Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

14 Aralık '17

 
Kategori
Üniversitelinin Sesi
Okunma Sayısı
529
 

Kampüs Aşkları Yıkılıyor

Kampüs Aşkları Yıkılıyor
 

Her aşk bir enkazın üstüne kurulur


 
 
Şizofrenik bir an değil mi? hayatın en güzel zamanlarında gurbetlik denen olguyla tek başınasın. Bir yardan düşerken tutunacak bir dala ihtiyaç duyar gibi duyuyorsun ama aradığın güven çevrende yok. Yalnızsın, doğduğun gibi yalnız. Gece eğlenceleriyle kendi yalnızlığını bastırırken, eğlence merkezlerini süsleyen ışıklar gibisin. Bir süre sonra sensizliğin kol gezerken mekanların karanlığında, kendini bulma çabaların gelişimine destek olsun istiyorsun. Hayatı aşkın acısında öğreniyorsun. Senin hayallerini elindeki palet ile rengarenk bir şekilde kalbinin tuvaline boyayan birinin olmaması seni belki de bu yalnızlığı hücrelerine kadar işlemesine sebep oldu. Sana aç kurtlar gibi bakan gözlerden, güzelliğine sahip olmak isteyen ruhlardan ve aslında seni sen olarak kabul edemeyen insanlardan sıkılsan bile oynamak zorunda kalıyorsun. Sen çok güzel bir oyuncusun işte. 
 
Kampüs içinde birbirine sarılan sevgilileri görünce, ellerin üşüyor birden. 
Sevdanın gerçek yüzünü arıyorsun ama bulamıyorsun çünkü senin sevdanda bunun manasını bilen insanlar yok. Onlara göre aşk beş dakikalık bir medcezirden ibaret. Kimsesizliğini dost sandığın sohbetlerin içinde öldürmeye çalışsan da, sen kendini aramaya devam ediyorsun. Arafta kalan ruhları ancak o anda yaşayan anlarmış. Seni arzulayan insanların saçma salak oyunları sana o kadar basit geliyor ki, kendini kitaplarla dolu bir dünyaya hapsetmenin mutluluk olduğunu sanarak yaşıyorsun.
 
Kişisel gelişim adına yaptıklarının hepsi ömür sermayenden harcamana sebep olan şeyler aslında bunu sende biliyorsun. Yanına bir adam oturuyor, pis sakallarına şiirler bulaşmış bu adama müptela kızlar sürüsünün ortasında en yakın arkadaşlarının yer almasına anlam veremezken, sen kendi şiirinin sesini arıyorsun. Ara, ömrün aramakla geçecek çünkü böyle giderse.
 
Kimler geçmedi hayat sahnende bir baksana, kimler senin için ölebileceğini söyleyip te kuyrukları sıkışınca ortadan toz olmayı yeğlediğinde sen bir kere değil bin kere büyüdün. Bakma şimdi artık geriye, geleceğe yol almanın prangasıdır geçmiş, geleceğin aydınlık tarafıdır yaşananlardan alınan ders. Bu ders aldığın hiç bir seçmeli dersin sana verdiğini veremeyecek kadar önemli bir yaşam silsilesidir. Ne o, cümlelerim ağır, gerçeklerin aynalardakinden keskin mi geldi, saatlerini bir aynanın karşısında güzelliğine güzellik katacağım diye makyaj yaparken bile sadece o güzel gözlerle kendini göremeyecek bir halde harcarken. 
 
Neyse boş ver, bir şairin yükünü anlayabilen kadınlara nasip olur o ruh, öyle ki onların düşlerinde senin gibi gündelik yaşayan bir kızın yer almasının ne kadar güç olduğunu bilirsin sende. Hadi git o zaman, eğlence mekanlarının ışıkları altında derdini bir bardak mutluluğa gömerek gerçekliği hiç etmeye. Bunca zaman sensizliğin ortasında bir ateş gibi yanan bir ruh vardı aslında ama sen bakmayı bilmediğin için göremedin, hep yalnış adreslerde aradın aşkın gerçekliğini, kurduğun cümlelerin cılızlığında inşaa ettiğin o kampüs aşkları yıkılıyor. 
 
Enkazında kalmak istemiyorsun belki ama önce kendi kararlarını kendine karşı oynamadan vermelisin, açık ve net olmalısın kendine. Ne istiyorsun sen? Hercai bir aşkın koynunda uyanmak mı yoksa, gerçek acılarını mutluluğa çeviren bir ruhun varlığında var olmak mı? Aşk insanı geliştirir güzelim, değiştirir de. Unutma Değişmeyen tek şeydir değişim ama hiç bir insan görmek istemeyen kadar kör değildir bu alemde. Sen görmek istemezsen o mana da senin önünde raks etmez. Şiirinini sesini bulabilmen için senin şiir gibi olman gerek ve senin alnına yazılan şiirine mutluluk dizesi olamayan bir ruha teslim etme kendini.
 
Ev arkadaşların bile ne ucuz heveslere kapılıyor bir bak, yaptığın dolu muhabbetlerin içindeki boş hava kabarcıkları bile seni senden etmeye yeter. Kaçıyorsun aşktan, Kaçıyorsun ama kaçışlarının sonunda bile karşına çıkan yine sensin. Kalbine dokunanı değilde, kalbini en şiddetli depremlerle eş değer bir şekilde söküp atanı seçtin herkes gibi. Şimdi sen herkes gibisin diyor ya şair, öyle olmayı sen istedin. Oysa sarımtırak yalnızlığın koynunda harf harf seni kağıtlarda ölümsüzleştiren bir adam vardı senin için göremedin. Görseydin aşk olur, aşık olur bana gelirdin. Aşk ol. Aşık Ol. Bana gel.
 
Düşlerimin en kızıl haliyle seviyorum seni diyesim gelse de içimden, susmaları yeğledim ben senin gündelik aşklarına karşı. Bir beden miydi ölen bu yokluk zamanlarında yoksa bir ruh muydu bir  mum alevinin ışığında kendini bulan. Senden önemli bir şey yok diyorum sana da sen, kulaklarını tıkamışsın gerçeklere beni benden eden bir ruh haliyle en güzel elbiselerle süslüyorsun gözde kafelerin sahte sohbetlerini. Bırak git gideceksen, ardına bile bakmadan git, çünkü kendini bulamayan bir kadının tutkusuna kimse bulanmak istemez. Çünkü en ağır sevmelerinde ve sevişmelerinde bile o tutku bir insanı öldürür. Kim bile bile ölmek ister ki? Hele bir şair ruhsa karşındaki, sana sahip olmaktansa kelimeleri kaleminin şarjörüne sürer ve sıkar kafasına içindeki sesi susturur gibi. Bir kadın sormuştu bana bir zamanlar " İç ses susarsa insan ölmez mi?" diye. Ölmez insan öyle kolay kolay ölmez, heybesine aldıklarını döküp gitmeden ölmez işte. Sensizliğin koynunda ölür, yokluğunda ölür, seni düşlerken ölür, arzularken ölür, binlerce kez hayat içinde ölür ama kolay olmaz bu ölümler ve en son zaman her nasip saatini bekler gibi beklediği o an gelince de artık geriye dönüş yoktur. Bir "Tısssss" sesiyle can çıkar gider de, diğer alemlerde bile sevdiğini özlerken kalbine teselli verir. "Her insan sevdiğiyle beraberdir." 
 
Yok, çaresiz kalıyor bazı kelamların koynunda sorgulanan hayat, hayat içinde kendin çaresiz kalıyorsun, Bir senfoni gibi bu düzen içinde duyduğun her ses senin iç müziğinin tınısı oluveriyor. Yoruluyorsun bir orkestra şefi gibi ama sahnedesin işte belli edemiyorsun. 
Git ve yaşa istediğin kadar o ışıkların altında. Gündelik uğraşlar, anlık mutluluklara sebep şeyler bularak yaşa. Kokunu ciğerlerine dolduran bir adamın varlığından haberdar olmadan yaşa, - mış gibi. Seviyor-muş gibi, Aşık-mış gibi. Seni gerçekten anlamayan insanların arzularında yok oluyor-muş gibi. Kampüs aşkları yıkılıyor bak, enkazında gerçek aşklar kalıyor
 
BAKİ EVKARALI
 
 
ETEM SEVİK, NİHAL AYDIN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 122
Toplam yorum
: 30
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 667
Kayıt tarihi
: 13.03.14
 
 

1979 yılında Denizli'de doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Serinhisar ilçesinde tamamladıktan son..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster