Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mart '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
565
 

Kafası kurşun gibi ağır

Kafası kurşun gibi ağır
 

Dibe döne döne yıldırım gibi inen, başı boş ruhların sultanı, susak kafalı bir ayrık otuna soru sordum; "başın mı döndü, gözün mü döndü" diye.

Alaca maskesinin altında gördüm morarmış yüzünü. Susuzdu, yorgundu, kavrulmuştu yadırgadığım çöllerde.

Aldım evimize getirdim. Aç gözlü bir özlemle kokladı evimizi. İç çekişlerinde duyamadığım üzüntüsünde kendisi çalıp kendisi oynadı.

Dost özlemi kişiyi ele verir. Dostun önünde çıplak durmak dostluğun şerefidir, dostun önünde örtünürsen "şeytan görsün yüzünü" diyen dosttan öğrenirsin öğreneceğini.

Dosta ondan yana geçmeden yaklaşabilmelisin. Dostun sende sevdiği, keskin bir göz, güzel bir söz, sert kabuğunda kırılan bir diş, yalnızlığına ilaç, inancında kırılamayan bir zincir olmalısın ki çözemesinler bu dostluğu.

Sadece sevgi yetmez dostluğa, sevgiden doğar arkadaşlık, ko dostluk olsun.

Ağır ayaklarıyla kendi yolunda yürüyemeyeni adımından tanırım. Güzel gülmeyi biliyorsanız kıskanmayın başımdaki tacımı, kıskanıyorsanız bilinki bana zarar veremezsiniz. Yüreğim yeğni...gül gülüşlü dostlarımla kutsadık herbirimiz, herbirimizi sevgiyle.

Kafası Kurşun Gibi Ağır
Sevmediğini biliyorum, böyle diyor gözler.
Öldürdüğün sevgiyle barışman yetmez, üzüntün sevgin olsun.
Haklı çıkarsan sağ kalırsın.
Yargıcın acıysa tez gelen ölümde kurtuluş yoktur.
Kurşun gibi ağır kafanı bir sallayabilsen yükü düşecek üzerinden.
Kim bu kafayı sallayacak.
Zavallı gövdenin çektikleri kafan yüzünden.
Gel gör ki düşünce başka, eylem başka başka.
Zavallı gövdesindeki can kendisine göre yorumladı ölümü;
Bıçak mutluluğuna duyulan hırs.
Evet... delilik de gerçek.
Ya bağlılık, ya doğruluk denseydi keşke.
Ben nehir kıyısına bir korkuluğum, tutunan tutunsun.
Ama asla koltuk değneği değilim.....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazınızı keyifle, samanyolunda kayar gibi okudum ve son cümleye geldim: "asla koltuk değneyi değilim" demeseydiniz daha iyi olmaz mıydı; üstelik "üzüntün sevgi ulsun dediğinizde de" zorlanmıştım. neden birbirimize koltuk değneği olamuyoruz? gerçekten ihtiyacı varken- belliki sözü geçmekte- neden koltuk değneği olmayayım ki? dışındakiler etkiledi beni. sağlıcakla kalın. sizi blog haberci listeme ekliyorum.

Hakan Karaduman (Akdenizli) 
 20.03.2007 14:20
Cevap :
Sevgili Akdenizli, sevgi dendi mi akan sular durur bende. Sevgi sevileni yaratmak ister. Sevgime kendimi sunduğumda bana, "komşunu da kendin gibi" dedi. Sevgi acımanın üstündedir. Bir meyveyi ağacından kopartmak utanç vermez, acıyıp meyve vereceğime ağaç olmak isterim. Acı çekene acırsam bilirimki onu incitmiş olurum. Hele acırken mutlanıp haline şükredenlere kızarım. Bilirim ki iyilik unutulması için yapılmazsa kemiren bir kurt haline dönüşür. Acımak, acımasızlığı doğurur, sevgi sevileni yaratır. Üzüntün sevgi olsun dediğimde acıyı sarıp sarmalayıp kabullenip affedip acının yükünü azaltmaktan bahsediyorum. Acıma duygularıyla yaratılan koltuk değneğinden olmak değilde ağaç olmak isterim gönlümden geçen bunlardı....  20.03.2007 15:37
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 25
Toplam mesaj
: 13
Ort. okunma sayısı
: 680
Kayıt tarihi
: 19.02.07
 
 

İstanbul Tarabya’da özgür bir çocukluk yaşadım. Komşularımız vardı rum, ermeni, yahudi, laz... Arkad..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster