Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Mart '15

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
212
 

Kahraman

Kahraman
 

"Ağlamayan gözler göremez." (Hat: Hattat Hâmid)


Onu gördüğümde aklıma ilk gelen kornaya basmaktı.

Karşıdan geliyordu ve yol tek yöndü.

Hızımı düşürmem ve onun kenara çekilmesi için beklemem gerekecekti, kızmamın ve kornaya basmak istememin sebebi buydu.

Derken engel kalktı ve birden geçti kızgınlığım, hemen sonra sanki filmin kareleri çok daha yavaş akmaya başlamış ve hatta bisikletli adam dışındaki her şey silikleşmişti.

Adeta ağır çekimde yaklaşan karşımdaki adam henüz yeni traş olmuştu.

Gri renkli kaşe kabanı belki bu sezona ait değildi fakat tertemizdi.

Boynu çıplak ve kabanının içindeki giysisi ince gibiydi.

Bisikleti eski, özelliksiz ancak bakımlıydı.

Sabah erkenden kalkmış, hazırlanmış ve “Ya nasip!” diyerek yola koyulmuş bu adam belli ki rızkının peşine düşmüştü.

Onun karşıdan ve ters yönde geliyor olması, sıkı giyinen ve arabasında rahat içinde seyahat eden beni bir süre engellemesi vs artık ne kadar önemsizdi!

Şimdi ona değil az evvel aklından geçenler için kendine kızan biriydim.

Ve ona uçsuz büyüklükte saygı duymaktaydım.

Bütün düşüncem değişmişti onun hakkında.

Üç beş metrelik mesafeden bana yaklaşıp sonra yanımdan süzülerek giden ve uzaklaşan bu adam gerçek bir kahramandı.

İmanlı bir insanı genellikle çehresinden anlayabilirim, bu adam öyle biriydi.

Kemikli bir yüzü ve güçlü bir iskelet yapısını yeterince sarmayan zayıf bir bedeni vardı.

Ter, emek ve helal lokma kavramlarının sanki somutlaşmış, ete kemiğe bürünmüş cismanî varlığı idi.

Her köşe başında karşınıza çıkan başlardan, başkanlardan, önde gelenlerden, zengin veya makam sahiplerinden biri değildi.

Son zamanlarda pek sık denk gelinemeyen; edep, ahlâk ve değer abidesi bir yiğit görmüş olmakla şaşkın ve doğrusu sarsılmıştım.

Genel geçer ölçülere göre yükte hafif ama insanî değerlere göre pahada çok ağır bu güzelliği fark eden başka kaç çift göz vardı acaba modern toplumumuzda?

Hayvandan aşağı bir çukurda adamlık taslayan zavallı zalimlerin dünyasında eğer gök kubbe yukarıdaki yerinde çökmeden duruyorsa sebeplerinden biri bu mahzun ve masumlar olmalıydı.

Evet, mahzun dedim.

Rızk endişesi yüzünden belki, tevekkül etmemek değil asla ama kuvvetli bir ihtimal evde bekleyenler vardı.

Helal birkaç lokma bekleyen masumlar yüzünden mahzun olmuş bir insanın bir tek ah’ı ile yerle bir olursa gökler, bunun neresi şaşılacak şeydir?

Sabah ayazında üşüyen ve yeteri kadar beslenemediği için kalıbından daha zayıf olan bir adam!

Dünya seninle dolu, sensizken boş…

Soğuk suyla aldığın abdestle atlayıp nasibini aradığın o bisikletin önüne sele niyetine bağladığın peynir kutusu var ya…

İşte ben o kutunun içine girecek kadar küçüldüm karşında.

Keşke arabadan inip o tertemiz alnından öpecek ve sana yüz yıldır hasret kaldığı kardeşine kavuşmuş gibi sarılacak kadar cesaretim olsaydı!

Yoktu…

Çünkü ben bir sürü siluetin “bey” diye hürmet ettiği değersiz bir modern iken…

Sen kimsenin fark etmediği ve aslında unuttuğu kocaman bir medeniyettin!

Ne hakla ve ne yüzle karşına dikilebilirdim!

Ve ne hakla her sabah çıktığın o kutsal yolculuktan bir süre için bile olsa alıkoyabilirdim seni…

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 84
Toplam yorum
: 288
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 1657
Kayıt tarihi
: 28.04.08
 
 

Elektrik mühendisi, "öğretimci", 2 çocuk babası, aslen Kuzey Kafkasyalı, Türk ve Türk'e dair olan..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster