Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Aralık '10

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
639
 

Kainatın Hareketi

Ney üfleyen yaşlı adamı sessizce dinleyip yanına usulca sokulduktan sonra, ‘’Bey amca ben de ney üflemesini öğrenebilirmiyim, ’’ dediğimde, uzun uzun baktı. Beni, tepeden tırnağa süzdü de denilebilir buna. Biraz otorite, biraz küçümseme karışımı, biraz sende kimsin diyen delici bir göz süzmesi dolandı üzerimde. Ders veren sözleri sadece ney’i için kullandığına inandığım nefesiyle yaşlı dudaklarından sert ve otorite karışımıyla inci taneleri gibi orta yere serpiliverdi. Orta yere diyorum kalabalıklar arasında sadece ikimizin duyabileceği sertlikte... Çünkü yanına pek sokulan yoktu.

Taştan yapılmış sedir üzerinde oturduğu yerden bakışlarını bana doğru yükselttiğinde neredeyse göğüs kafesine kadar inen bembeyaz sakalı azıcık yüceldi.

Baktı baktı ve ‘’Önce soyunup yıkanmalısın… Sonra ölmelisin… Daha sonra toprağa gömülmelisin… Yeniden dirilip, yıkanıp giyinmelisin ve bir mevleviye el vermelisin’’ dedi. Ne demek istediğini anlamakta zorlanmıştım…

Anlaşılması zor üslubunda herkese sunmak istemediği bir bilgelik vardı. Dedim ya, kimseler sokulmuyordu yanına. Ya da sokulamıyordu.

Sadece gözünün tuttuğu kişilerle konuşuyor, içinden geldiği zaman ney üflüyordu. Beni kendisine çeken de, kalabalık arasında duyduğum ney sesiydi. Sohbetimiz esnasında orta yaşı çoktan gerilerde bırakmış bir adam bir şeyin fiyatını sormak istediğinde, yüzüne baktı baktı ve azıcık azarlayıcı bir ses tonuyla, ’’Sana bir şey satılmaz, senle de konuşulmaz, ’’ deyip, fiyat söylemeden yanından uzaklaştırdı.

Adını sorduğumda söylemedi. ‘’Yüzüme bak anlarsın, ’’ dedi. Ama anlamadım.

Atatürk ve arkadaşları hariç gelip geçen bütün ülke yöneticilerine verip veriştiriyordu. Nerede yatıp kalktığını sorduğumda Beyazıt caminin arka tarafını işaret etti.

Neyzen Tevfik'ten öğrenmiş ney üflemesini. Ve bir daha bırakamamış?

Beyazıt caminin hemen yanı başında kendisinden yüzlerce yıl daha büyük olan çınar ağacının altında, ayakuçlarına küçücük bir halı serip arada bir üflediği ney’i kucağında öylece oturuyordu. Görünce şaşırabileceğiniz, masa üstüne veya vitrine konulabilecek minyatür ilginç antika eşyalar satıyordu. Pazar günleri hep aynı yerde… Arada bir uğrarım yanına. İçinden geldiği zaman üflediği ney sesini dinlerim. Şu anda dört aydır aldığım ney derslerinden haberi yok. Ona sürpriz yapmayı düşünüyorum.

***

Şimdilerde 2010 yılını da gerilerde bırakıyoruz. Aralık ayı aklımın erdiği elli yıl içerisinde yeniden geldi çattı. Ayın son haftasında yıllarıdır kutlanan Mevlana günleri de…

Seyrine doyum olmayan SEMA gösterileri ney eşliğinde bütün maddesel yaşamı bıraktırıp, kötülüklerden de arındırarak tertemiz bir heyecanın esiri haline getirir kişiyi.

Aralık ayı 2010 yılını da yeniden uğurlayacak. Çekip gidecek olan yıl bir daha gelmez. Ama her yıl olduğu gibi aralık yeniden gelir. Her yıl kutlanan Mevlana haftası ve SEMA gösterileri de… Üstelik dünya durdukça…

Tabii ki bütün bu gösterileri seyretmek için sene sonunu beklemeye gerek yok. Aynı gösteriler her hafta sonu Yenikapı mevlevihanesinde de var.

SEMA hakkında HZ. Mevlana torunu Celalettin Bakir Çelebi şöyle yazmış.

‘’SEMA, Türk tarihinin ananesinin, inançlarının bir parçası olup Hz. Mevlana (1027-1273) ilhamıyla oluşmuş ve gelişmiştir. Kemale doğru manevi yolculuğu (Miracı), bir gidiş-gelişi temsil eder. Varlıklar arasındaki müşterek benzerlik, en ufak zerreden en uzak yıldızlara kadar her birinin bünyesini teşkil eden atomlarındaki elektron ve protonların dönmesidir. Her şeyin döndüğü gibi, insanoğlu da bünyesini teşkil eden atomlardaki mevcut dönmelerle, vücudundaki kanın dönmesiyle, topraktan gelip toprağa dönmesiyle, dünya ile beraber dönmesiyle tabii ve şuursuz olarak döner. Ancak insanı öbür varlıklardan farklı ve üstün kılan şey aklıdır. İşte, dönen SEMAZEN varlıkların müşterek hareketine, sema-ı ile beraber aklı da iştirak ettirir. Sema kulun hakikate yönelip, akılla aşka yücelip, nefsini terk ederek, hakka yok oluşu ve olgunluğa ermiş, kâmil bir insan olarak tekrar kulluğuna dönüşüdür. Bütün varlığa, bütün yaratılanlara yeni bir ruhla, sevgi için, hizmet için dönüşüdür.

Semazen hırkasını çıkarmakla manen, ebedi âleme, hakikate doğar, orada yol alır. Başındaki sikkesi (nefsinin mezar taşı), üstündeki tennuresi (nefsini kefenidir). Kollarını çapraz bağlayarak, görünüşte BİR rakamını temsil eder, böylece Allahın birliğini tasdik eden Semazen, Sema ederken, kolları açık sağ eli yukarıda dua edercesine göklere, hak gözüyle baktığı sol eli yere dönüktür. Haktan aldığı ihsanı halka saçmasıdır. Sağdan sola kalbin etrafında dönerek, bütün insanları, bütün yaratılmışları, bütün kalbiyle sevgi ve aşkla kucaklayışıdır.’’

Ney üflemede beşinci ayım… Daha işin başında olduğumu düşünüyorum. Bu uğraş bana hayatın bembeyaz yönlerinin olduğunu yeniden anımsattı… Buna dair gerçek sır o dokuz boğumlu kamışın içerisinde gizli…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 31
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 525
Kayıt tarihi
: 01.05.09
 
 

29.05.1949 Uşak doğumluyum. Lise dahil eğitimimi uşakta tamamladım. Yıldız üniversitesi inşaat bölüm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster