınızı giderelim!

“Coherence”: Çoklu Evrenler tartışması…

Bu yıl İstanbul Film Festivali’nde izlemiş olduğum “Coherence” (Paralel Evren, 2013) neredeyse tek bir mekânda geçen başarılı bir ‘buluntu filmi’ (found footage). Buluntu filmden kastımız şu: orijinal bir fikirle yola çıkan sinemacıların bir araya gelerek düşük bütçeli bir film yapmaları… İspanyol sinemasından aşina olduğumuz türün giderek gelişmesi, aslında sinemaya yeni bir bakış açısı kazandırıyor. “Rec” (Kayıt, 2007) isimli İspanyol buluntu filminin piyasaya bomba gibi düşmesi, birçok sinemacıyı atağa kaldırdı. Bu yüzden orijinal fikre sahip olan herkes film yapıyor. Yani anlayacağınız “Rec” tüm sinemacılara ışık tuttu.El kamerasıyla çekilen filmlere önyargılı yaklaşanlara ders niteliğinde olan “Coherence”, karakterlerin iç yüzlerini derin bir şekilde irdeliyor ve onları tanımamıza olanak sağlıyor.  Onları tanırken, sallanan el kamerasını neredeyse hissetmiyoruz bile, çünkü önemli olan hikâyenin özü ve özgünlüğü…

“Cloverfield”, “Paranormal Activity” ve “Blair Cadısı” filmlerinden oldukça farklı olan “Coherence”, kuantum fiziğindeki kırılmaları ve paralel evrene ait düzeni, tebdil-i mekân yapmadan tek bir mekân üzerine konuşlandırıyor. İki evren arasındaki farklılıkları, renkli el fenerleriyle ayırt etmeye çalışan izleyicilerin, kafasını karıştıran yönetmen James Ward Byrkit, karakterlerin yansımalarını ve zıtlıklarını aynı alana yönlendiriyor. Gelin çözün bakalım hangisi paralel evrenden kaçtı, hangi hangisinin versiyonu…  Boyutlar arası ilişkiyi iyi kuran yönetmen, teoriler aracılığıyla karakterleri yönetiyor ve onlara sorular sordurtuyor. Sorulardan biri de şu: Acaba ben gerçek miyim,  yoksa yansımam mı? Karakterlerin sohbeti esnasında cereyan eden olaylar fazlasıyla ilginç olmaya başlıyor ve bu sebeple paradoksal döngüye giriyorlar. Karakterlerin versiyonları çoğaldıkça işler çığırından çıkıyor. Güven duygusunu tamamen yitiren karakterlerin, teorilere sırtlarını yaslayıp olayları çözmeye çalışıyor oluşları, tehlike çanlarının çalmasına sebebiyet veriyor.

Filmde bilimi sonuna kadar kullanan yönetmen Byrkit,  farklı teorilerle farklı hipotezler ortaya atıyor ve evrenin sırlarla dolu olduğunu savunuyor. Buradan hareketle; Byrkit hikâyeye aktardığı, kuyruklu yıldızları ‘Büyük Patlama Kuramı’na bağlıyor. Çünkü bu kuram nazarında, başka evrenlerin varlığı zorunlu kılınmaktadır. Algılayabildiğimiz ve algılayamadığımız evrenin ortak paydada bir araya getiriliyor oluşu gerçekten çok yerinde bir karar… Einstein’in "rölativite" teorisine şapka çıkartan film, koordinat düzleminde yer alan doğruların, uzayda sonunun bulunmamasından ötürü evrenin uçsuz bucaksız olduğunu vurguluyor ve çoklu evrenlerin var olabileceğini sorguluyor. Eğer çoklu evrenler var olsaydı, insanlar çok büyük bir çatışma yaşardı diye yanıt veren Byrkit, hem bugünü hem de Büyük Patlama’dan önceki dönemi kendine göre inceliyor ve kaosa doğru yol alıyor. Gerilimi ve gizemi lezzetli tartar sosuna bulayarak filmine monte eden Byrkit, beynimize kuşku tohumları ekiyor. Sürekli karakterler arasında yaşananları gözleyerek kendimize göre bir sonuç çıkarmaya çalışıyoruz.

Sonuç olarak; bilimsel verilerin doğruluğunu ya da yanlışlığını tartışmadan, kendince bir yol çizen “Coherence”, bir araya topladığı varsayımlarla hikâyenin çatısını oluşturuyor ve o çatının çökmemesi için, yeni malzemeler ekliyor. Dolayısıyla kendi hipotezimizi geliştiriyoruz. Eğer aranız, bilimle iyiyse, “Coherence” filmine bir göz atın derim.

“Kemerlerinizi Bağlayın”: Hayatınızın resmini çekin!

Yine bir Ferzan Özpetek filmiyle baş başayız. “Kemerlerinizi Bağlayın” daha önceki Ferzan Özpetek filmlerine oranla daha komik ve daha eğlenceli… Özpetek bu kez, müzik ve komediyi ön plana yerleştirerek, sinemasal sistematiğe ara veriyor. Özpetek, karakterlerin çelişkilerini öyle bir vurguluyor ki, adeta onların yaşam alanlarına müdahale ediyor sanki… Metaforları yerli yerinde kullanan Özpetek, o metaforlarla karakterlerin hem manevi dünyasına, hem de dünyevi isteklerine göz kırpıyor. Romantizmi, aşkı, hüznü, mutluluğu, mutsuzluğu, sevinci ve hayal kırıklığını yaşamımızın merkezine oturtan Özpetek, her ne olursa olsun mücadeleyi elden bırakmamamız gerektiğinin altını çiziyor. Gerçek aşklar yalnızca filmlerde olmaz, hayatta da olur diye düşünen Özpetek, sorunlara karşı hazırlıklı olup, üstesinden gelebilmemiz için bizi zora alıştırıyor.

Hikâyesini her zaman yaralı karakterler üzerine inşa eden Özpetek, melodramatik ve mizahi unsurlarla hikâyeyi güçlendiriyor ki, mizah aniden alevleniversin. Özpetek filmleri tıpkı üçü bir arada kahve gibi… Yani anlayacağınız ne ararsanız var. Her bir duyguyu aynı anda yaşamanız olasılık dâhilinde. “Kemerlerinizi Bağlayın” filmini soğan kabuğu ile özdeşleştirmemiz mümkün, çünkü hikâyesi aynı soğan gibi çok katmanlı. Kabuğu soydukça altından yeni bir sürpriz çıkıyor. Bazen o sürpriz acaba bize mi yapıldı diye düşünüyoruz. Ama ümitlerimiz boşa çıkıyor. Karakterlerin kendilerini sorgulamalarına vesile olan Özpetek, sınıf farkı gözetmeden, onların sosyal ilişkilerini inceliyor ve bunun yanı sıra farklı inanışlara ve farklı tercihlere sahip kişilerin, yaşantılarını olduğu gibi kabul etmemizi istiyor. Karakterlerin müstehzi gülüşleri ve bakışları da filme renk katıyor. Zaten Özpetek bu yüzden sivriliyor, eğer tam tersi olsaydı film çok yavan olurdu. Özpetek kısaca şunu söylüyor: “sorunlarınız ve sıkıntılarınız bile olsa gülün geçin, yoksa hayat çekilmez”. Bu düşünceye katılmamak elde değil!

‘Melodramatik mizahı’yumruk atarmışçasına filmine yapıştıran Özpetek, mizah çeşnili sosu, yaşam felsefesiyle karıştırarak, yepyeni bir karışım elde ediyor. Bu karışımın adı: Özpetek iksiri… Nihai sonuca göre, “Kemerlerinizi Bağlayın” filmi, dramatik yapısıyla farkını ortaya koyan, durumlardan yeni durumlar üreten, düşündüren, dokunduran, hüzünlendiren, umutlandıran, ağlatan ve güldüren bir hayat filmi. İnsan ilişkilerinin kitabını yazmayı seven Özpetek, “Kemerlerinizi Bağlayın” ile hedefine ulaşıyor. Film sona erdiğinde ise, ağzınızda değişik bir tat kalıyor. 

www.arzucevikalp.com

twitter.com/Cine_Deseo

sinemamilliyet@gmail.com

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Merhaba sevgili Barış Turan, Yorumun için teşekkür ederim. Beni takip etmek istersen; https://www.facebook.com/sine.arzu https://twitter.com/Cine_Deseo

Arzu Çevikalp 
 08.08.2014 3:15
Cevap :
Merhaba Sevgili Barış Turan, Güzel yorumun için teşekkür ederim. Eğer beni takip etmek istersen; https://twitter.com/Cine_Deseo https://www.facebook.com/sine.arzu  08.08.2014 3:17
 

işte harika 2 film özellikle ferzan özpetek'in kemerlerinizi baglayın filmi. Gerçekten Sinema ile ilgili yazılarınızı habertürk olsun, beyazperde olsun takip ediyorum başarılarınızın devamını dilerim.

Baris Turan 
 05.08.2014 12:44
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 128
Toplam yorum
: 36
Toplam mesaj
: 17
Ort. okunma sayısı
: 798
Kayıt tarihi
: 24.05.10
 
 

1982 yılında İstanbul'da doğmakla başlayan hayatım, 10 yaşında yazı yazmakla ve her yazdığını kod..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster