Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Mart '07

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
1809
 

Kahvenin hatırı kaç yıl ?

Kahvenin hatırı kaç yıl ?
 

Kahve , kökboyasıgiller (rubiaceae) familyasından coffea cinsinden bir ağaç ve bu ağacın verdiği çekirdek tarzı meyvesinin kavrulup, öğütüldükten sonra, su ile pişirilip içilmesiyle günümüze kadar ulaşan bir serüveni var. Kahvenin geçmişi binlerce yıl öncesine dayanan bir madde.. Madde diyorum, çünkü bugünkü konumuna gelmeden önce, hayvanların yediği bir besin maddesiymiş. Nasıl mı ? Kahvenin nasıl keşfedildiğini biliyor musunuz ? Anlatalım !

Kahve, bildiğimiz kahve adını almadan önce, sekizinci yüzyıl ortalarında, Habeşistan'ın (Etiyopya) Kaffa bölgesinde yaşayan Khaldi isimli bir Arap çobanın keçilerini Etiyopya’nın yüksek rakımlı yaylalarında, otlatırken, tesadüfen keçilerin bir çalının kırmızı meyvelerini yemesinin ardından hayvanların daha hareketli olduklarını gözlemliyor ve bu dikkatini çekince kendisi de bu meyveyi yiyor. Edikten sonra, aldığı keyfi ve hissi sevince, bu meyvelerden bir kısmını diğer köylülere de götürüyor ve daha sonra günlük yaşamda da kullanılıyor. Nasıl kullanılıyor ? Gerek bu meyveler yiyerek tüketiliyor, gerekse hayvanlara veriliyor. Meyvelerin kurutulduktan sonra, içinden çıkan koyu renkli çekirdeklerini un haline getirildikten sonra, ekmek yapımında kullanılıyormuş. Hatta taze meyveleri kaynatıldıktan sonra suyu içilmek suretiyle tıbbi amaçlı da kullanılmış ve adına “sihirli meyve” denmiş. Daha sonra, bu sihirli meyvenin ünü tüm Arap Yarımadasına yayılmış ve tam 300 yıl bu şekilde kullanılmaya ve tüketilmeye devam edilmiş. Ondördüncü yüzyılda, Yemen’deki Sufi tarikatının, kahve çekirdeklerinin kavrularak, ezildikten sonra kaynatılıp
içilmesini keşfettikten sonra bu şekilde tüketmek alışkanlık haline gelmiş. Daha sonra 1470 yılında Aden’e götürülmüş, burada da yayıldıktan sonra 1510 yılında Kahire’ye ve bir yıl sonra da Mekke’ye götürülmüş. Görüldüğü üzere, ilk keşfinden sonra Arap yarımadasında yayılması fazla uzun sürmüyor. O zamanların iletişim dünyasında bu süre oldukça kısa olmalı..

Kahve’nin Yemen’e getirilmesi sonrasında burada bir paradoks başlıyor Zira, o zamanlar Yemen Osmanlı himayesinde ve Kanuni Sultan Süleyman devrini yaşıyor. O zamanlar Yemen Valisi olan Özdemir Paşa, Yemen’de içtiği ve çok sevdiği kahveyi İstanbul’a getiriyor. Yani, biz Türklerin kahveyle tanışma zamanı 1517 yılıdır. Ama dünya henüz bu içecekle tanışmamıştır. Kahve, kısa zamanda oldukça itibarlı bir içecek olarak saray mutfağında yerini almış ve oldukça itibar görmüş. Saraydaki bilumum görevler arasına, “kahvecilik”, rütbeler arasına da “kahvecibaşı” eklenmiş. Padişahın yada bağlı olduğu devlet büyüğünün kahvesini pişirmekle görevli olan kahvecibaşılık, sadık ve sır tutmasını bilenler arasından seçilirmiş. Sonraki yıllarda, sadrazamlığa kadar bile yükselen kahvecibaşılar olmuş. Kahve, daha sonra saraydan, büyük ve zengin konaklara, ardından da daha basit ve fakir evlere kadar girmiş. Kısa zamanda da İstanbul halkının tutkunu olduğu vazgeçilmez lezzeti haline gelmiş. Yemen’den gemilerle getirilen kahveler İstanbul esnaflarında satılır hale gelmiş. Buradan alınan çiğ kahve çekirdekleri önce tavalarda kavrulup, dibeklerde dövüldükten sonra, mangallarda ( o zamanlar ev içinde salonda kullanılan mangallar vardı) bakır cezvelerde pişirilip, ikram edilirmiş.

İstanbul’da ilk kahvehane de iki Suriyeli Arap tarafından 1544 yılında Tahtakale’de açılmış. Bir paradoks’ta burada başlıyor. Çünkü, Avrupa’nın kahve ile tanışmaları bu yüzyıla denk geliyor. Zira, İstanbul’a gelen Venedikli tacirler, içine bayıldıkları kahveyi 1615 yılında Venedik’e götürüyorlar. Avrupa’nın Türk kahvesi olarak tanıdığı ve halen öyle anılacak olan kahve, ne yazık ki, kahveyi benimsemeleri o kadar da çabuk olmuyor. Çünkü, batılı doktorlar, kahvenin yavaş yavaş öldüren bir zehir olduğunu savunuyorlar ve kahve yasaklanıyor. Öyle ki, sonraki yıllarda da kahve getiren gemiler batırılıyor. Ama lezzetine alışan Avrupa halkı, kahveyi içmeye gizli de olsa devam ediyor. Önceleri limonata satıcıları tarafından sokaklarda satılmaya başlanan kahve, 1645’te İtalya’nın ilk açılan kahvesinde içmeye devam ediyorlar. Halk nezdinde çok beğenilince, kısa zamanda sayıları gittikçe artan bu kahvehaneler de, diğer ülkelerde olduğu gibi, özellikle sanatçılar, öğrenciler ve her kesimden halkın bir araya gelerek sohbet ettikleri yerler haline geliyor. Kahve’nin Paris’e gelişi, 1643, Londra’ya gelişi 1651 yıllarını buluyor. Daha sonra Avrupalılar, dünyanın çeşitli yerlerinde kahve plantasyonları kuruyorlar ve ilk bilinçli kahve tarımı 1712 yılında Cawa adasında başlıyor. Bu işin öncülüğünü yapan Hollandalılar Cawa ve Doğu Hint Adaları’nda, Fransa’da Antiller’de kahve yetiştiriyor. Fakat zaman içinde görülüyor ki, kahve yetiştiği yere göre özellik ve lezzet kazanıyor. Örneğin yüksek ve volkanik tepelerde yetişen kahve kül kokulu, muz bahçelerin yakınlarında yetişen kahve’nin da daha güzel aroması olduğu gözlemleniyor.

Bu arada, yukarıda yazmayı unuttum, hemen ekleyeyim. Kahve ağacının bulunduğu yer olan Etiyopya’nın Kafa yöresinin Arapça karşılığı “qahwah” dır. Araplar bugün bilinen kahveyi henüz tanımıyorken, bu kelime keyif veren içki anlamında kullanıyorlardı. Bugünkü anlamını da 14. yüzyılda kazanıyor ve bu Türkçe’ye kahve adına, bizden de tüm Avrupa’ya ve dünya’ya café, caffe, koffie, coffee, koffie şekline yaygınlaşıyor. Anadolu'da da tarımı ve yetiştirilmesi denenmesine rağmen başarılı olunamıyor ve ithal edilmeye başlanıyor. İlk kahve ithalatı 1727 yılında Brezilya'dan ithal ediliyor. Türkiye'Nin en eski kahve işletmesi de 1871 yılında kurulan ve günümüze kadar gelen Kurukahveci Mehmet Efendi işletmesidir. İlk hazır kahve olan bugünkü Nestcafee'de Nestle firması tarafından 1980 yılında piyasaya sürülüyor.

Gördünüz mü, “kırk yıl hatırı var” deyip de içtiğiniz bir fincan kahvenin aslında kaç yıl hatırı olduğunu ve 8. yüzyıldan günümüze nasıl bir kültür ürünü haline geldiğini.. Bugün petrol’den sonra dünya’nın en önemli gelir kaynaklarından biri olan ve dünya’ya Türkiye’den yayılan kahve’nin ne yazık ki biz kıymetini bilememişiz. Eğer o zamanlar biraz kafamız çalışsaydı, bugün tüm dünya’ya ihraç ettiğimiz ve çok büyük bir gelir kaynağı olan bir ürün olacaktı ama olmadı. Bugün biz bunu bizden öğrenen ülkelerden ithal ediyoruz ve her köşe başında bir kahveciye bayıla bayıla gidiyoruz. Ne acı verici değil mi ?

Acı kahve’nin damağınızda tatlı bir his bırakması dileklerimle…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızı ilgiyle okudum ve birazdan kalkıp kendime bir güzel türk kahvesi yapıcam çok canım istedi biden. Kokusu, içimi, keyfi. sohbeti güzel olanından.

Begüm Pehlivanoğlu 
 15.05.2007 16:26
Cevap :
Afiyet olsun. Umarım çok güzel bir kahve olmuştur. Bir de bir sevdiğinizle içmişseniz, doyulmamıştır tadına.. Teşekkürler katkınız için..  15.05.2007 19:07
 

duymak istedim birden yazınız okuduktan sonra. Kahve bahane, sohbet şahane. teşekkürler bilgi dolu ve keyifli yazı için, ellerinize sağlık

sos 
 25.03.2007 12:28
Cevap :
Taze çekilmiş kahvenin okusu bir başkadı değil mi ? Şimdi, yapıp bir fincan kahve içmek iyi gider ? Teşekkürler yorumunuz için.. Sevgiler..  26.03.2007 15:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 671
Toplam yorum
: 745
Toplam mesaj
: 86
Ort. okunma sayısı
: 2467
Kayıt tarihi
: 26.06.06
 
 

Anadan doğma bir İzmirliyim ve bu şehirli olmaktan gurur duyuyorum.. Hem bu şehirde doğmuş, hem b..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster