Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Şubat '20

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
69
 

Kalem Yazmaya Sevdalıdır

 

Okuyanlar bilir, Kur'anda inen 2. sure "Kalem Suresi"dir. "Kalem ve onunla yazılanlara and olsun ki,ey Muhammed" (1-2 ayetler) diye başlar. Bu Tanrı katında kaleme ve yazıya verilen değeri belirtir. Kalemin, yazının ve kitabın bir kutsiyeti vardır bana göre.

Kalem denildiğinde aklıma düşen, kurşun kalemdir. Yumuşak uçlu bir kurşun kalemle yazmanın keyfini ancak onunla yazanlar bilebilir. Bu devirde yazı yazmak için hala kurşun kalem kullanılır mı demeyin. Dijital çağda yaşayan bir dinozorum ben. Ve bundan da büyük keyif alıyorum...

Bu kalemi kullananlar iki büyük zevki bir arada yaşar:Kokusunu duyumsar, sesini ilahi bir müzik gibi dinler... Kurşun kalemi açarken ortaya çıkan o yumuşacık ağaç kokusunu, hangi bilgisayarın tuşuna basarak elde edebilirsiniz? Ve o ses... yazarak tarif etmem mümkün değil elbet ama bana mistik bir musiki gibi gelir. Çoğu kez o sesin peşine takılır başka dünyaların kapısından geçerim.
Bir tür ruh göçüdür bu!
Yaşamımın en özel anlarıdır.
Artık yazmak benim için bir ibadete dönüşür...

Kurşun kalem yazıya sevdalıdır. Bu uğurda yavaş yavaş tüketir kendini. Yazarak yok olur... Her yeni kalem, yeni bir sevdadır. Yazıya olan aşkı yazdıkça artar, yazı arttıkça o eksilir...
 
Kurşun kalemin bağımlılık yaptığı söylenir. Bu bağımlılık bir dosta duyulan türde olsa gerek. Sizi asla yarı yolda bırakmayan bir dost. Onun ne zaman biteceği size bağlıdır. Ama tükenmez kalemler öyle mi? Yazının tam ortasında bir kapris, bir kapris...I-ıh tık yok! Bitivermiş... Elinizde yedeği yoksa ortada kalıverdiniz...

Onu parmaklarınızın arasına aldıktan sonra, tepesine bir öpücük kondurup kokusunu duyarak,sesini dinleyerek yazmanın zevkini bir düşünün derim. Aslında bence deneyin de!

Bir de işin felsefi yönü var. İnternette dolaşırken Paulo Coelho'dan bir alıntıya rastladım. Anlatılanlar çok hoşuma gitti, sizinle paylaşmak istedim: "Çocuk büyükbabasının mektup yazışını izliyordu. Birden sordu: ' Bizim başımızdan geçen bir şey mi yazıyorsun? Benimle ilgili bir hikaye olma ihtimali var mı?'
Büyükbaba yazmayı kesti,gülümsedi ve torununa şöyle dedi: ' Doğru senin hakkında yazıyorum ama kullandığım kurşun kalem yazdığım kelimelerden çok daha önemli. Umarım büyüdüğünde bu kalemi sende seversin.'
Çocuk kaleme merakla baktı ama bir şey göremedi.
' İyi ama bu kalem benim hayatımda gördüğüm kalemlerden hiç farklı değil ki!'
'Bu tamamen nesnelere nasıl baktığına bağlı. Bu kalemin önemli özellikleri var.Ve sen bu özellikleri kendinde benimseyebilirsen hep dünyayla barışık bir insan olursun.'
'1.Özellik: Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma! Bizim için bu el Tanrı'dır.Ve her zaman kendi kudretiyle bizi yönlendirir.
2.Özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemimin ucunu açmam gerekir.Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germesini bilmelisin.Bu acılar seni daha iyi insan yapar.
3.Özellik:Kurşun kalem yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman olanak tanır. Yaptığın bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın.Aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli şeydir.
4.Özellik:Kurşun kalemin en önemli kısmı,kalemin yapıldığı ahşabı değil içinde yer alan kurşunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmalı en çok onu korumalısın.
5.Özellik:Son özelliği ise her zaman iz bırakmasıdır. Aynı şekilde sen de hayatta yaptığın her şeyin iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın." 


Artık sizin de kurşun kalem kullanmak için bir nedeniniz oluşmuştur umarım. Yok, ben ille de klavye ile yazacağım diyorsanız, neleri ıskaladığınızın farkında bile değilsiniz…

ETEM SEVİK bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Melek hanımefendi, yazılarınızı, haddim olmayarak, büyük bir takdir ile okuyorum. Hem yazı şekli hem içeriği ve hem de, hani blog başlığında diyorsunuz ya ‘ruha dokunmak’, işte öyle çok derinlerde bir yerlere dokunuyorsunuz. Bu kez de, yine bizim, bizden olan bir parçamıza nankörlüğümüzü çok naif, çok zarif bir dokunuşla, o içimizde, derinde, biraz arkalarda, hatta biraz da karanlıkta kalarak unutulmaya yüz tutmuş bir durumdaki, anmanızla özlemimizi mahcubiyetle hissettiğimiz o güzel nesneyi, ‘kalem’i ve şimdi özlemi ile hani denir ya ‘burnumun direğini sızlatan’ o özlemi ile yeni açılmış kalem kokusunu bütün çekici güzelliği ile önümüze koyuverdiniz. İyi ki varsınız. Teşekkür ederim.

Mustafa Erdal GÜZELDEMİR 
 02.02.2020 13:09
Cevap :
Deneme yazmayı sevmemin bir nedeni de bu. Okurun ruhuna dokunabilmek! Bazen derinlerde saklanan bir sırrı paylaşmak, bazen bir yarayı üflemek, bazen hatırlanmayı bekleyen eski dostları anımsatmaktır bana göre deneme. Bu bağlamda, deneyip duruyorum bende :) Siz de iyi ki varsınız. Böyle yüreklendirilmek insana iyi geliyor.   02.02.2020 17:59
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 224
Toplam yorum
: 1818
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2029
Kayıt tarihi
: 26.09.07
 
 

Burada yazarken kim olduğumuzun, ne olduğumuzun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Önemli olan yaz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster