Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ekim '10

     
    Kategori
    Gezi - Tatil
    Okunma Sayısı
    10383
     

    Kamboçya gezisi

    2010 yazında Tayland ve Kamboçya’ya gittim. Bu yazıda sadece Kamboçya ile ilgili edindiğim izlenimleri ve ‘keşke gelmeden biri bunları bana söyleseydi’ diyeceğiniz basit bilgileri paylaşmaya çalışacağım.

    Öncelikle Kamboçya’ya tek başıma gittim, herhangi bir tura bağlı kalmadım, internetten her şeyi hallediyorsunuz turla gitmeye gerek yok. Gitmeden önce yaptığım araştırmalara göre düşünülenin aksine Kamboçya bir turist için güvenli bir ülke olarak tanınıyor. Ziyaretim boyunca da herhangi bir olumsuzlukla karşılaşmadığımı söyleyebilirim. Sadece ısrarcı satıcılar ve ısrarcı muhabbet tellallarının verdiği rahatsızlıklar var. Özellikle turistlerin olduğu bölgelerde bunlardan bol var ama git deyince de gidiyorlar.

    Kamboçya seyahatim Siem Reap’le başladı. Bangkok’tan Siem Reap’e uçakla geçtim, Bangkok Havayolları, buraya bu havayolundan başka bir havayolu ile gelmek imkânsız. Yolculuk aşağı yukarı bir saat sürüyor. Bunun dışında karayolu ile gelmek de mümkün ama okurken bile yoruldum bayağı zahmetli bir yoldan bahsediliyor. Aslına bakarsanız uçak bileti çok pahalı değil sadece oradaki diğer havayollarına göre daha pahalı bence bunun hesabını yapmayın. Ayrıca Bangkok’a dönüşü de Phnom Penh’den bu havayolu ile yaptım, gidiş dönüş alınca daha uygun oldu. Siem Reap havaalanında beni otelden bir görevli karşıladı. Havaalanından hemen bir sim kart alın ve yanınızda getirdiğiniz yedek telefona takın. Kamboçya’ya giriş vizeye tabi ancak vizeyi resmi bir devlet sitesinden 25 USD’ye internetten alabiliyorsunuz. Site gov uzantılı yani dolandırıcılık yok merak etmeyin, vize alım sayfalarında Türkçe de hizmet veriliyor. Aldığınız vizeyi 2 nüsha internetten bastırın ve yanınızda taşıyın.

    Söylemeye gerek var mı bilmiyorum benim aklıma bile gelmemişti bastırdığınız vizeyi pasaportunuza yapıştırmayın. Sırada gördüm, Avrupalı bir çift e-vize almışlar ve pasaportlarına yapıştırmışlar, pasaport polisi acaip güldü onlara ayrıca vizeleri makineden okunmadı, 2.nüshadan okuttular makineye. E-vize ile gelen ben ve onlardan başkası da yoktu, diğerleri vize almak için sıraya girdi, daha sıradaki ilk kişi gelmeden ben işimi hallettim. Kamboçya’ya ne girişte ne çıkışta az gelişmiş ülkelerde sık raslanan, görevlilerin ‘bahşiş’ adeti yok. Yalnız çıkışta hizmet ve güvenlik bedeli adı altında devlete bir 25 USD daha ödemek zorundasınız. Nereye ödeyeceğim diye aramayın onlar size gösteriyor. Bu arada Siem Reap’te geceliği 50-60 USD’ye nispeten iyi oteller bulmak mümkün ancak ben geceliği 15-20 USD’ye Hotel 89 diye 2 yıldız ayarında bir otelde kaldım. Otelin çevresi çok iyi değil ara sokaklarda ama merkeze yakın, 10 dakika yürüme mesafesinde.

    Lüks aramayanlar ve samimiyet arayanlar için bire bir, tavsiye ederim. Tapınaklar yani Angkor bölgesi şehrin 6-7 Km dışında. Bu bölge onlarca tapınaktan oluşuyor. Burayı gezmek için bir tuk-tuk tutmanız gerekiyor. Oteldeki tarifeye göre bütün gün için 13 USD’ye bu hizmeti otel bana ayarladı, iki katı fiyata sürücülü klimalı araba da kiralayabilrsiniz. Açıkçası rayicin bu olduğunu bildiğim için hiç pazarlık etmedim. Ayrıca merkezin dışında birkaç tapınak daha var, 13 usd bunlara dahil değil bunlar için ekstra para talep ediliyor. Ben Siem Reap’te 2 gün kaldım ancak merkezdeki popüler tapınakları gezmeye fırsatım oldu uzaklara gitmedim, bana yetti açıkçası. Yeri gelmişken buraya en az 2 gün ayırmalı 3 gün ideal ama ne yalan söyleyeyim keşke 1 gün daha kalsaydım demedim, dediğim gibi bana yetti.

    Tapınaklara geçmeden önce bölgede turistler için sadece yukarı aşağı dikey hareket eden tüm bölgeyi kuş bakışı görebileceğiniz dev bir uçan balon var. Ben bu balonu en sona bıraktım ama rüzgar olduğu için çalışmıyordu bundan dolayı ilk işiniz bu balona binmek olsun tabi Angkor Wat’ı gezdikten sonra… Angkor wat bölgenin en ünlü tapınağı, tapınaktan öte bir şey aslında, uzun bir yoldan geçerek girdiğiniz iç içe geçmiş yapılardan oluşuyor. Benim rehberim tapınağın öteki tarafında bekleyeceğini söylemişti yani siz de geldiğiniz yoldan dönmeyin genelde herkes geldiği yerden dönüyor. Siz arka tarafını kullanın oranın büyülü bir havası var. Tapınakları çok anlatmaya gerek yok aslında rehberiniz sizi sırayla gezdirecek, siz sadece inanılmaz bir doğada yüzlerce yıl önce yapılmış inanılmaz yapıların içinde olmanın büyüsünü kaybetmeyin. Ancak insan kendine şunu diyor ‘Angkor Wat’ı gördükten sora diğerlerini niye görmek ister insan’ Doğru değil, gerçekten gezdiğim bütün tapınakların kendine has bir mimarisi, kendine has bir havası vardı.

    Nerdeyse hiç biri, bir birine benzemiyor. Bütün tapınalar görülmeye değer ama ben en çok Angkor ve Bayon tapınaklarını beğendim. Yalnız bir kaç tapınağa tırmanmak bayağı tehlikeli, dikkatli olun. Eski merdivenler hem deforme olmuş hem de dar, bu adamların ayakları gerçekten küçükmüş. Bir kısmında yeni mistiği bozulmasın diye yeni merdivenler yapmamışlar. Bu arada birkaç tecrübemi aktarayım. Rehberiniz zaten sizin için şişe şişe su ve şişeleri koymak için buz alacaktır ama gerekirse siz hatırlatın. Karşınıza çıkan ilk satıcılardan alış veriş yapmayın ne kadar ucuz gelirse gelsin pazarlık yapın ama 1-2 doları da dert etmeyin. O anda size ne kadar değerli gelirse gelsin altı üstü bu bir dolar. O anda size çok değerliymiş gibi gelecek çünkü oradakiler için değerli, inanılmaz bir sefalet var. Gelirken yanınıza bozuk olarak dolar almanızda fayda var. Fotoğragf makineniz için pillerinizi eksik etmeyin. Yemek için şehire inmenize gerek yok, yiyemeiyeceğiniz yemekelri bulabileceğiniz restoranlardan burada ad avar. Her köşe başında kara mayını mağdurlarının bir araya gelip yerel müzik yaptığı ve para topladığı grupları var, müzik önce mistik geliyor ama sonra hepsinin aynı şeyleri çaldıkları düşüncesine kapılıyorsunuz. Budist rahiplerden hayatın sırrını öğrenmek için buraya geleceklere söylüyorum, gelmeyin. Ben öğrendiğim kadarını aktarayaım size; 1 dolar.

    Evet insan burada kendi gözleriyle görünce daha bir hayal kırıklığına uğruyor. Bir tapınak geziyorsunuz diyelim, bir buda heykeli var etrafında tütsüler çiçekler buaraya kadar herşey güzel. O sırada nur yüzlü bir rahip geliyor ve elinize heykele koymanız için bir çiçek tutuşturuyor ve sonra da içi 1 dolarlarla dolu bağış kutusunu gösteriyor. Zaten budist olmaya niyetim olmadığı için çok hayal kırıklığına uğradığımı söyleyemem. Şehir merkezinde turistlerin gittiği ‘pub street’ diye bir yer var. Burada sağlı sollu bir sürü restauran ve pub bulunmakta söylemeye gerek yok gayet ucuz. Turistlerin dışında yerel hiç kimse gelmez bu publara. Müzik yapılan yerlerde var ama bir gece hayatından bahsetmek zor. Avrupa yemekleri de bulmak mümkün. Bunun dışında Tayland’daki kadar çok olmasa da pub street yakınlarında masaj salonları var. Burada da Tayland’daki gibi ayak masajı, yağ masajı yapılıyor ve Tayland’dan daha ucuz. İnsan zaten Kamboçya’ya geldiği zaman ‘Tayland ne kadar pahalı bir yermiş’ diyor, Türkiye’ye döndüğü zaman da bu dediğinden utanıyor. Kamboçya’da ‘Thai’ masajı da var ancak bunun dışında ‘Thai’ masajına benzeyen ‘Khmer’ masajı denilen kendilerine özgü bir masaj türü de var.

    Bu masajlar, çıplak tene yapılmıyor üstünüzde kendi giysiniz veya onların verdiği bir giysi bulunuyor, diğerlerine göre sert bir masaj olduğunu söyleyebilirim. Hatta Tayland’da hiç görmemiştim, yanımdaki adama masaj yapan kız ayaklarıyla adamın sırtına çıktı. Manzaraya öyle bir bakışım vardı ki bundan dolayı herhalde bana masaj yapan kız sırtıma çıkmaya cesaret edemedi. Ayak masajını mutlaka yaptırın, yağ masajı da yaptırın ancak ayak masajı niyetiyle girdiğiniz yerde sizi yağ masajına ikna etmeye çalışıyorlarsa ayak masajında diretin. Masaj sırasında çok canınız yanarsa müdahale edin, ben önce bir bildikleri vardır diye düşündüm ama sonraki masaj yaptırdığım yerlerde ‘buram ağrıyor hala’ deyince o yerlerin acemi olduklarını ima ettiler. Özellikle erkekler için söylüyorum, kollarımda değil ama bacaklarımda masaj yaparken kıllarımı çektikleri için neredeyse yaralar oldu. Siem Reap’te 2 gün geçirdiktenn sonra başkent Phnom Penh’e geçtim. İç hatlarda bir çok havayolu var, ben Kamboçya havayolları ile uçtum anladığım kadarı ile Vietnam havayolları ile ortak uçuyorlar. Yolculuk 50 dakika sürüyor.

    Başkent’e karadan, nehirden de gelmek mümkün. Hatta ben etrafı da gezerim bahanesiyle karadan mı gitsem diye düşünmüşdüm gerek yok uçak en iyisi. Bu arada bu uçaklar ‘pırpır’lı diye tabir edilen uçaklar ama sakın korkmayın her gün dünyada binlerce uçuş oluyor, gayet güvenli. Bizim ülkemizde de bu uçaklar kullanılmaya başlandı ancak eskiden beri en gelişmiş ülkerlerde de dahil iç hatlarında, kısa mesafelerde bu uçaklar kullanılıyor ve jetlere göre güvenlik anlamında bazı küçük avantajları da var hatta. Başkent izlenimlerine kısa bir özetle başlayayım. Başkenti görmesem çok şey kaybeder miyim? Aslında zamanınız kısıtlı ise başkenti görmenize çok gerek yok bence ama zamanınız varsa görün uçak bileti de çok pahalı değil. Başkentteki tapınak, saray, müzeler çok özellikli yerler değil, Bangkok’tan sonra size çok ilginç gelmeyebilir. Ancak şehrin kendine has bir ambiyansı var bunun için değer ama sadece 1 gün elbette. Şehirde bir tane nehir var, turistik restauranlar, publar burada.

    Nehir turu yaparım diye düşünmüştüm ama nehri görünce vazgeçtim, kahverengi nehirde gezmesem de olur dedim. Otelinizin nehire yakın olmasını tavsiye ederim. Benim otelim tuktukla buraya 10 dakikaydı, 1-2 dolara getirip götürüyorlar bir şey değil ama otelin nehir kıyısında olması daha iyi olur. Öncelikle gene otelden havalanı transferi için yardım istedim, 10 dolar karşılığında biri beni havaalanından aldı. Havalanında da 7 dolara taksi bulabilirmişim ama adres arama falan, değmez. Otele geldim ertesi gün için şöförlü bir araba kiralamak istedim. Rehber hariç 50 dolar dediler. Rehbere çok gerek yok zaten ama acele etmemek lazım. Nehir kenarında tur pazarlayan kulübeler var, 33 dolar karşılığında biriyle anlaştım beni 5 noktaya götürücek. O akşam bir yerde yemek yedim ve otelime döndüm.

    Ertesi gün bir sürücü beni aldı. Öncelikle şunu söyleyeyim başkent hatta Kamboçya deyince insanların aklına önce Pol Pot, kurucusu olduğu ölüm mangalarından oluşan kızıl khmerler ve yaptıkları soykırım geliyor. Turizmin de bunun üstüne kurulmuş olması biraz acıklı. İnsanların ‘bize çok kötü şeyler yaptılar, biliyor musunuz?’ diyerek turizmden para kazanmaya çalışması ve sizin de buna alet olmanız insanın biraz canını acıtıyor ancak diğer taraftan bunları unutturmamak da bütün insanlığın bir borcu. Her neyse ilk oarak şehrin 15 km dışındaki ‘meşhur’ ölüm tarlalarına gittik. Başkente geldiyseniz gitmeyin desem de gideceksiniz biliyorum ama gerçekten bir şey yok bir kaç bina ve tarlalar var. Bir de bol bol fotoğraflarını gördüğünüz insan kafatası iskeletlerinin olduğu bir anıt. Buraya gelmeyin şehirde şunu yaparsanız diyeceğim bir şey de olmadığı için gene de burayı ziyaret etmekte fayda var. Burayı ziyaretten sonra şehirdeki soykırım müzesi ‘Tuol Sleng’e geçiyoruz. Burası gerçekten insanın tüylerini diken diken eden bir yer sanki soykırımr 1 hafta öncesine kadar yaşanmış gibi duruyor. Burası bir liseyken, Pol Pot döneminde bir işkence merkezine çevrilen yerlerden sadece birisi ama simge olmuş.

    Bütün tutukluların fotoğrafı çekilip kayıt altına alındığı için binlerce fotoğrafa ulaşılabilmiş ve bunlar müzede sergileniyor. Hani ölüm sessizliği dersiniz ya işte burada o var. O fotoğraflar içinde bebeğiyle bir kadın fotoğrafı vardı. Hatırladığım kadarı ile Pol Pot’tan önceki hükümet genel sekreterinin eşi. Görürseniz hangisinden bahsettiğimi anlarsınız, o kadının gözlerindeki çaresizlik, şaşkınlık anlatılamaz. Bu hapishanede 20.000 kişi öldürülmüş sadece 7 kişi hayatta kalmayı başarmış. Pol Pot insanlık tarihinin gördüğü en büyük canilerden biri, iç savaşı kazanıp başkenti ele geçirdikten sonra eğitimsiz köylülerden oluşan ekonomisi sadece tarıma dayalı bir komün yaratmak istemiş. Muhalif olurlar diye de bütün aydınları, eğitimli insanları, ileride intikam alırlar diye de onların bebek ve çocuklarını soykırımdan geçirmiş.

    Buradan çıktıktan sonra ulusal müzeye gittik. Küçük bir müze ama görmeye değer, genelde ilkel dönemlerden kalan heykellerden özellikle de Buda heykellerinden’ oluşuyor. Müzeyi gezdikten sonra bahçesinde soluklanabilirsiniz, çok güzel otontik bir bahçesi var. Şehirde turistik iki tane pazar var yani size turu satan adam bir liste veriyor 8-9 tane nokta bunlardan 3 veya 5 tanesini seçiyorsunuz. İşte bu listede iki tane Pazar var. Turistlerin daha az gittiği sadece yerel ismi olan isminin ingilizce karşılığı olmayan bir Pazar var ben ona gittim. Ona gidebilirsiniz çok ucuz bir yer. Kamboçya’da 3 gün geçirdikten sonra ne kadar ucuz olduğunu anlamıyorsunuz ama inanın bana ucuz. Genel olarak bu ülkenin insanları, satıcıları Taylandlılara göre daha az ısrarcı ve daha samimi. Pazardan sonra ‘grand palace’a gittim, Slovakya başbakanı mı ne gelecekmiş sarayı kapatmışlar göremedima ama Bangkok’takinden çok farklı olduğunu sanmıyorum. Bu arada ülkenin durumunu anlatmak açısından anlatıyorum. Slovakya başbakanı geliyor her yerde afişler ‘hoşgeldiniz’ ‘çok yaşa Slovakya’ falan. Abartmıyorum ülkenin ezikliğini burada çok net görüyorsunuz, amma ciddiye almışsınız ya. Her neyse gezimi şehir içinde ufak bir tapınak ziyaretiyle tamamlıyorum. Tapınak da bir sürü buda heykeli var ve kollarına bacaklarına onlarca riel iliştirilmiş, komik bir görüntü, nerede o ulvilik? Bu arada Kamboçya para birimi Riel deseler de siz inanmayın. Kamboçya’ya iner inmez riel alma gafletinde bulundum, sakın dolarınızı bozdurmayın çünkü gideceğiniz her yerde dolar geçiyor. Riel vermek isterseniz duraksıyorlar ve hemen hesap makinesi çıkarıyorlar. Ben para birimi Riel olan hiç bir şey görmedim.

    Bu arada Siem Reap gene iyi, parayı bozdurduğunuz rielden hesaplıyorlar, başkent öyle değil neredeyse %8 aleyhinize fark var. Ertesi gün havaalanına doğru yola çıktık. Sabah çok erken değildi ama gene de trafik vardı. En büyük sebebi de ana yerler dışında trafik ışıkları yok, yolların hemen hepsi geliş gidiş tek yol, çift yol çok az, bazı yerlerde bir karmaşa var. Uçaklara geç kalmayına ama çok da abartmayın benim bindiğim uçaklarda 15-20 dakika kalana kadar yolcu alıyorlardı, hiç rötar yaşamadım. Kamboçya, Taylanda göre daha az kötü kokuyor. Yemeklerinden bazıları yiyebiliyorsunuz ama lezettli gelmedi bana. Pilav oranın vazgeçilmezi. Khmerce de ‘yemek’ ve ‘pilav’ için aynı kelime kullanıldığını duymuştum. Bunun dışında Avrupa mutfağı ve fast food da var. Mc Donald’s görmedim ama KFC gördüm. Özetle İstanbul’dan, önce Bangkok’a 9 saatlik bir yolculuk ardından aktarma ve Kamboçya’ya ulaşıyorsunuz. Değer mi diye sorarsanız benim gibi amatör bir turist için mükemmele yakın bir tatildi, kesinlikle tavsiye ederim.

    Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

     
    Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
    Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
    Toplam blog
    : 1
    Toplam yorum
    : 0
    Toplam mesaj
    : 3
    Ort. okunma sayısı
    : 10383
    Kayıt tarihi
    : 31.10.10
     
     

    Özel bir bankada bölüm müdürüyüm...

     
     
    Yazarı paylaş
    • Tümünü göster