Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Ocak '09

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
692
 

Kafayı yediniz mi? (II)

Kafayı yediniz mi? (II)
 

-


Farklı olmayı, fark edilmeyi, parmakla gösterilmeyi kim istemez ki?

Bunun içinse iki yol vardır.

Ya olduğunuz gibi olacaksınızdır ya da sıradan, vasat birisi olmamak adına kendinize bir rol seçeceksinizdir.

Eğer vücut kimyanız, hareketleriniz, metabolizmanız, tarzınız, hayata bakışınız, dünyayı algılayışınız, değerlendirmeleriniz ve kendinizi ifade şekliniz zaten sıra dışı ve özelse sizin için bir sorun yoktur.

Çünkü farklı olmak için bir çaba sarf etmeden kendiniz gibi olduğunuzda zaten özel olmuş ve parmakla gösterilmişsinizdir.

Ancak normal davrandığınızda ve hayatı olduğunuz gibi yaşadığınızda cemiyette ortalama bir insan olarak kabul gördüğünüzü zannediyor ve bunu içinize sindiremiyorsanız, işte o zaman kendinize suni roller ya da söylemler
seçeceksinizdir.

Bu ise sizi tanıyan tanımayan üçüncü şahıslarca bir tuluat gösterisi olarak algılanacaktır ki siz bunu ne yazık ki hiç fark edemeyeceksinizdir.

Sıklıkla şahit olmuşuzdur: var ya ben normal değilim aslında’, ‘abi ben manyağım ya’, ‘sen benim nasıl çılgın olduğumu bilmezsin’…söylemlerini.

İyi hoş da, gündelik yaşamında bu tip söylemleri sık kullanan birisi gerçekten de çıldıracak gibi olup sırf bu yüzden sözgelimi akıl hastanesine yatsa, kendini aynı dürüstlükle ifade edebilecek midir?

Hayır ! Bu sefer de o beylik sloganları, monoton gündelik yaşam monologunun güya marjinal bir cümlesi olarak öylece kalacaktır.

Çok söylenegelmiştir; delilikle dahilik arasında ince bir çizgi olduğu. Ancak nedense iş ciddiye bindiğinde, herkes gerçek rollerini üstlenmek durumunda kaldığında, çoğunluk çizginin dahilik boyutunda kalmayı tercih edecektir.

Farklı algılanmak için sıra dışı çılgın bir kimliğe bürün, iş ciddiye binince de normal olduğunu söyle...

Yeri gelmişken, sanatçıların, pozitif doğa bilimleriyle ya da sosyal bilimlerle uğraşanların, eserler veren ve kültürel dikilitaşı olan yazarların, üreten insanların hepsinin normal olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Her şeyin süratle tüketildiği, kimsenin gazete ya da sair değişik kültürel yayınları okumadığı günümüzde ve en önemlisi sizlere değil elli, bir adet sarışın bile sunamadığım şu anda, bir televizyon dizisi seyretmek varken ya da internette sıradan eğlence sitelerinde olmak varken, zurnanın son deliği olan bu sayfalarda, bu satırları okumanız da sizce normal mi?

*Nietzsche, Maupassant felç bunamalısı olarak öldüler, Pascal hysterik idi; Dostoievski, Van Gogh, Flaubert saralı idiler; Verlaine en güzel mısralarını, ahlaki alkolik bunamasının en yüksek derecesinde yazmıştır…Dehayı yapan hastalık mıdır? Yoksa kafa adamının sinir yapısı hastalığa elverişli bir zemin mi hazırlıyor?...bazı zihin hastalıklarının kafa adamında çok sık olarak meydana geldiği muhakkak olduğu gibi, nevrozların ve psykhosların (psikoz) san’at istidadını yarattığı veya teşvik ettiği aynı derecede meydanda bir şeydir. [1]

Geçtiğimiz yıllarda ülkemizde Akıl Oyunları ismiyle vizyona giren, dünyanın en iyi matematikçilerinden şizofreni hastası John Nash’ın hayatının anlatıldığı filmi de hatırlayalım.

'Abi ben manyağım ya', 'kafayı yedim', 'ben zaten normal değilim ki' gibi söylemlerle farklılığını vurgulamaya, kendini ayrıcalıklı bir yere koymaya çalışan bizler, iş bu sıfatları sahiplenmeye geldiğinde aynı sözde karizmatik söylemleri nedense bir anda terk ederiz.

Ruhsal sorunlarımız, duygulanım bozukluklarımız, nörolojik rahatsızlıklarımız için sakinleştiriciler ya da başkaca mizaç stabilizatörü ilaçlar kullandığımızı kaçımız saklamadan, dürüstçe söyleyebiliriz?

Sözgelimi on yıl önce Cerrahpaşa Tıp Fakültesi psikiyatri servisinde görüştüğüm çok değerli hocamızın tavsiye ettiği bir ilaç, her zaman daha sağlıklı kararlar vermeme ve enerjimi doğru alanlara sevk etmeme sebep olmuştur.

Kendinizi olduğu gibi kabul eder ve her şekilde kendinizle barışık bir hayat sürerseniz, birtakım suni roller seçmez, var olan özgünlüğünüzle daha da takdir toplarsınız.

Sabrın sonu ile


Bibliyografya:

[1] Delilik, Jean Frete, Türkçeye Çeviren: H.Vehbi Eralp, Üniversite Kitabevi, İstanbul, Şubat 1946 sayı 2, sf.102

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Dali'nin, tablo çalışması yaparken "aah, uuh" çektiğini gören ahbabı: "hayrola neyin var?" -"ayakkabılar sıkıyor, ondan"-" çıkar o zaman"-"olmaz, çok rahatken iyi eser çıkmıyor"... Dali, " deliyle aramdaki tek fark, benim deli olmamam" dermiş. selamlar..

mamut 
 17.01.2009 11:14
Cevap :
Manidar bir cevap vermiş. O SSM'(sakıp sabancı müzesi)deki sergisine gitmedim ancak Nişantaşı Remzi Kitabevindeki büyükçe kaliteli bir kitapta birçok eserine bakma şansım olmuştu. Sahi biraz kırıkmış dali amcammm. Teşekkürler yorumunuz için  18.01.2009 15:13
 

bu lafi sevdigi hatirladim gunun iyi gecmesi dilegiyle; dogrusu kendisi ile barisik insan sayisinin gunumuzde oldukca azalmasi seni bu yaziya itti desem hic dogru bir tesbit olmaz.Dogruya dogru.Her insanin farkli olma gudusu icinde yatar.Bu farkliligi kesfettiginde ise sorun o zaman baslar.Dilersen yazina renk acisindan bir animi nakledeyim.Ulkede oldugum yillarin birinde herkezin ithalattan korkdugu bir donemde buyukce ithalat gerceklestirdim ister ticari deha de istersen cilgin sonunda cok buyukce bir para geldi.Sene sonunda bir telas ve kuruntu aldi beni ve sonunda prozac ile tanisdim insanin hayatinda boylesi meblaglari kazanmasinin normal oldugunu kabullendim. simdi ise kendime gene cilgin diyorum birak herseyi terki memleket yap baska bir ulkede yasa tek tesellim oglumun sagligini bu ulkede bulmasi. saglik ve saygiyla

Newyorker 
 14.01.2009 1:52
Cevap :
Değerli Newyorker? Siz de mi? :)İşin doğrusu yüzelliyi aşkın yazım arasında tercih yapmak, öncelik sırası belirlemek istemezdim ancak okur yorumları bu sefer çok ciddi. Hayret ediyorum ama aynı zamanda da seviniyorum. Bir kere bazi hekimlerin iddia ettiğinin aksine 'bu tip ilaçları kullandığınızı söylemeniz doğru olmayabilir' tezinin aksini savunuyorum. Hele sizin yaşadığınız ticari hayattaki stres ve korkuyu iyi bilirim. Tevelllütüm:) Vay be diyorum.... Oğlunuza da uzun ömürler diliyorum.Saygılarımla.  14.01.2009 9:44
 

Ben de daha erken yaşlarda iken manik depresif adıyla anılan hastalığımı ulu orta söylemekten hiç çekinmezdim. Ancak oğlum ve kızım büyüyüp evlendikten sonra aynı cesareti gösteremiyorum. yerden göğe kadar haklısınız. İnsana acı veren şeyler hafife alınmamalı, hastalık üzerinden manevi rant sağlamaya çalışılmamalıdır. Sevgiler. Selamlar. Ali Nail.

Ahmet Güüreşçioğlu 
 14.01.2009 1:38
Cevap :
Değerli Ali Nail, ben ilk cesaretli kim olacak diyordum.:) Boşverin çocukları. Siz tavrınızı zaten başta koymuşsunuz. Saygılar  14.01.2009 8:39
 

Yazınızı zevkle okudum, ama sanki devamını da okuyacak gibiyiz.. Kendimiz kendimizle barışık yaşıyoruz da, dış etmenlerden kendimizi korumak zor oluyor çoğu kez... selam ve sevgilerle

mutlumavi 
 13.01.2009 21:27
Cevap :
Bir hekimin yorumları 'ruh sağlığı konusu' mevzuu bahis olduğunda daha önemli oluyor. Teşekkürler mutlumavi.  14.01.2009 8:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 398
Toplam yorum
: 1353
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1730
Kayıt tarihi
: 08.01.07
 
 

>Haziran 1975 doğumludur. >Samimîyetsiz gözlerdeki, yapmacık sözlerdeki haset ve kıskançlık k..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster