Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Temmuz '12

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
712
 

Kafka ve ateş

Kafka ve ateş
 

Kafka'yı anlamak, ateşi anlamaktır.


İnsanın iç dünyasında ne volkanlar koptuğunu anlamak çok güç. Öyle ki, bırakın çevrenizdekileri kendi içinizdekileri bile çoğu zaman anlayamazsınız. Beyinden kalbe doğru yolculuk yapan duygular bilince kök söktürür, ruhu volkandan patlayan ateşe esir eder, yakar. Özellikle yaratıcı insanların iç dünyalarında kaynayan kazanlar her an benliğini yakmaya, bu yakma sonucunda; belki yüzyıllar boyunca var olmaya ya da tam tersi hiç yaşamamış gibi yok olmaya mahkum eder. Bazen bu durumdan, bu alev yığınından kurtulmak istersin, bazen de patalojik ruh haliyle o ateşin tutsağı olmak istersin.

Gece çoktan kanatlarını çırpıp kendi karanlığında büyük bir tutkuyla uçarken, ben bu saatte, dünyanın en ünlü yazarlarından birinin ruh halini anlamaya çalışıyorum. (Normalde olması gerektiği gibi uyumuş olanlar karanlıktan nasibini almıyorlar.) Gecenin sesini dinlerken aslında yazarın ruhunun sesini dinliyorum. Belli ki onun hakkında okuduklarımdan çok etkilendim.

Kafka ile ilk tanışıklığım, lise yıllarında okuduğum sanat ve edebiyat dergileri vasıtasıyla oldu. Ne yalan söyleyeyim, hakkında okuduğum yazılar çok da ilgimi çekmiyordu. Üniversite yıllarında ise Kafka'nın roman anlayışı ders konularımızdandı. "Dönüşüm" ve "Şato" romanlarını ince eleyip sık dokumuştuk. O yıllarda ders amaçlı okuduğumuz için ve iyi not almak için canımız çıktığından dolayı, Kafka'ya yaklaşımım soğuktu. Açıkçası  modern roman anlayışı beni çekmiyordu. Romantiklerin, realistlerin, natüralistlerin romanlarındaki olayların derinliğinde kaybolup yok olmak varken, içinde olay bile olmayan, derinlikten yoksun pasif kahramanların( ki günümüz insanının sembolüdür) peşine düşmek cazip gelmiyordu. Hatta "Dönüşüm" romanındaki  bir gece yatağından böcek olarak kalkan kahraman bile ilgimi çekmiyordu. Oysa Kafka'yı, ders kaygıları bittikten, fakülteden mezun olduktan sonra anlayacaktım ve eserlerini yeniden okuyacaktım. Hele "Milena'ya Mektuplar" ı okuduğum ruh halim belki de mektuplardaki ruh haline yakın olduğu için uzun süre kitabın etkisinden kurtulamayacaktım. .. Ancak o kadar kitabını okuduğum Kafka hakkında bilmediğim şeyler kalacaktı bugüne. ..

Nasıl biriydi Kafka? Hiç kuşkusuz yazdıklarından da anlaşılacağı üzre; çağını, toplumu ve çarkların işleyişini (özellikle "Şato" romanında görürüz bunu) iyi analiz eden bir yazardı. Babasının onun üzerinde baskı yaratması,  yazarın sürekli kendini eleştirmesine ve kendinden nefret etmesine neden oluyor, bu da ruhunda fırtınalar   koparıyordu. Aslında "Dönüşüm" romanında yatağından böcek olarak kalkan da bizzat kendisidir. Tıpkı çağımız toplumu insanları gibi; kendini işe yaramaz, baş kaldıramaz, pasif, adeta bir böcekten farksız görür. Kafka gerçekte toplumdan kopuk olmayan, sosyal bir yapıya sahip olmasına rağmen iç dünyasında çok farklı rüzgarlar esen bir kişiliğe sahipti. Yazılarını yazarken ilhamını bütün bu özelliklerinden aldı. Ve bugün dünyanın en çok konuşulan, incelenen, bütün dünya üniversitelerinde eserleri etüt edilen bir yazar durumunda. Ama madalyonun bir de -benim de yeni gördüğüm- diğer yüzü var. İşte madalyonun öteki yüzünü görmek için onun iç dünyasına bakmak elzem bir durumdur. Yazmaya büyük tutkusu olan ve durmadan yazan, yazan sonra da yazdıklarını yok eden birinin iç dünyasında ateşin nasıl dans ettiğini tahmin etmek hiç te kolay değil. "Yaz ve yak" ya da "yap ve yık" hangi yaratıcının lugatında var olan bir durumdur? Kafka  yazıya olan büyük aşkına rağmen ne yazdıysa yaktı kül etti.-Ateş bu yazıları yakmaktan kendine küstü.-  Adeta geride bir şey bırakmamaya yeminli gibiydi. Hayatı boyunca kaleme aldıklarının yüzde doksanını kendi ellriyle alevlerin acımasız kollarına attığı tahmin ediliyor. Bu nasıl bir ruh halidir? Yıllarca yaz, sonra bu büyük emek hasatının üstüne kibriti çak! Dışardaki insanın bile -şimdi benim gibi- içi acıyor.

Yazar öldüğünde 41 yaşındaydı. Doğup büyüdüğü şehir Prag güzelliği kadar onun adıyla anılacaktı artık. Öldükten sonra evinde çalışma masasının üzerinde çok yakın dostu olan Max Brod'a ithafen yazılmış bir mektup buldular. "Sevgili Max, senden bir ricam var. Günlüklerim, karalamalarım, taslaklarım velhasıl yazıya ve yazarlığa dair ne varsa benden geriye kalan, okunmadan bir an evvel yakılmasını arzu ediyorum."  Max Brod arkadaşının vasiyetini defalarca okudu. Bir karar vermek gerekiyordu. Kime göre doğru olanı yapmalıydı? Kafka'ya göre mi, kendine göre mi, insanlığa göre mi? Sonunda kararını en doğru şekilde vererek, gerçek arkaşlığın gereğini yerine getirip yayınevinin yolunu tuttu... Bugün "Kafka"adını bile bilmeyecekken, vasiyeti çiğneyerek onun varlığını sürdüren ve belki de yüzyıllar boyunca sürecek olmasını sağlayacak bu arkadaşa ne kadar teşekkür etsek azdır. Max Brod'un yayıncılarla paylaşmadığı fakat yakmaya da kıyamadığı pek çok mektup ve taslak olduğu biliniyor. Onlar da bir gün açığa çıkacaktır. Umarım biz ölmeden çıkar ve onları okuma şansına  erişiriz.

Bugün Kafka kendisine rağmen yaşıyor. Kendini yok etmek isteyen bu adamın intiharı  gerçekleşmedi. Gerçi çok büyük hasar alarak  insanlık bu intiharı atlattı ama kalanlar bile bu kadar konuşulmasına yetti. Belki de bu çağın insanından umudunu kesen yazar bu insanlara bir şey bırakmak istemiyordu. İnsan kendine sormadan edemiyor: "Bir insan intihar edebilir. fakat yazdıklarını, emeğini nasıl yok edebilir?" anlamak çok zor...

Kafka'nın şehri Prag'ı görüp gezeli çok olmadı. Şehir de tıpkı onun gibi dışardan bütün ihtişamıyla güzelliğini sergilerken,içten içe bir bir yıpranmışlığın, hayal kırıklığının izdüşümlerini taşıyor.  Yazarın evini dışardan gördüm. Kuşkusuz onun bu ruh halini bilerek yaşadığı eve  baksaydım belki de gözyaşlarımı tutamayacaktım...

"Ama bütün dumanların altında ateş vardır" sözünü söyleyen Franz Kafka keşke esir olduğu içindeki ateşi dışardaki ateşe esir  etmeseydi.....

Abdülkadir Güler, Tülay EKER bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Okurken o ruh hali beni yakalar ve korkarım; yaşamak gibi, ölmek: Kafka!

Şahin Yamaner 
 06.07.2012 16:10
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 71
Toplam yorum
: 184
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1264
Kayıt tarihi
: 10.08.11
 
 

Hacettepe Fransız Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Öğretmenim, şu anda yurt dışında görev yapıyorum. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster