Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

13 Nisan '09

 
Kategori
Mizah
Okunma Sayısı
168
 

Kalmadı Tarım. Ne bulursam satarım.

Kalmadı Tarım. Ne bulursam satarım.
 

Eskiden, Rize çayından başka çay bilmezdik. Şimdi İngilizi, Seylanı, Arabı, Çorabı, bir sürü çay var. Fiyatlarını ne siz sorun, ne ben söyliyim. Ambalaj cicili bicili. Fiyaka o biçim. Ama yok içim. Eskiden içtiğimiz Rize çayının, tadı da, kokusu da yok. Çay içen de yok. Çocuklar çay içmiyorlar. İthal süt ile ıslatılmış, ithal mısır gevreği. Şimdinin kahvaltısı. Çayımızın filizlerini ihraç ediyoruz. İngilizler, allayıp, pullayıp biz satıyorlar. Dış ticaretimiz artıyor. Bu da istatistiklere yansıyor. Zeytin yağımızı Yunanlılar alıyor. Cicicli bicili şişelere doldurup, AB ülkelerine pazarlıyorlar. Dış ticaretimiz artıyor. Pamuğumuzu iç piyasada alan yok. Dışarıdan daha ucuzu geliyor. Bizimki de mecburen ucuza dışarıya gidiyor. Ne oluyor? Dış ticaretimiz artıyor. Hükümet açıklama yapıyor. Dış ticaretimiz arttı. Avrupalısı, Japonu, Korelisi, Hollandalısı, gelip burada araba üretip, dışarıya satıyorlar, biz övünüyoruz. Dış ticaretimiz arttı. Bankalarımızı yabancılara sattık. Paralarımız, çaktırılmadan dışarıya gidiyor ve onların ülkelerinde yatırıma aktarılıyor. Bize beş kuruş faydası yok. Kredi kartına da alıştık. İşçi, memur, esnaf, emekli, işsiz, boşta gezer, hepimiz, dolaylı yoldan elin gavuruna borçlandık. Paramızı da sattık. Ama itibarımız var. Ticaretimiz artıyor. Koca koca marketler, alış veriş merkezleri, bunların hepsi de yabancıların. Küçük esnaf, bakkal, çakkal kalmadı. Hepsi sizlere ömür. Ama olsun. İtibar kazandık. Oralarda ne var? Bizde de o var.

Çayımız, şekerimiz, yağımız, peynirimiz, patatesimiz, domatesimiz, elmamız, portakalımız, Avrupa ölçüsünde. Onlar nasıl emrederlerse öyle. Dışarıya satarken, ölçüyü, biçimi tutturacağız diye olmadık eziyetler çekiyoruz, ama, turist olarak gelenler, çarşıda, pazarda ne bulurlarsa, sorgusuz sualsiz, yutuyorlar. Bu nasıl iş anlamadım. Şimdi sıra yoğrt ve ayrana gelmiş. Bu ikisinide onların istediği şekilde üretecekmişiz. Silifkenin yoğrdu, seni kimler doğurdu. Yağ oranı bu kadar, katı madde şu kadar olacak. Anlaşılan odur ki, yoğrt ve ayran da dış ticaretimize kurban gidiyor. Ayranı yok içmeye, tahtırevan ile gider saçmaya. Zaten, şimdiki gençlere göre ayran ve yoğrt banal şeyler. Cola var, energie drinkler var, envai çeşit markadan içecek var.

Kalmadı memlekette tarım. Ne bulursam satarım. Zaten köylü de kalmadı. Köylüler bile, yoğurdu, peyniri, yumurtayı, marketten alıyor. Eskiden, köylümüz haftada bir, şehirdeki pazara iner, incik boncu, kumaş vs. alırdı. Bir de beyaz ekmek alırlardı, Köylü ekmeğini bile kendi yapardı. Haftada bir, değişiklik olsun diye, has somun yerlerdi. Benim çocukluğumda, bizim sokakta Tiryaki Mehmet efendi vardı. Gerçek bir çay tiryakisiydi Memmet efendi. Günde 30-40 bardak çay içerdi. O derdi ki;" Has somun, talı çay. Baklavaya bile değişmem."

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 820
Toplam yorum
: 339
Toplam mesaj
: 29
Ort. okunma sayısı
: 324
Kayıt tarihi
: 02.10.08
 
 

Nerede, nasıl, ne zaman, umursamıyorum. Bir şekilde dünyadayım, yaşıyorum. Hayatı seviyorum. Tanr..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster