Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Ağustos '12

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
452
 

Kaldır başını kadın anam eğdirenler utansın -6

Kaldır başını kadın anam eğdirenler utansın -6
 

Gecenin hüzünlerle yoğrulan son dilimine kadar kavgalıydım nefsimle. Tersine akan hayatımın muhasebesiydi tuttuğum,  düşüncelerime tercümanlık yapan sessiz göz yaşlarımın şahitliğinde. Korkulu bir rüyayı tekrar görmek gibi bir şeydi bu.  Bir kıvılcım düştü içime tutuştu, yaktı , yandırdı. Herşeyi geri sarıp getirebilseydim eski yaşantımı,  Mülayim 'imi. Çıban patladı sonunda,  irin boşaldı feryatlarıma eşlik eden gözlerimden kendiliğinden akan yaşlarla. Şükrün karşılığını veren Allah ' ım elbette herşeyin en iyisini bilirdi ... Bir yay gibi gergin,  yataktan ayağa kalkıp göçlerimi dış kapının önüne yığdım. Tek tek vedalaştım hatıralarımla...

Mor salkımların,  pembe erguvanların henüz tomurcuğa durduğu bir bahar sabahıydı alacalı gök altında yola çıktığımızda. Geleceğimiz beldeye yakınlaştıkça yol boyunca konuşmadan izlediğim manzara imbikten geçirilmiş güzellikteydi.  Ömrü hayatımda ilk kez gördüğüm adına deniz dedikleri yer yer yeşilden laciverde dönen koca suyun etrafına serpilmiş evler, maviyle yeşilin kucaklaşmasıyla bir görünüyor bir kayboluyordu gözden.  Ya başucumuzda fırdöndü gibi kavislenerek çığlık çığlığa denize pike yaparak dalan kuşlara ne demeli. Çok şaşırmıştım gördüklerime,  yaşadığım coğrafyalara benzemiyordu buraları Cennet dedikleri yer böyle bir yer miydi acep?  Olsun şehrim Cennet olacağına evim Cennet olsaydı bari acaba öyle mi olacaktı kim bilir?...

Gözlerini kaybeden kocasını ve iki çocuğunu terk eden evin hanımının bıraktığı gibiydi her şey sadece kir,  pasak ve toz kaplamıştı yaşanmışlıkların üzerine kadın eli değmeyi bekleyen. Geldiğimizi duyan komşular meraklı nazarlarla göçün içeriye taşınmasına yardım edip getirdikleri yemek sahanlarını bırakıp gitmişlerdi.  Ev bahçe içinde iki göz odadan bir mutfaktan ibaretti.  Bahçede envai çeşit meyve ağacı rengarenk gelinliklerini giymiş görücülüğe çıkmışlardı.  Tanışma faslı kısa sürmüş,  yemeğimizi yedikten sonra çaylarımızı içerken çekingen başladığımız sohbet koyulaşmıştı .

Saim efendi madenciymiş vakti zamanında tekaüt olunca bu beldeye yerleşmeye karar verip kendi çabalarıyla bu evi yapmışlar.  Yüksek seyreden şekeri yapılan onca tedaviye rağmen olumlu cevap vermeyip gözlerine vurmuş;  ruhu, duyguları bedeninden genç kalmış karısı marazalı bir çocukla, kör bir adamın kahrını çekemeyip gönlünü eyleyecek başkalarını bulmuş en sonunda da belalısıyla terki diyar eylemiş.  Halim selim tabiatlı bir adamdı Salim efendi az ve öz konuşuyor utanarak sorduğum sorulara aklı başında cevaplar veriyordu. Veli bedeni ve yaşına inat zekaca geri kalmış gibi gözüküyordu,  çocukken geçirdiği havale beyninde araz bırakınca ne okula gidebilmiş ne de çalışma ortamında bulunabilmiş. Açıkçası anasıda onu terk edince arafta bulmuştu kendini bu koca çocuk / adam. Yüzü analı kuzular gibi güleççeydi herşeye rağmen...

Yemek yiyip çayı içince hemen temizliğe giriştim yapılan tüm itirazlara rağmen.  Süpürdüm, sildim toz aldım, herşeyi silkeledim uzun uzun. Göçümü açıp yatacak yerleri ayarladım, kalan işleri yarına bırakarak ilk tanışmanın üzerimde yarattığı iyi intiba ile günlerden beri ilk kez huzur içinde uykuya daldım.

Hükümet nikahımız yıldırım hızıyla kıyılmıştı Hasan oğlumun işlerinin başına ve çoluğuna çocuğuna bir an evvel kavuşması açısından.  Yine evlenmiştim düğünsüz,  kınasız ama olsun bu sefer mecburiyetten de olsa rızam vardı en azından. Hiç sahip olamayacağım zannıyla yüreğime çöreklenmiş evlat acım sona ermiş kapı gibi iki erkek çocuğuna sahip olmuştum. Günlerce yıkadım durdum bahçeye kurduğum kazanın altını ha bire ateşlediğim kazanda kaynattığım kaynar sularla. Perdeden halıya,  peşkirden uçkura evde ne varsa kaybolan renkleri eski haline gelene dek... Ben bütün bu işleri zevkle yaparken Salim efendi hep yanımda,  yanı başımdaydı aynı Mülayim ‘im gibi içimden yükselen şükran duygularıyla dilime dolanan dualarımı salıverdim açıkça. Hatta kendi elleriyle hazırladığı şerbeti ikram etti sevgi ve saygıyla karışık minnet duygularını esirgemeden benden…

Veli ' yi oturttum leğene yıllardır keselenmemiş sırtına, sabun sürülmemiş saçına kadar yıkayıp pakladım. Salim efendiyi de yıkayacaktım ''Utanırım dedi Revzan sultan alışkın değilim böyle şımartılmaya '' deyip kestirip attı. Bir gün ailece yine oturmuş dereden tepeden konuşuyorduk nicedir koynumda sakladığım para tomarını uzatım Salim efendinin avucuna koydum. Ölümlük,  dirimlik diye düşündüğüm şu parayı vereyim sende dursun başına bir hal gelmeden dedim. ‘’ Ben hanım parası yemem Revzan sultan yarın bankaya gider yatırırız paranı ananın ak sütü gibi helaldir sana, hak vaki olduğunda üç aylığın yetmediği yerlerde kıdım kıdım harcarsın ama şimdi değil ‘’ diye cevapladı. Gözümde yüceldi bu davranışıyla düşünceliydi,  geçimliydi hamdolsun binlerce kez Allah’ıma …

Bahçeyi çapalamış gün yüzü görmeyip taşlaşmış toprağı iyice kabartmıştım. Küçük baş hayvanı olan komşulardan satın aldığım iki çuval koyun gübresiyle sıcacık yataklar hazırladım sebze fidelerine. Pazardan aldığım fideleri birer birer sevgiyle diktim toprağın bağrına her gün sulayıp büyüdüklerini gördükçe çocuklar gibi neşelendim.  Kısa zamanda boy atıp çiçeklendiler, verdiğim emeğin karşılığını görmem  için bir birleriyle yarış edercesine ürün vermeye başladılar. Kimini yedik bol bol kimini de Veli’ yle pazara gidip satarak aile bütçesine katkıda bulunduk. Rahatım yerindeydi hiçbir şikayetim yoktu yaratanıma çok şükür şimdilik Hasan ‘ımda sık sık telefon ediyordu mahalle bakkalının aracılığıyla evlatçığım ne hayırlı çocuktu mutluydu o da kardeşinin, babasının huzurlu olmasından. Aradan yıllar geçmiş hiçbir olumsuzluğun kapımızın eşiğinden bile girmesine izin vermemiştim gücüm nispetince…

Son günlerde Veli ‘ye bir haller olmuştu nereye gittiğini, kimlerle ahbaplık yaptığını bize söylemiyor soru sorunca da dikine dikine cevap veriyordu bilhassa bana. Babası üzülmesin diye alttan alıyor, eksiklerini kapatıyordum. Akşamları eve erken gelen çocuk geç gelmeye başladı, dumanlı kafayla yalpalayarak yürüyor gibi geldi ama ne çare ne desem boştu. Babası ile kapışırlar diye söylemekten imtina ettim uzun süre. En sonunda mecbur kaldım bir gün söylemeye. Söyledim de esti gürledi Salim efendi, güya söz verdi bir daha geç gelmeyeceğine dair. Gittim yanına usulcacık sordum derdini onu bu hallere düşüren illetin ne olduğunu. Kumar oynamış dediğine göre yenilince sıkıştırmışlar ya canını ya paranı diye. Evinizi yıkar yakarız diye de tehdit etmişler.  Naçarmış, nereden bulacakmış parayı, otada alıştırmışlar  üstelik... Yarın bankaya gider ne kadar lazımsa çekeriz para, dert etme oğlum diye ferahlık verdim yüreğine sevindi garibim .

Bahçeyi sularken geldi nefes nefese ‘’ Hadi ana arkadaş arabayla götürecek bizi bankaya, cüzdanını kafa kağıdını al da gel dönemece ‘’ dedi.  Dur oğul üstümü değiştireyim dedim ‘’ Arkadaş bekliyor ne zamandır ana ayıp olur ‘’ diyerek iki ayağımı bir pabuca soktu. Veli ile pazara gideceğimizi söyleyip olduğum gibi çıktım evden çıkış o çıkış...

Bankadan çıkınca sahildeki çay bahçesine oturup, soğukluk içip soluklanalım dedi Veli, arkadaşı da geldi bizimle… İkisinin yüzüydü tanıdık olarak son gördüklerim … Arkasından dipsiz bir kuyu gibi sığ ve karanlığa doğru çekildim hızlıca … Gözümü bir bilinmez  yabanda açtım. Gürültü ve ışıklıydı,  her yer insan kaynıyordu bir taraftan diğer tarafa telaşla koşuşturan. Ne yapmışta yorulmuştum bu kadar, başım çatlayacak gibi ağrıyordu gerginlikten.  Neresiydi burası,  koynumdaki banka cüzdanım, kafa kağıdım,  paralarımın yerinde yeller esiyordu. Geç bulmuş çabuk kaybetmiştim o çok istediğim, özlemini çektiğim sıcacık yuvanın verdiği huzuru… Birkaç gün el uzattım haya ile yüzüne bile bakamadığım insanlara, açtım, evsiz barksız, kimsesizdim. Sonrada sen laf attın bana şefkatli bir ses tonuyla… İşte kızım bu benim hayatımın seceresi, adına ne koyarsan koy ‘’…

Sabahın beşiydi mim koyduğunda sözlerine Revzan ananın. Götüremezdim eve,  nohut oda bakla sofa dört kız arkadaşımla paylaştığım öğrenci evine. Lokantanın sahibi tembih etmiş çırağa ses çıkarmamasını sohbetimiz sırasınca. Konuşmamız bitince Revzan anayı salıverme hiçbir yere, pişirdiklerimizden o da sebeplensin bir hal çaresi bulununcaya kadar diyerek kulağını bükmüş .

Final haftasıydı hem okulu hem de çalışmayı bir arada götürdüğüm için epey zorlu bir süreç bekliyordu beni. Tamamen aklımdan çıkmıştı Revzan anayı ailesine kavuşturmam için atacağım adımlar. Gazeteye uğramıyor harıl harıl ders çalışıyordum. Sınavlarım iyi geçmiş rahatlamıştım birden aklıma düştü Revzan ana.  Doğruca lokantaya gittim sordum … Sormaz olsaydım keşke …

’Duymadın mı gazeteler yazdı birkaç gün üst üste. Arlıydı Revzan ana bedava yiyip içmek guruna dokundu, karşılığında işte yaptırmayınca, senden de haber çıkmadı bir haftadır sessizce ayrılmış buradan kimseye sezdirmeden … Çöp konteynırlarından yiyecek bulurum ümidiyle karıştırırken farkına varmamış manevra yapan çöp arabasını … Sonrası malum işte ''…

Keşke … Keşke… Keşke…

Hay Allah yine kanadı yüreğim yirmi beş yıl öncesi gibi…

Bu vicdan yarası, keşkelerle katmerlenen ızdırabım…

Ruhum sükuta erinceye kadar uykular yine haram bana … 


 

Nevzat Dağlı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 64
Toplam yorum
: 28
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 301
Kayıt tarihi
: 25.11.11
 
 

Öğretmenin, öğrenmenin yaşı yoktur felsefesine inanan öğretmenim. Yıllarca okuyarak belleğimde ol..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster