Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Ekim '09

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
4169
 

Kamusal alan - tüm siyasal tartışmaların dışında

Kamusal alan - tüm siyasal tartışmaların dışında
 

Ortak düşünce, söylem ve eylemlerin üretildiği ve geliştirildiği toplumsal etkinlik alanıdır kamusal



Kamusal Alan ve Habermas

Jürgen Habermas kamusal alanı, "özel şahısların, kendilerini ilgilendiren ortak bir mesele etrafında akıl yürüttükleri, rasyonel bir tartışma içine girdikleri ve bu tartışmanın neticesinde o mesele hakkında ortak kanaati, kamuoyunu oluşturdukları araç, süreç ve mekânların tanımladığı hayat alanı" olarak tanımlar. Bu tanıma bakılarak kamusal alanın kamuoyunu oluşturan alan olduğu sonucuna varılabilir.

“Kamusal alan, modern toplum kuramlarında, toplumun ortak yararını belirlemeye ve gerçekleştirmeye yönelik düşünce, söylem ve eylemlerin üretildiği ve geliştirildiği ortak toplumsal etkinlik alanına işaret etmek için kullanılan kavramdır” diyen Habermas, her türlü çıkardan arınmış, devlet otoritesinin baskısı ve buyruklarından, sermaye egemenliğinden bağımsız bir alan olarak tanımlar. Kamusal Alan ile ilgili bazı normlar ve davranış tarzları şunlardır:

-herkesçe erişilebilir olmak,

-tüm ayrıcalıkların ortadan kaldırılması,

-genel normların ve rasyonel meşrulukların keşfedilmesi.

Kamusal alanın en önemli niteliği ise tüm vatandaşlara açık olmasıdır. Kamusal alanın bir bölümü, özel vatandaşların birbirleriyle ve bir kamu organı ile yarattıkları her türlü iletişim sayesinde oluşur. Buna göre, kamusal alan içinde bireyler ne özel alanın üyeleri olan ne de devlet bürokrasisinin yasal yaptırımlarına maruz kalan anayasal düzenin üyeleri gibi davranabilirler. Vatandaş olarak tanımladığımız bireylerin ancak toplumsal çevrelerinde herhangi bir sınırlama olmaksızın diğer bir deyişle, kendi düşüncelerini özgürce açıklayıp yayımlama hakkı ve özerk grup örgütlenmeleri kurma hakkının garantisi altında hemen herkesi ilgilendiren sorunlar hakkında birbirleriyle etkileşimde bulunabildiklerinde ancak bir kamusal alandan bahsedilebilir.

Habermas’ın Kamusal Alan kavramı, bir araya toplanan bireyler demek olan ‘kamu’ kavramıyla aynı anlama gelmez. Kamusal alan insanların katılımı ile somut biçimini alsa da, kavram insanlara değil kuruma yöneliktir; basit bir söylemle kalabalıklar diye nitelenmesi yanlıştır.

Kamusal alandan bahsettiğimizde, kamuoyunda tartışılan konunun bir şekilde devletle ilgili olması düşüncesi akla gelmekte. Her ne kadar devlet otoritesi siyasal kamu alanında icra etmekten sorumlu olsa da, bu alanın bir parçası olmamaktadır. Devlet otoritesi, genellikle, “kamu” otoritesi olarak kabul edilir; devletin vatandaşların refahını sağlama sorumluluğu kamusal alanın bu işlevinden kaynaklanır. Sadece siyasal kontrolün icra edilmesi gözle görülür bir şekilde her vatandaşın kendisini bilgilendirecek araçlara sahip olabilmesini gerektiren demokratik talebe yenik düştüğünde, kamusal alan yasal organlar aracılığı ile hükümeti kurumsal yollarla etkileme şansına sahip olur. Kamuoyu deyimi, bu bağlamda, kontrol ve eleştiriye denk düşer. Söz konusu kontrol ve eleştiri, devlet biçiminde örgütlenmiş egemen bir yapı aracılığı ile vatandaşların oluşturduğu bir kamu organı tarafından uygulanır. Bu türden uygulamaların kamuya açık olmalarını gerektiren yasal düzenlemeler de kamusal alanın bu işleviyle ilgilidir. Devlet içinde, bilindiği gibi kamu, kendisini kamuoyunun taşıyıcısı olarak örgütler; toplum ve devlet arasında aracılık yapan kamusal alan da kamusal alanının bu en önemli ilkesi ile uyum içindedir. Devlet ve Kamusal Alan birbirleriyle örtüşmezler. Aksine birbiriyle karşı karşıya gelebilirler. Bu durumda bunun en önemli kanıtı niteliğindedir.

İlk modern anayasalarda, temel haklara ilişkin ilkeler liberal kamu alanı modelinin dört dörtlük bir imajı olarak nitelenebilir. Söz konusu hak ve özgürlükler toplumun bir kamusal alan olarak garantiye alınmasını ve kamu otoritesinin birkaç işlevle sınırlandırılmasını sağlayan bir faktördür. Kamu ve özel alan arasındaki anayasalar, aynı zamanda kamusal alan içinde yer alan bireylerin özel alanını korumaktadır. Söz konusu bireyler kamusal alan aracılığıyla politik otoriteyi “rasyonel” otoriteye dönüştürebilmek için burjuva toplumunun gereksinmelerini devlete ileten vatandaşlar rolünü oynamaktadırlar. Bu noktada, bu türden bir rasyonalitenin ölçütü olan kitlesel çıkarlar, serbest pazar ekonomisi içindeki mal değiş-tokuşunun temel ilkelerine göre garanti altına alınmışdır. Özel bireylerin serbest pazar içindeki etkinlikleri, kamusal alan içinde kendini gösteren toplumsal ve siyasal baskıdan ancak bu noktada kurtulabilmiştir.

Habermas, devletin dışında kalan bir Kamusal Alan tanımı yapmaktadır. Bu kamusal alan herkesin eşit bir biçimde girebileceği bir alandır. Habermas’ın oluşturduğu yapı, uygulanan değil normatif kurgulanan bir yapıdır. Yoğunluklu olarak eleştirildiği yönde bu noktada kendini göstermektedir.

Kamoyu Kavramanın Tarihsel Seyri

Kamuoyunun varlığı kararlar alıp verebilen, dinamik bir kamunun varlığına bağlıdır. Bu koşulların oluşumu da tarihten bağımsız düşünülemez. Öncelikle insanın düşünsel gelişimini sağlaması, sistemlerin-rejimlerin kamusal alan kavramının altyapısını oluşturması gerekmekteydi. Bu baglamda Habermas; “Kamusal olan ve kamuoyu kavramlarının ilk kez sadece 18. yüzyılda ortaya çıkması bir rastlantı değildir. Bu kavramlar özgül anlamlarını somut bir tarihsel durumdan alırlar. … kamuoyu tanım itibariyle sadece muhakeme eden bir kamunun öncülüğü altında varlık kazanabilir.” Diyerek mekan, zaman ve koşul üçgeninin olguların oluşumundaki önemine vurguda bulunmuştur.

Bu bağlamda Ortaçağ Avrupa toplumunda özel/kamu alanı ayrımı olduğunu gösteren bir faktör olmamakla birlikte, Ortaçağdaki temsili kamusal alanın doğrudan bir yöneticinin varlığına bağlı olduğunu söyleyebiliriz. Yöneticiler vekil olarak işlev görmek yerine devletin kendisi olarak konumlanıyor; yani feodal otorite iktidarını halk ve hak için değil halkın önünde temsil ediyor ve tüm erki kendinde topluyordu.

Temsili kamusal alanla ilk kez bağlantısını gördüğümüz feodal otoriteler uzun bir kutuplaşma dönemini takiben parçalandılar. 18. yüzyılın sonunda söz konusu otoriteler bir tarafta özel, diğer yanda kamusal alana ayrıldılar. Bu arada kilisenin konumu Reform hareketi ile birlikte değişti. Kilisenin temsil ettiği ilahi otorite özel bir alan haline geldi. Dinsel özgürlük şeklinde betimlenen alan tarihsel olarak ilk özel alan olarak işlev görmeye başladı. Feodal prensin otoritesinde görülen kutuplaşma da kamu bütçesinin hükümdarın özel hane bütçesinden ayrılması ile gerçekleşti. Bürokratik ve askerî kurumlar gibi kamu kurumları da, diğer hukuk kurumlarıyla beraber, kendilerini feodal prensin özel alanından ayırarak bağımsız hale geldiler. Bölgesel örgütlenmeler ve kentlerdeki şirketlerde çalışan tüccar ve profesyoneller de devletten apayrı bir burjuva toplum alanı içinde gelişmeye başladılar. Temsili kamusal alan, yeni gelişmekte olan ve kendisini özel ya da bölgesel devletlerle belli eden kamu otoritesinin gelişimini beraberinde getirdi. Bunların yanı sıra söz konusu ilişkiler sayesinde basın ve borsa gibi kurumlar mal değiş-tokuşu ve bilgi alışverişi ağı içinde gelişmeye başladılar.

Kamusal Alan ve Medya

Büyük bir kamusal alan göz önüne alındığında, iletişim için bilginin iletilmesini sağlayacak ve alıcıları ya da bireyleri etkileyecek özel araçlar gerekir. Günümüzde kamusal alan içinde bu türden bir iletişimi sağlayan araç, genel tabiri ile medya; yani gazeteler, dergiler, radyo ve televizyondan oluşmaktadır. Kamusal alanın ilk olarak ortaya çıktığı dönemlerde de basın önemli bir kamusal alan aracı olmuş ve günlük siyasi gazeteler bu ortamlarda önemli roller üstlenmiştir. Öncelikle gazeteler salt haberlerin yayımlanmasına yarayan kurumlar olmaktan çıkarak parti politikasının silahı olan kamuoyunun taşıyıcıları ve liderleri olmaya başlayarak, haber toplama ve haber yayımlamanın dışında fikir belirtmelerde de bulunmuşlardır. Gazeteler artık kamuoyunu pazarlayıcıları haline gelmiştir. Basın-yayın, yalnızca haberlerin yayımlanmasıyla uğraşan bir organ olmaktan çıkıp kamunun izleyebileceği tartışmaların arabulucusu haline gelmiştir. Siyasal olarak işlevsel bir siyasal alanın yasallaştırılmasına değin, siyasal gazetelerin ortaya çıkması, kamuoyunun, özgürlüğün ve buna bağlı olarak da bir prensip olarak kamusal alanın savunulması savaşımına katılma anlamına gelmektedir.

Özel bireyler tarafından yürütülen gazeteciliğin kamuoyuna açık bir kitle iletişim aracına dönüşümü sürecinde, kitle iletişim araçları tarafından farklı değerlendirilen özel çıkarların yoğun bir bombardımanıyla kamusal alanın kendisi de dönüşüme uğramıştır. Basın kamusal alanın oluşumunda, devamında ve değişiminde kitleleri etkileme ve yönlendirme anlamında önemli bir araç olmuştur. Bilginin paylaşımı ve duyurulması tarihsel süreç içerisinde gazetenin yaygınlaşması ve sonrasında da diğer kitle iletişim araçları vasıtasıyla sağlanmıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 64
Toplam yorum
: 62
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 5605
Kayıt tarihi
: 27.06.07
 
 

İnsanım herkes kadar; zengin kadar fakir kadar, kadın kadar erkek kadar, Müslüman kadar Hristiyan ka..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster