Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Mart '11

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
798
 

Kafasında yedi tilki dolaşan adam

yalanım yok 

karnı açlardan çok 

kafası açlara acırım ben. 

yalanım yok 

bir de evet bir de 

karnı tok ama gözü açlara… 

( H. E. ) 

Kim ne derse desin, İsmet İnönü’nün çok zeki bir insan olduğuna kalıbımı basarım ben. Garp Cephesi Kumandanı olarak İnönü Zaferleri’ni kazandığı için değil… Baş murahhas olarak Mudanya Mütarekesi’ni ve Lozan Antlaşması’nı imzaladığı için değil… 12 yıl Başbakanlık, 12 yıl Cumhurbaşkanlığı yaptığı için değil… Nerdeyse, 20 yıl Anamuhalefet Partisi Başkanlığı yaptığı için de değil. “Geriye ne kaldı başka muhterem? O değil, bu değil… Ya ne?..” diyorsunuz, öyle mi? 

Ben de sorayım size: -Osmanlı’da iktidardan düştükten sonra, kellesini kurtarabilmiş kaç vezir vardır? Yaa!.. İnönü, iktidardan düştükten sonra, kelleyi kurtardığı gibi, kısa bir süre sonra, daha yüksek bir mevkiye geçebilmiş nadir insanlardan biridir. Düşünün ki, 1937’de Başbakanlıktan istifa etmek mecburiyetinde kalıp mührü asıl sahibine teslim ettiği anda, elinde hiçbir gücü ve yetkisi kalmamıştır. O, yüksek zekâsı sayesinde ne zaman ve nasıl konuşacağını çok iyi bildiği gibi, ne zaman susacağını da bilmiştir. Nerde, ne zaman ortaya çıkıp görünmesi gerektiğini çok iyi bildiği gibi, ne zamanlar hiç ortaya çıkmaması ve görünmemesi gerektiğini de çok iyi sezmiştir. Nitekim, 1937’den 10 Kasım 1938’e kadar, sanki İsmet İnönü diye bir insan yaşamamıştır Türkiye’de. Adı sanı ve resmi, ne bir gazetede görülmüştür; ne bir dergide… Öylesine gizlemiş ve unutturmuştur kendini. Neden mi öyle yapmış? Bizim basit aklımız ve kıt zekâmızla bu soruya cevap vermemiz mümkün değil tabiî. 

Ve çok ilginç bir durum… Atatürk öldüğünde, Anayasa gereği, yerine hemen bir Cumhurbaşkanı seçilmesi gerekti… “Taht”ın boş durmaya tahammülü yoktur zira. Mutlaka biri olmalı, devletin tepesinde. On kişilik manganın başında bile bir “onbaşı” vardır; değil mi ya!.. Ve 33’lük tespihin tepesinde de bir imâme… Yoksa… Yoksa, dağılır gider taneler. Bu gerçeği çok iyi bilen TBMM toplanır hemen. Ve Cumhuriyet kurulalı beri hiç de-ğişmemiş Genel Kurmay Başkanımız Mareşal Fevzi Çakmak’ın emri ile askerlerle kuşatılır meclis binası. “Nedir, bu kuşatmanın gerekçesi?” mi dediniz? Çok hoşsunuz, siz de hani! Böyle nazik bir zamanda, kendi hallerine bırakılır mı Milletvekilleri? Boru değil, “devletin başı” demek olan Cumhurbaşkanı seçilecek... Öyle bir günde “hâkimiyet kayıtsız, şartsız milletindir” deyip oturulur mu? “Milletin temsilcisi olan, TBMM kimi isterse onu seçsin; serbestçe” denir mi? 

Sözgelişi, iki yıldır başbakan olan Celal Bayar’ı seçmeye kalkarsa, ne olacak? Ya da başka bir sivili?.. Hayır, hayır!.. Baştan almalı tedbiri. Tamam, O’nu (yani Bayar’ı) o makama seçen Atatürk’tür ama... Öfkeli bir ânına gelmiştir de öyle yapmıştır Atatürk canım! Başbakanlık koltuğu başka, Cumhurbaşkanı makamı başka… Aynı şey değil ki ikisi!.. Ve her zamanki gibi, usulüne uygun olarak “tenvir edilir” milletvekilleri. (Dikkatleri çekilip aydınlatırlı yani!) Dolayısıyla, tek aday olarak gösterilir İsmet İnönü. Ve TBMM ittifakla O’nu Cum-hurbaşkanı seçer. Alkışlar, alkışlar, alkışlar!.. “Kral öldü, yaşasın kral!..” diye boşuna söylenmemiş ya. İktidardan düşüp kelleyi vermeden, iki yıl sustuktan sonra, ne yapıp edip devletin en yüce makamına oturmak her babayiğidin harcı değildir herhalde. Ben İnönü’yü bu yüzden çok takdir ederim işte. 

Ancak “Tek Adam”ın gözünden ve gönlünden düştükten sonra, ölümünün hemen arkasından O’nun makamına geçip oturma başarısından daha büyük bir yeteneği vardır ki İnönü’nün, çoğu insan es geçer onu. Sıfırdan başlayıp en yüksek dağın doruğuna tırmanmaktan daha zordur; kazasız be-lasız düşmeden, kolunu kanadını kırmadan o doruktan inebilmek. İnönü, o dorukta 12 yıl kaldıktan sonra bunu da becerebilmiş bir insan… Oysa, 1950’de serbest seçimler sonucu Çankaya doruğuna çıkan Celal Bayar da becerememiştir bunu, Başbakanlık makamını 10 yıl süreyle kimseye kaptırmayan Adnan Menderes de… Dahası, Hitler de, Mussolini de, Rıza Şah Pehlevi de… Örnekler çoğaltılabilir ama gereği yok. İsmet Paşa’nın makbul damadı yazar Metin Toker: “ İyi devlet adamı alt edebilece-ğiyle takışır; alt edemeyeceğini anlarsa, uyuşma yoluna gider” diyerek bir bakıma kayınpe-derini tarif etmiştir. Nitekim, 27 Mayıs’tan sonra darbeyi yapan Millî Birlik Komitesi üyelerinden Muzaffer Özdağ ile Numan Esin ziyaret ederler Paşa’yı. Konuşurlarken, bir ara Muzaffer Özdağ: “-Paşam, Paşam!.. Sen de olsaydın bu durumda, sana karşı da ihtilal yapardık biz” deyince, Paşa gülüp şu karşılığı verir: “-Ben ihtilâle meydan vermezdim ki… O zaman ne yapardınız?” İsmet Paşa, yine zekâsını kullanıp yönetime el koyan darbeci subaylara: “Ömür boyu tabiî senatör olacaksınız; dokunulmazlığınız olacak” diye güvence verip onları en kısa sü-rede normal düzene geçmeye ikna etmiştir ki, bence en büyük hizmeti bu olmuştur ülkemize. 27 Mayıs’tan sonra yapılan ilk genel seçimde Adelet Partisi (AP) 158, CHP 178 milletvekili çıkarır. Öte yanda CHP 36, AP 70 senatörlük kazanır. 

Ordunun yönetimi bırakmasını istemeyenler, “Mademki hiçbir parti çoğunluğu sağlayamamıştır, öyleyse seçi-mi ordu kazanmıştır. Bu da milletin hiçbir partiye itimadı olmadığını gösterir.” deyip ipe un sermek istemişlerse de Paşa’mız zekâsı ile onları da yola getirmeyi bilmiş; AP ile CHP’yi koalisyon kurmaya razı ederek 77 yaşında olmasına rağmen, yeniden Başbakanlık koltuğuna oturmuştur. “83 yaşında olmasına rağmen, inatla Numan Kurtulmuş’tan parti liderliğini aldı; ille de Başbakan olacağım diye yanıp tutuşuyor adam” diye niye kızıyorsunuz Erbakan’a? Dışarıdan iğneli bir fıçı gibi görünür iktidar koltuğu ama oraya her nasılsa bir kez oturan, bir daha hiç kalkmak istemediğine göre, demek ki, bizim hiç bilmediğimiz ve bu gi-dişle de hiç bilemeyeceğimiz bir cazibesi olsa gerek. Nitekim İnönü, 1964’te 80 yaşında iken, Meclis’ten güvenoyu alamadığı için Başba-kanlıktan düşürülmeseydi, daha kaç yaşına kadar o koltuğu bırakmazdı; bunu bilemiyoruz. “Koltuk tatlıdır” derler ya, gerçekten tatlı olsa gerek ki, iktidar koltuğundan düş-mesine rağmen, Anamuhalefet Partisi koltuğunu 90’nına merdiven dayamasına ramak kala yine bırakmamıştır. Ecevit denen bir deli fişek çıkmasaydı ortaya, bırakacağı da yoktu daha. Halkımız: “Kafasında yedi tilki dolaşır; yedisinin kuyruğu birbirine değmez” diye övmüştür hep O’nun zekâsını. Sizi bilmem de, ben halkın yargısına inanırım; güvenirim her zaman. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 259
Toplam yorum
: 50
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 264
Kayıt tarihi
: 21.02.11
 
 

1942'de Antalya'ya bağlı Akseki ilçesinin Gödene (Menteşbey) adlı kuş uçmaz kervan geçmez bir köy..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster