Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Haziran '14

 
Kategori
Kişisel Gelişim
Okunma Sayısı
1032
 

Kaldır kendini aradan, çıksın ortaya Yaradan (2)

Kaldır kendini aradan, çıksın ortaya Yaradan (2)
 

Michelangelo


“Aşağısı yukarısı gibidir, yukarısı aşağısı gibidir” – Hermes Trismegistus

“Kaldır kendini aradan, çıksın ortaya Yaratadan” sözü beni uzun zamandır derinden etkiler ve sıkça tekrarlarım. Ne kadar şanslıyız ki Tasavvuf gibi bir ilmin hakkıyla ve derinen işlendiği Anadolu topraklarında yaşıyor ve bu gibi güzel anlatımlarla manayı idrak edebiliyoruz.

Bu söz şunu söyler. Tanrı’yı dışarıda bir yerde arama. O senin içindedir. Kendi içinde bak onu bulacaksın. Bu Simya’da V.I.T.R.I.O.L. kelimesi ile sembolize edilir ve Latince “visita interiore terrae rectificando invenies occultum lapidem” anlamına gelir. Yani “kendi içine bak felsefe taşını bulacaksın”. Bir nevi “kendini bilen Rabbini bilir” sözüdür bu. Zira herkesin içinde Evren dürülüdür.

Bu söz bana psikolojide Romalıların tiyatrolarından gelen ve “persona”lar olarak adlandırılan kişilik maskelerimizi hatırlatır. İnsanın doğumdan uyanışına dek seyrine kısaca bir bakalım...

“Her insan hayatta en az bir kere başarılı olmuştur” derler ya; işte o muhteşem doğum mucizesiyle her insan bir genetik miras ve mizaç ile doğar. Her ikisi de o insanın kaderini dünyada yaşaması için ona verilir. Bu mizaç bir insanın davranışlarının altında yatan kalıpların üçte birini oluşturur.

Bebek bir aile, çevre, kültür ve ülke içine doğmuştur ve başta çekirdek ailesi  olmak üzere artık çevresel koşullar onu şekillendirmeye ve yoğurmaya başlar. İyi-kötü, acı-tatlı, mutlu-mutsuz derken zıtlıkların dansına tabi tecrübeler yaşar. Zıtlıklar ile yoğrulur.

Çocuk deneme yanılma metodunu kullanarak, yaşadıklarından, hissettiklerinden ve gördüklerinden  anlam çıkararak bazı çocukluk kararları alır. Bunlar çocuğun hayata ve olaylara yüklediği anlamlardır. Anlam her şeydir. Artık algı filtreleri şekillenmeye başlar.

Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisi5’li piramidin en alt basamağına temel ve fizyolojik ihtiyaçları koyar. Bunlardan birisi de savunma içgüdüsüdür. Bu yüzden çocuk Gurdjieff’in tamponlar adını verdiği, psikoloji açısından telafi mekanizmaları geliştirir ki; bunlar çocuğun yaşadığı ve öğrendiklerini anlamlandırması sonucu hayatta başarılı olmak için bilinçaltında otomatik olarak kurguladığı beka stratejileridir. İşte bunlar kişilik maskeleridir, personalardır.

Artık çocuğun paradigmaları, değerleri, inançları, öğrenme stilleri, problem çözme yöntemleri, çatışma yönetim tarzı, iletişim kurma tarzı, temel ihtiyaçlarını giderme tarzı, hırslar ve arzuları, tutkuları, hayalleri, korkuları, endişeleri, şüpheleri, bağımlılıkları ve bağlılıkları, önyargıları, saplantıları ve takıntıları  şekillenir. Dogmaları ve taassupları şekillenir. Batıl inanmçları oluşur. Alışkanlıkları oluşmaya başlar.

Sonra da karakteri şekillenir. Bu da onun hayata karşı tutumlarını belirler ki, bu tutumlar hayatta içinde bulunduğu koşullara, olaylara ve insanlara nasıl tepki verdiğini yani davranışlarını belirler.

İşte yukarıda bahsettiğim süreç ile yeni doğan bir bebek, doğum anından itibaren saflık ve bütünlüğünü kaybeder. Boş bir sayfa yani “tabula rasa” olarak doğan insan, bilinçsiz olarak yetişkin insanın sahip olmadığı bütünlüğe sahiptir. Zıtlık nedir bilmez, hatta teklik ya da vahdeti de bilmez. Sanki bekabillah ya da nirvana ya da Satori ya da Adam Kadmon ile farklı felsefelerin anlatmaya çalıştığı gibi yetişkin insanın ulaşmaya çalıştığı o hiçlik/yokluk makamına zaten doğuştan sahiptir; ama bilmeden sahiptir.

Peki o zaman neden madde dünyasına doğar? Çünkü bir sınavı, kaderi yaşamak için doğar. Allah’ın kendisinde tecelli eden güzelliğini yaşamak için doğar. Ve sonra yaş aldıkça yukarıda bahsettiğim zarlarla kaplanarak özünden uzaklaşır gider. Hatta özünü unutur. Eşsizliğini ve muhteşem potansiyelini unutur.  

Bu yüzden koçlukta bahsedildiği gibi insanın kendi zarlarını bir bir soyarak kendi özünü bulması gerekir. Aynı Alice’in Tavşan Deliği’ne yaptığı yolculuk gibi kendi tavşan deliğine girip, cesareti, merakı, gayreti, azmi ve imanı kadar derine gider. Felsefe taşı öyle tuttuğunu altın yapan bir taş değildir. O içimizdeki hazinedir. O özümüze yolculuk sonucu elde edilen erdemler ve özgürlüktür.

İşte o yüzden kendi tavşan deliğine giren veya bir soğan gibi kendi zarlarını soyabilen insan, kendini bilir ve Rabbini bilir. İnsanın yapması gereken şey kendine AYNA tutmak ve her tuttuğunda gördüğü maskeler üstüne çalışıp onları kaldırmaktır. Her kalkan maske kişiyi öz potansiyeline daha da yaklaştırır.

Peki bu öz nedir ve nereden gelir? Bu da bir sonraki yazı.

Sevgiler,

Kenan

 

Bir önceki bağlantılı yazım için bkz  “Kaldır kendini aradan, çıksın ortaya Yaradan” http://blog.milliyet.com.tr/kaldir-kendini-aradan--ciksin-ortaya-yaradan/Blog/?BlogNo=437522

 

https://twitter.com/Naacel

https://www.facebook.com/public/Kenan-Kolday

 

http://naacel.blogspot.co.uk/

http://www.felsefetasi.org/author/kenan-kolday/

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 242
Toplam yorum
: 48
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1154
Kayıt tarihi
: 29.10.12
 
 

Çocukluğumdan beri kendimden büyük bir şeyleri arayıp durdum. Ve 1999 yılında yaşadığım şoklar il..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster