Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Temmuz '06

 
Kategori
Kahve
Okunma Sayısı
2016
 

Kahve keyfi

Kahve keyfi
 

Rahmetli babam kendi kahvesini, mangalda bakır cezvede yapar, öyle içerdi. O zamanlar çok küçüktüm, henüz kahveden çaydan anladığım yoktu. Kulpsuz özel bir fincanı vardı. Şöyle kallavi dediklerinden biraz büyükçe. Şimdi bazı çok lüks (!) cafe ve restoranlarda minicik bir fincanın içine yarısına kadar telve doldurup, şöyle bir dikişte bitecek kadar bir lokma kahve getirdiklerinde, hep o kallavi fincanı hatırlarım.

Sürekli tüketilmesi sahibine daha çok para kazandıracağı halde, bütün meşrubatın tüketimi bardak bardak olur da, yemek üstüne ancak bir tane içilebilen bu meretin zararı, içkiden bile daha mı çok ki zavallı kahvenin fincanları küçüldükçe küçülür, bunu da anlayabilmiş değilim.

Bir lokmacık kahvenin kahve tadında olmaması da cabası. Şimdilerde mangal mı var, bakır cezve mi kaldı, kahve yapacak usta nerde? Ilık bir suyun içine katılmış kahve tanecikleri, dilinize damağınıza yapışır. Ne o, lüks bir yerde kahve içiyorsunuz. Fiyatı da şu kadar Türk lirası...

Bununla da bitmiyor, bir çok Cafe'de, Türk kahvesini bulamıyorsunuz da. Kahvenin ne olduğunu bilmeyen garsonlar bile var. Onlar sadece Nescafe'yi biliyorlar. Bir kahve istiyorum deyince cümlenizi düzeltip Nescafe'niz nasıl olsun filan gibi bir bahaneyle, cahilliğinizi(!) yüzünüze vuruyorlar.

Halbuki Nescafe, hepinizin bildiği gibi bir kahve markasıdır. Yani bizim Kurukahveci Mehmed Efendi neyse, Batılı için Nescafe odur.

Konu nereden nereye geldi.

Evet, babamın o kallavi fincanını benim sünnetimde, içine sıcak su koyarak pansuman için kullanmışlardı. Babam hâlâ ondan nasıl kahve içiyor diye, merak ederdim. Çocukluk işte...

Bizim zamanımızda çocuklara çay kahve içirilmezdi biliyorsunuz. Kim uydurduysa, "kapkara olursun" denirdi, biz de inanırdık işte...

Babamın bir de kahve içişi vardı ki, bize nazire yaparak şöyle füüüüüp diye aşırı sesle höpürdetir, lokmasını yuttuktan sonra, tam bir huzur içinde "oooohhhh" derdi. Ben o zaman kahvenin adını "fhüüp oh" koymuştum. Hep ne kadar lezzetli, ne kadar tatlı, ne kadar güzel bir şey içtiğini düşünürdüm.

Kahve içebilecek, en azından tadabilecek çağa geldiğimde bir gün, yine aynı gürültülü sesleri çıkarıp keyifle kahvesini yudumlarken, ister misin? diye sordu babam bana. İstemez miyim? Kaç yıldır, merakla, heyecanla beklediğim o müthiş lezzeti tatmak istemez miyim...

Hemen fincanı aldım. Acemiliğimin ve beceriksizliğimin de yardımıyla, bir çırpıda ağzıma bir lokma kahveyi alışımla, pfpfuuluppp diye fışıkırtışım bir oldu. Çünkü ağzım zehir gibi acı bir suyla yanmıştı. Babamı seyrederken bal şerbeti içiyormuş hissi veren o kahvenin "sade" olduğu hiç dikkatimi çekmemişti. Meğerse içinde şeker de yokmuş.

Uzun yıllar kahve içmek gibi bir lüksüm olmadı. Zaten Türk kahvesi gençler için pek çekici değil. Orta yaşlar gelince her gün öğle yemeğinden sonra bir orta kahve içmeyi, artık alışkanlık mı diyeyim, prensip mi diyeyim, âdet haline getirdim. İşyerinde yemekhanede görevli arkadaşlar bunu zaten bildikleri için, sağolsunlar, yemeğimi yer yemez kahvemi getirirler. Ben de keyifle içerim.

Bu "keyifle" sözü bir gerçek. Günde bir kahvenin sindirime faydası olduğu filan da söyleniyor ama, herkes bilir ki, kahve aynı zamanda keyif verici maddeler sınıfına girer. O an aldığınız keyfin farkında olmasanız bile, zaten sizi hergün içmeye alıştıran o keyiftir.

Sanırım sigara içenler de aynı dertten mustariptirler, insan hasta olduğu zaman kahvenin veya sigaranın tadını alamıyor. Dün yemekte gelen kahveyi içemedim. Garip bir kokusu var gibi geldi bana. Mutfağa kadar gidip, kimin yaptığını, kahvenin bayat mı taze mi olduğunu araştırdım.

Dünkü kadar olmasa da bugün de benzer bir tat bozukluğu karşıma çıkınca, anladım ki kabahat kahvede değil, benim ağız tadımda. Hastalık henüz yakamı tam olarak bırakmadığı gibi, ağzımın tadını da almış götürmüş. Bir lokmacık kahve keyfim bile yarım kaldı.

Meğer sağlık ne kadar da önemli bir şeymiş, bir kere daha anladım...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ahmet Bey, garsona kahve diyorsunuz, nescafe anlıyor. Hele ki belirttiğiniz gibi o bir 'ticari marka' adı. Ama maalesef bu bilgisizlik halen devam ediyor...

Baver Ergun 
 11.08.2007 23:11
Cevap :
Katkınız için teşekkür ederim. Selamlar...  12.08.2007 15:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 958
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster