Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Aralık '10

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
688
 

Kahramanlar ve insanlar

Kahramanlar ve insanlar
 

Egemenler, Assange ve arkadaşlarını “erişilmez bir mite” çevirmenin yollarını arıyorlar telaşla.


Nasıl hissettiğiniz bir yana, gerçekten “dünyalı” olup olmadığınız büyük ölçüde küresel olaylara verdiğiniz tepkiyle ölçülebilir. Bunun hangi coğrafyada yaşadığınızla pek ilgisi de yok artık. Bir insan Londra’nın ya da Washington’un göbeğinde “dünya yansa umurunda olmaz” bir halde de oturabilir ya da Lefkoşa’da yasemin kokulu bir bahçeden dünyanın bütün kahrını, gailesini de yüreğinde hissedebilir. Küçük kişisel dünyamız bizi kendi içine çekmeye ve oraya hapsetmeye meyillidir. Toplumlar da insanlara benzer bu anlamıyla. Dünya bambaşka deneyimler, bambaşka çalkantılar, bambaşka keşifler peşinde koşarken kimi toplumlar kendi akvaryumunda küçük fırtınalar içerisinde debelenip durur.

Behrengi’nin dünyayı keşfetmeyi aklına koymuş, merakının peşinde koşan küçük kara balık masalı ile Richard Bach’ın her seferinde daha uçlarda deneyimlerle hayatını zenginleştirmeye çalışan martı’sı temelde aynı güdüyü anlatır… Değişmek, değiştirmek, bir hedef için risk almak ve en çok da kendi küçük dünyası dışında olup bitenlere karşı doyumsuz bir merak ve ilgi duymak… Fazla meraklı olmamamız istenirdi hep küçük bir çocukken. Uslu, “söz dinleyen”, üstüne vazife olmayan işlere burnunu sokmayan, “büyüklerine” saygılı bir çocuk olmamız öğretilir, hep öyle çocuklar örnek gösterilirdi küçük yaramazlıklar yaptığımızda.

Aile ve okul en çok da bunun için var sanıyorum. Devletin, “en küçük birimi” olarak kutsadığı aileler ve ailelerin bizleri teslim ettiği okullar hep uslu ve söz dinleyen çocuklardan, itaatkâr “iyi yurttaş”lara doğru sessizce dönüşebilmemiz ve öylece ölüp gitmemiz için var… İşin tuhaf yanı, okuduğumuz öykülerde, dilden dile dolanan efsanelerde ise hep dünyayı değiştiren kahramanlar yer aldı. Her biri güçlü sezgilerle, özel yeteneklerle donanmış, bizim “asla onlar gibi olamayacağımız” harika kahramanlar. İnsanı hayal dünyasında oradan oraya sürükleyen ve dışına çıkıldığında mutsuz eden öyküler… Hayatın bu denli sıradan, öykülerin ise bu denli sıra dışı olduğu; evde ve sokakta itaatkârlığın bu denli değer bulup, öykülerde başkaldırının ve sınırları zorlamanın bu denli kutsanması çok manidar… Eskiden, insanların yapamayıp imrendikleri, yücelttikleri şeyleri masal diliyle anlattıklarını düşünürdüm. Oysa zamanla fark ettim ki hayatın içerisinde sıradanlaşma ve itaati emreden güç, öykülerde ve efsanelerde dünyayı değiştiren kahramanları olmayacak vasıflarla bezeyerek aslında değişmenin ve değiştirmenin imkânsızlığını sokmayı deniyordu burnumuza… O hikâyelerde toplumu ve dünyayı değiştiren “kahramanlar” bizim asla sahip olmadığımız güç ve erdemlere sahiptiler hep… Günün sonunda bir onlara bakıp bir de dönüp kendimize baktığımızda, hissettiğimiz şey derin bir düş kırıklığından başka bir şey değildir çünkü… O düş kırıklığı, bizi egemenlere daha da itaat etmeye yöneltir…

İtaat, kutsal aileden başlayarak kutsal devletin tüm birimlerinde yegâne geçerli ilişki biçimidir. Doğarsınız, büyürken anne babanıza, büyüklerinize itaat etmeniz istenir. Okulda öğretmenlerinize, sokakta yaşlılara, askerde komutanlarınıza, işyerinde patronunuza… Ölürken bile rahat yoktur… Son nefesinizi görkemli bir biat cümlesiyle tamamlamanız beklenir…

Ne kadar bıçak sırtı bir durum değil mi? İtaatkâr iyi yurttaşlar ile dik başlı kahramanların siyah-beyaz dünyasında hapsedildiğimiz gri bir alan var. Ne birini olmak istiyoruz ne de öbürünü olabileceğimize dair umut taşıyoruz. Olmak istemediğiniz ile asla olamayacağınızı bildiğiniz arasında sıkışıp kaldığınız noktada başlıyor mutsuzluk ve umutsuzluk… Julian Assange ve arkadaşları bize o gri alanda gökkuşağından Wikileaks adında bir pencere açtılar. Emperyal devlerin, yedi başlı ölüm makinelerinin, küresel ejderhaların, korku imparatorluğunun kirli çamaşırlarının hiç değilse bir bölümünü serip döktüler önümüze. “Kutsal” devletleri yöneten cücelerin riyakârlıklarını gördükçe, imanımız sarsılsın, azıcık midemiz bulansın, birazcık ruhumuz öfkelensin diye. Egemenler, Assange ve arkadaşlarını “erişilmez bir mite” çevirmenin yollarını arıyorlar telaşla.

Gizemli bir yer altı teşkilatı, izi sürülemez bir ilişkiler ağı ve dev bir teknoloji üssüne dönüştürülmüş eski bir nükleer sığınağa gizlenmiş bir anti-kahraman yaratmaya çalışıyorlar. Dünyanın tüm haber alma örgütlerinin peşlerine düştüğü ama hiç birinin erişip engelleyemediği bir modern kahraman. Ki isimleri etrafındaki gizem ve erişilmezlik ne kadar büyütülürse, başları ezildiğinde egemenlerin zaferi o kadar büyük ve ışıltılı görünsün… Spartaküs’ü yücelten öykülere bakın… O kadar güçlü bir kahramandır ki Spartaküs, onun isyanını ezebilenlenlerin gücünü tahayyül etmemiz istenir bizden… Düşmanını güçlü göster ki zaferin eşsiz olsun! Akıllıca gibi görünüyor belki… Ama insanlık, o isyanların kanlı sonuçlarıyla değil, o isyanları gerçekleştiren “insan hikâyelerini” merak ettikçe ilerler… İnsanlar kahramanlaştırıldıkça hayatın gerçekliğinden uzaklaştırılır egemenler tarafından… Kahramanlar insanlaştıkça isyanların gerçeğe dönüşme ihtimali artar… Onu sıra dışı bir kahraman gibi göstermeye çalışanların oyununu fark ettiği anlaşılan Assange ise bize ulaşabildiği her koşulda olağanüstü güçlere sahip bir kahraman olmadığını anlatmaya çalışıyor… Mütevazı, esprili, sıradan… Ama dik başlı… Tıpkı kendisine Amerikan Ordusunun savaş suçları belgelerini ileten Manning gibi… Assange ve arkadaşlarını el altından “kahramanlara” dönüştürerek hinlik yapmayı deneyen egemenler, Wikileaks’in bize aşılamaya çalıştığı direniş virüsünün etkilerini kırmayı deniyorlar. Oysa direnişin yüzyıllar boyu kırılamayan tek bir şifresi var: itaatsizlik… Ve itaatsizliğin dalga dalga yayılması için sadece evlerde, okullarda, iş yerlerinde, sokaklarda, devlet dairelerinde “hayır” diyebilen dik başlı çocuklar yeter…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sistemi dahil olmayan dik başlı çocuklar olmadıkça dünya gerçeklerini insanlara kimse işaret edemeyecek. Sistem akıllı çocukları sınavlar ve yarışlarla eleyerek öncelikle onları sisteme dahil ettiğinden geriye kalanlar yüksek düzeyde sorunlulardır. Zaten onları sorunlu ve anarşist yapan da bu gerekçedir. Eninde sonunda yine dünyayı değiştirenler hep o geriye kalan ve ararşist ruhlu olanlardır. Diğer sisteme dahil olanlar uslu ve itaat eder konuma sokulmuş olduğundan ve gelirleri bir nebze iyi olduğundan risk alamaz ve dünyaya ilişkin hiçbir soruna eğilemez, çünkü oldukça bireyselleşmiş ve bencilleşmiş bir yapıya bürünen bu mülayim çocuklar mantarlaştırılmış olurlar. Bu durum onların yaratıcılığını da sonlandırmakta, yine yeni fikirler ötekilerden gelmektedir. egemenler sistem varlığını konumak için berikilerle çalışmış, yenilik için ötekilerden faydalanmıştır. slmlar

Ayhan ÖZTÜRK 
 06.12.2010 14:03
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 37
Toplam yorum
: 49
Toplam mesaj
: 6
Ort. okunma sayısı
: 663
Kayıt tarihi
: 19.07.06
 
 

İÜ İletişim Fakültesi'nde lisans ve yüksek lisansımı tamamladım. Milliyet Gazetesi'nde "Varoşlar", "..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster