Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Aralık '18

 
Kategori
Çevre Bilinci
Okunma Sayısı
10
 

Kafa

Doğallık moda oldu. Artık poşet kullanmayacakmışız. Yerli ve milli tohumculuk teşvik edilecekmiş. Atalık tohumlar elden ele paylaşılarak saksılarımızda veya miniminnacık kalan toprağımızda nostalji yaşayacakmışız. Doğal ve yöresel yiyecek yarışmaları, doğal yaşama dönüş projeleri, doğal donanımlı siteler, doğa dostu kentler…

Oysa doğal idi yaşamımız. Doğayı yok ettik ve şimdi yeniden doğallaşmaya çalışıyoruz. Ne oldu insana?

Bilmeceleri anımsayalım; kızanken, ‘yedi delikli tokmak bunu bilmeyen ahmak’ diye sorardık birbirimize. Bilemeyenlerle de ‘ahmak ahmak’ diye eğlenirdik. Amerikan bilmeceleri denen komik ve saçma bilmeceler çıkmadan önce bilmecelerimiz bile doğaldı yani. Bilmecemizin yanıtı elbette kafa idi. Yani işitme organı kulak iki, görme organı göz iki, koku alma organı burun iki ve tat alma organı ağız bir delik sayılınca toplam yedi delikli tokmak; kafa.

Ya Amerikan bilmeceleri?

‘Balık baştan kokar. Neden? Ayakları yoktur da ondan’. ‘Sıcak kahve nasıl içilir? Fincanla’. ‘Alfabede kaç harf var? 6, A-L-F-A-B-E’. ‘Hangi karnede sıfır olmaz? Sağlık karnesinde’. ‘İlk Türk bayrağını kim dikmiştir? Terzi’. ‘Hangi macunla diş fırçalanmaz? Lahmacunla’… Bu bilmecelerin neresi doğal? Evet, farklı düşünmeye yönlendirdiğinden zekâ geliştirici yönleri var ama insanı doğal yaşamın bilgisinden koparmakta. Soruların yanıtları bilim dışıdır ve bilgilerimizi çarpıtan durumundadır ki bu bilgi karmaşası içinde sınavlarda öğrencilerin kafalarını da karıştırmaktadır.

Sonuçta doğallıktan kopartılan bilmece kültürümüz, yaşamın da doğallıktan kopmasını getirmiştir. Oysa kültür önemlidir. Kültürel bozulma bilmecelerle kalınsa şükür diyeceğiz. Kültürümüzün her kalemi aynı akıbete uğradı. Eskileri bırakalım henüz anımsadığımız ve hepimizin bildiği güldürürken düşündüren filmler nerede? Kemal Sunal, Zeki-Metin, Müjdat Gezen gibi doğallığı içinde derslerle dolu sinema ve tiyatroların yerini ‘İvedik’ler, ‘Kundulli’ler, ‘Şefkat Yerim Dar’lar aldı.

Eskiden sinema ve tiyatro güldürürdü ve güldürürken de düşündürürdü. Şimdi siyasiler güldürür olmalı ki sanatçıları sadece düşünsünler diye kapalı mekânlara atıyorlar. Metin Akpınar ve Müjdat Gezen örneği son günlerin örneğidir.

Kültürün bozulması kafa ile yani yedi delikli tokmak ile başladı! Ya kafayı yitirdik ya da yitirme aşamasına geldik yani.

Çünkü iki kulağımızla dinlemeyi unuttuk. Bir kulağımızdan girip diğerinden çıkan veya yarım kulakla dinlemeler moda oldu. İki göz ile görmenin yerini bakmalar, bakan ama görmeyen gözler aldı. Çevremiz kokudan geçilmez iken burun tıkayıp geçenlerle burunu gereksiz duruma getirdik.

Kültürün bozulması romandan şiire, giyimden beslenmeye, marka adlarından sokak yaşamına kadar her alanda kirletti insanı. Günlerimiz basitleşti ve Amerikan bilmecelerinin ‘zekâ geliştirici yanları(!) unutulup yoz bir kültür ve buna bağlı olarak güvensiz, iletişimsiz, sağlıksız, gayriinsani yaşamın içinde boğulur olduk.

Üç maymun ironisini biliriz hepimiz; ‘görmedim, duymadım, bilmiyorum’. Görmeyen ve duymayanların aynı zamanda bilmediğini de açıklar. Doğa kirlenmesi başlayınca da koku alma organı burun eklendi ve dört maymun karikatürleri ile anlatılır oldu bu duyarsızlık ki ben Yeniköy Çevre ve Kültür Şenliklerinde çevre konulu yarışmada sergilenen bir karikatürde, sanırım 1997’de gördüm ilk kez.

Beş duyunun çalıştırılmadığı veya doğal görevlerini yapmadığı durumda dilin de bozulması normaldir. Çünkü beş duyu sayesinde edindiklerimiz beynimizi, kişiliğimizi, kültürümüzü oluşturur ve biz bunları dilimiz ile anlatırız. Duyularımız işlevsiz kalınca, yerli yerinde kullanılmadığında doğal olan ‘insan’ın yerini yapay insan yani varlık alır. Varlık, yani tüketici, müşteri, işçi, çalışan, ev kadını, …

Bu hale geldik mi yoksa hızla geliyor muyuz? Elbette henüz gelmedik ama hızla yol aldığımız belli. İktidarlar bizlerin varlık olması için hızla çalışıyorlar. Hızlı hizmetler, hız tutkunu açılışlar, hızlı araçlar, hızlı hizmetler… Ve sonuçta hızlı tren kazaları, hızlı çalıştırılanların ölümleri, doğanın hızlı talanı, insanlığın hızla yitirilişi…

Oysa doğallığı vardır her şeyin. Doğumun, meyvenin olgunlaşmasının, sebzenin yenir duruma gelmesinin nasıl ki bir süresi varsa köprü yapmanın, hızlı tren hattı açmanın, altyapı hizmetini bitirmenin de doğal süresi vardır. Aksi hal bozuk ve sağlıksız ürünler ve ölümdür.

Biz insanlar doğallığımızı yitirmese idik bu hale gelir miydik?

Daha önceleri de var ama örneğimiz bilmece ile başladığından; önce ‘zekânız geri, ilerletelim’ deyip Amerikan bilmecelerini moda yaptılar ve kitaplarımızı bunlarla doldurdular. Sonra gelişen zekâmız var deyip görmedik, duymadık, koku almadık ve hissetmedik, tatmadık ama her nasıl her şeyi bilir durumda olduk.

Doğalı yitirirken kapitalizm, doğaya dönüş yolunda kapitalizm. Ne oldu da yitirdik doğallığımızı diye sorup bunun sebebini kapitalizm olarak yanıtladığımızda gerçek doğaya dönebiliriz. Yitirilen doğayı yenileyebiliriz. Yoksa kapitalizmin bizleri doğallaşmaya çağırması, insanın tümüyle unutulup varlık olmasını getirir.

Bütün seçimler biraz da kafa işi olur yani. Ya yedi delikli tokmak olan kafamız ile seçim yaparız ya da beş duyumuzun kullanıldığı kafamız ile. Karar bizim…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 13
Toplam yorum
: 3
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 53
Kayıt tarihi
: 17.03.15
 
 

1957 Poyralı (Kırklareli-Pınarhisar) doğumluyum. 1976 yılı Kepirtepe Öğretmen Okulu mezunuyum. 20..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster