Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ağustos '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
672
 

Kafkaslar'a yolculuk

Kafkaslar'a yolculuk
 

kafkaslar ve sarı sıcak


"Alev sarısı" bozkırlara düştü yolumuz yine. Başımızın üzerinde dost selamı, Hidalgo'nun terkisinde binbir çeşit kır çiçeğinin rengi, dolu dizgin yollardayız. Tepemizde sarı sıcak bir güneş. Güneşin hışmından başımızın üstündeki dost selamı koruyor bizi. Gökyüzünün mavisi, güneşin sarı sıcağından bakır çalmış, açık kirli yeşil bir renk almış. Bir süre sonra güneş sıcak sarısını maviliklerden sıyırıp tepelerin ardına çekilecek. Yerkürenin öteki yüzündeki halklara dost selamı göndermeliyiz hemen. Selamlarımızı baş üstüne alıp, sarı sıcaktan korunmaları için. Yağmurları küstürenler, yer küreyi sarı sıcaklara mahkum edenler gizliden gizliye sevinemesinler diye ! Bu halk düşmanlarına karşı, dünyanın dört bir yanında sarı sıcak savaşlar çıkaran bu silah tüccarlarına karşı bütün halklar dayanışma içinde olmalı.

Hidalgo ve ben, Kafkaslar'a doğru dolu dizgin gidiyoruz. Kafkasyalı halklara, kır çiçeklerinden derlediğimiz barışın renklerini götürüyoruz.

Sarı sıcak güneşi ardımızda bıraktık. Akşamın yaklaşmasıyla, gökyüzünün sarıdan sıyrılan mavisi giderek soluklaşmakta, mavi, yerini puslu, saydam bir beyaza bırakmakta. Çok uzaklarda bir gölcük... Tepelerin ardına çekilirken kızıllaşan güneşin son ışıkları vuruyor gölün durgun suyuna. Turuncuya çalan pembe inci taneleri yuvarlanıyor gölün yüzeyinde. Kırmızı, pembe, turuncu karışımı pulları parıldayan bir barbunya balığı gibi yatıyor göl, yemyeşil ovanın kenarları kır çiçekli tabağında. Güneş, son ışıklarını da toparlayıp tepenin ardına çekilirken, gökyüzünün mavisi saydam bir beyaza dönüşüyor.

Rakı beyazı... tabakta barbunya... yeşillikler de tamam... Savaş tanrısı kafa çekiyor !

Hidalgo'nun terkisinde barış rengi kır çiçekleriyle Kafkaslar'a doğru dolu dizgin yol alıyoruz.

Kafkaslar...

Derelerden, pınarlardan, sık ormanlardan, yemyeşil çayırlardan geçiyoruz. Yol kıyılarında doğanın bütün gizemini, bütün güzelliklerini üzerlerinde taşıyan bitkiler... Gözlerim, Tharıkof adında bir bitki arıyor. Kafkasyalı bir arkadaşım var. Candan bir dost... "Çerkes söylencelerinde Tharıkof Ane diye bir deyim geçer, ne olduğunu bilmezdim." diye anlattı. Tharıkof bir bitki adıymış. Türkçesini ve bilimsel adını bilmiyor arkadaşım. Kafkasya'da görmüş bu bitkiyi. Yaprakları sini kadarmış. Geçmişte atlılar, uzun yolculuklarında dinlenirken, bu yaprakları sofrra olarak kullanmışlar, yemeklerini bu yapraklar üzerinde yemişler. "Ane" de sofra demekmiş. Tharıkof Ane deyimi buradan geliyormuş.

Bir dere kenarı. Akşamın bu ilk saatleri bir hüzün kaplar içimi. Hidalgo önde, ben arkada derenin içinden karşıya geçiyoruz. Dev yapraklı bitkiler karşı tarafta. Kocaman, sini gibi yapraklarıyla bir botanik bahçesi oluşturmuşlar kırsalda. Anlamadığım dilden konuşmalar geliyor kulağıma. Seslerin geldiği yere doğru yaklaşıyorum.

Kafkasyalı atalar, bir Tharıkof Ane çevresinde toplanmışlar, nasırlı elleriyle ekmeklerini bölüyorlar. Yüzleri tanıdık sanki... Kafkasyalı çok dostum var benim. Onların ataları olmalı... Sofraya buyur ediyorlar. Nasırlı ellerinden öpüyorum. Bakalım, neler var sofrada ? Haluğ ekmek, haluj, mejag, gumilej... Sonuncusunu savaşlarda yerlermiş. Darı unu, bal ve bazı bitkilerin karışımından yapılan bir ekmekmiş. Bir parça gumilej alıp, yoluma devam ediyorum. Yolda, ekmeğime barış çiçeklerinin renklerini katık ediyorum. Savaşlarda yense bile, gumilej de barışın ekmeği... Halkın savaşı olmaz ! Çünkü halklar, kazanan tarafta olsalar bile, daima her savaşın yenilenidirler. Halktan kişilerin zafer çığlıkları kısa sürer. Hele halklar yenilen taraftaysa, kuşaklar boyu toparlanamazlar. Savaşların tek galibi, günümüzün "silah tüccarları"dır, süper güçlü devletlerdir. Oyun, onların satranç oyunudur. Savaşan halklarsa yalnızca piyondur.

Bunları neden söylüyorum ki ? Bunları bilmeyen mi var ? Hiç... İçimi dökmek istedim yalnızca.

Yalnızca barışın renklerini bırakıp döneceğiz geriye. Yaralıların kanı için değil, küçük, şirin evlerin kiremitleri için kırmızıyı; sevdiklerini kaybedenlerin yası için değil, özgür maviliklerde süzülen kuşlar için siyahı; savaşan tarafların asker postalları altında ezilen topraklar için değil, Hidalgo'nun ve bütün özgür "kalem"lerin dolu dizgin yol aldıkları bozkırlar için sarıyı, ve dünya barışı ve halkların kardeşliği için gökkuşağının bütün renklerini bırakıp dönüyoruz.

Gökkuşağından önce yağmur yağmalı. Süreç böyle gerektiriyor. Önce yağmur, sonra gökkuşağı !

Uzaklarda, yağmur yüklü bulutlar var. Hidalgo'yla, dolu dizgin yağmur bulutlarına doğru yol alıyoruz. Önce insanın içini ferahlatan bir serinlik sarıyor havayı. Sonra yüzüme bir damla düşüyor... bir damla...bir damla daha..! Yağmur yağıyor. Doğanın bütün renklerini önce yıkayıp sonra yansıtabilecek bir saydamlıkta, billur gibi, ışık ışık yağmur yağıyor. Hidalgo'yla ben çisil çisil yağan yağmurun altında yeni renkler arıyoruz.

Yağmur, o kadar güzel yağıyor ki... Yağmurun resmini yapmayı, sanatçı dostlara bırakıyoruz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

teşekkürler, bu güzel anlatımınızla bir lokma haluj da bana sundunuz atalarımın sofralarından, sevgiler

Ediz Nart 
 29.08.2008 0:20
Cevap :
Paylaşmak güzeldir. Şeyh Bedreddin'in bir sözü var, belki bilirsiniz: "Biz, yarin gül yanağından gayrı herşeyi paylaşırız." Ama burada, yazarla okur arasında karşılıklı bir sunum oluyor. Ben size bir lokma haluj sunuyorum, siz de bana sözcüklerle oluşturduğunuz bir demet kır çiçeği... Teşekkür ederek kabul ediyor ve daima sevgiyle kalın, diyorum.  29.08.2008 0:52
 

Hidalgoyla dolu dizgin, yazınızla birlikte gezdik, hayal ettik hatta adeta yaşadık ve döndük. Hele yağmur havası, özlediğimiz toprak kokusu.. Elinize sağlık, sevgiler..

Prometeus 
 23.08.2008 11:06
Cevap :
Selam Prometeus, İnsanlık adına ateşi Zeus'tan çalan kahraman ! Yunan mitolojisinin kahramanı... Ama ben neden bilmem, hep Kafkaslar gibi bir dağ hayal etmişimdir. Sanki Prometheus ateşi çalmış, Kafkaslar'dan iniyor koşarak... Bir de çocukken masallarda Kaf dağı olurdu hep. Peri padişahları falan... Nedense, Kafkas ekibindeki kızları da hep Kaf dağının ardındaki peri padişahının kızları gibi düşündüm. Bu geziden hoşlandığınıza çok sevindim. Sevgiler...  23.08.2008 14:52
 

ne yolculuk ama! sizin ve hidalgonun yanıbaşındaymışım gibi geldi... hep böyle uazaklara gidin ikiniz, giderken de yüreklerimizi birlikte götürün emi! sevgiler, saygılar, selamlar.

hazandagüzeldir 
 18.08.2008 20:56
Cevap :
Sevgideğer arkadaşım, siz daima bizimlesiniz zaten. En azından selamınız başımızın üzerinde... Üstelik de güvendeyiz. Dost selamına kurşun işler mi ? Dost selamı kasketimiz, dost yüreği zırhımız... Sevgiler, saygılar.  18.08.2008 21:51
 

'Şu' ülkü arkadaşa güzel yolculuklar. Ne kadar güzel bir yoculuk. Bir kafkas kökenli olarak savaş benim yüreğimi kanatırdı 'Şu' Çerkesçe'de atlı denmek Bu yoculuğunda Ben de 'Alp'e diğer adı (Pegasus) yan yana yolculuk etsek senin altında Hidalgo benim altımda alp yarışsak barışa ve dostluğa doğru. Selam ve saygıyla barışsevere kardeşim.

Muzaffer Tokmak 
 18.08.2008 14:24
Cevap :
Sevgideğer arkadaşım, Hidalgo ve ben... Alp (Pegasus) ve sen... Bizler zaten otuz üç yıldır barış ve dostluğun bozkırlarında yarışmaktayız. Otuz üç yıldır halkların kardeşliğinin en güzel örneklerinden birini yaşatıyoruz. Dünyanın dört bir yanından, Afrika'dan, Latin Amerika'dan, Asya'dan, okyanusun irili ufaklı adalarından... "Şu" gelmeli... Her adımda biraz daha çoğalmalı, halkların kardeşliğinin bozkırlarında dolu dizgin yol almalıyız. Savulun emperyalist insan kasapları...biz geliyoruz !  18.08.2008 15:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 133
Toplam yorum
: 798
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 1024
Kayıt tarihi
: 04.07.08
 
 

Yaşam, sorulardan ve yanıtlardan oluşmuş. Her soru, aynı zamanda kendinin yanıtı... Çift yumurta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster