Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Mayıs '08

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
595
 

Kanaltürk'ün satışı; Demagoji yenildi, piyasa galip geldi

Kanaltürk'ün satışı; Demagoji yenildi, piyasa galip geldi
 


Ulusalcıların yaşadığı son şok altından kalkılır cinsten değil. Bir kez daha piyasaya karşı mağlup oldular. Bir önceki yaşadıkları şok Oyakbank’ın bir yabancı sermaye kuruluşuna satılmasıydı. Ve bence daha çarpıcı bir gelişmeydi.

Kendi cephelerinden, Tuncay Özkan’ı davayı satmakla suçlayanlar var. (Elbette suçu yine onda değil iktidarda görenler az değil) Açıkçası ben Tuncay Özkan’ın ciddi ekonomik gerekçeleri olmasa televizyonunu satacağına inanmıyorum. Onun derdi para değil. O siyasi mevkiinin, bu satışla ölçülmeyecek düzeyde maddi ve manevi doygunluk sağlayacağının bilincinde, bu nedenle bu satıştan eline geçen para ile tatmin olmamıştır, ya da hedef bu satışı gerçekleştirerek kazanç elde etmek değildir.

Elbette satışı en çok tartışılır kılan, satışın neden yapıldığından çok, kime yapıldığı yönünde. İnanır mısınız bu konuda Tuncay Özkan’ın vicdanı son derece rahattır. Onun için TV’yi Doğan Grubuna satmakla Fettullahçı bir gruba satmak arasında bir fark yok. Çünkü onun dünyası siyahla beyaz. O kanal, ya kendisinin olacak ya da kendinden başka herhangi bir kişinin. Bu sebeple o bu olayı, yalnızca kendisini borçlardan kurtaracak taktiksel bir adım olarak değerlendirdiğinden eminim.

Tuncay Özkan gibiler için yenilgi yoktur. Taktik icabı atılan geri adım vardır. Yapılacak uzun bir atlayış için birkaç adım gerileyip güç kazanmak gibi.

Ancak benim meselem bu değil. Tuncay Özkan’ın bu ruh hali, hırsı ve saldırganlığı beni olsa olsa tedirgin eder.
Benim burada anlatmak istediğim ekonomi ile siyaset arasındaki bağın bir kez daha ispatlanmış olması.

Kanaltürk’ün iktidarın baskısına maruz kaldığı söylenebilir. Ancak bu baskının hukuksuz bir baskı olduğunu söylemek zor. Türkiye’de iktidarlardan medyaya yönelik baskı, kendi tarafında yer alan medya kesiminde göz yumduğu usulsüzlüklere, muhalif medya için göz yummamasıdır. Yani ortalıkta hukuk dışı bir baskı yoktur, yalnızca hukukun tam ve nizami uygulanması vardır. Bu tam kural uygulayıcılığının, ülkedeki tüm işletmeler gibi medya da yer alan işletmeler için kötü gidişi tetikleyici etkisi vardır.

Ama bu hükümet ablukasının tek etki olduğunu söylemek, kolaycılığa kaçan bir komplo teorisi olur. Eğer bu etki gerçek olsaydı 28 Şubat sürecinde Zaman, Yeni Şafak, Milli Gazete ile Kanal 7 ile Samanyolu TV’nin kapanmış olması gerekirdi. Elbette ekonomik ablukadan bahsediyoruz. Yoksa doğrudan kapatma yönünde devletin başka müdehale araçları da var ve bunu son Nokta Dergisi Operasyonunda gördük.

Ben hükümetin baskısının, ya da hukuku uygulama girişiminin de, bu ekonomik kriz için birebir etkili olduğunu düşünmüyorum. Olsa olsa borcun çevrilemez hala gelmesine sebep olmuş olabilir. (20 milyon dolar borç olduğu söyleniyor, maliyeye yani devlete olan borç kısmı 10 milyon dolar. Yani bu borca göz yuman bir hükümet olsa kanal faaliyetine yine de devam edebilirdi)

Kanaltürk’ü esas yıkan unsur, kanalın ekonominin evrensel kuralları ile işletilmemesi olmuştur.
Ekonomi bir bilimdir ve onu siyasi teorilerle, ideolojilerle belirlemeye çalışmak şu ana kadar doğru sonuçlar vermemiştir. Bir işletmeyi özel mülkiyette işletse, kamu mülkiyeti de işletse, işletmeyi var edecek şey gelirleri ile giderlerinin en azından eşit olmasıdır. Elbette işletmenin geliştirilmese için kar denilen artı değerinde üretilmesi de gerekir. Bu sayede, işletmenin en ufak bir krizde yıkılmaması sağlanır, teknolojinin gelişiminden, zamanın yıpratılırcığından korunur.

Bu noktada Kanaltürk’ün gelirleri ile giderlerinin eşit olmadığını kolaylıkla anlıyoruz. Bu tip işletmelerde giderler oldukça standart olduğuna göre başarısız olunan noktanın gelir kısmı olduğu anlaşılıyor. Tv kanalları bildiğimiz üzere bir meblağ karşılığında satılan bir ürün sunmazlar. Aksine Tv kanalları seyircilerinin memnuniyetini satın alırlar ve onu reklam verecek firmalara tahvil ederler.

Elbette bu memnuniyeti elde etmek içinde ortalığa beğeni sağlayacak bir ürün sunmak gerekir. Kanaltürk’ün akşam vakitlerinde, özellikle ulusalcıların dikkatini çelen birkaç tartışma programı ( tartışma demek yanlış olur, ben hiç zıd görüşlü kişilerin bir araya geldiğini görmedim) ya da hükümete, liberallere, AB’ye, ABD’ye, dincilere küfrettikleri ve daha çok Tuncay Özkan’ın egosunu tatmin etmesi ile, ulusalcıların deşarj olmalarını sağlayan suni diyalog programları dışında, yayın akışında dikkat çekici herhangi bir ürüne denk gelmedim.

Yani Kanaltürk, bir Tv kanalından çok, propaganda ve ajitasyon malzemesi olarak kullanıldı, değerlendirildi. Böyle olunca reklam vermek isteyebilecek firmalar için tercih edilir bir tarafı kalmadı. Bu noktada, ekonominin evrensel kuralları ile işletilmeyen tüm işletmeler, özellikle kamu işletmeleri gibi gün geçtikçe bir batağa dönüştü.

Aslında Tuncay Özkan’ın ve ortaklarının beklentileri bence başka yöndeydi. Kendi yayınları ile hükümet aşırı derecede yıpratılacak, seçimlerde AKP büyük bir darbe alacak, yerine milliyetçi-ulusalcı bir koalisyon kurulacaktı. Onlarda bu yayınlarının karşılığında, ucuz faizli ya da hibe nitelikli kredilerle ihya olacaklardı. Elbette sahip olacakları siyasi payelerde beraberinde gelecekti. Hatta büyük olasılıkla vergi ve maliye borçlarını da bu nedenle öteleyip duruyorlardı. Ama kuru söz kalabalığına ve sığ söylemlere dayanan bu hesap, görüldüğü üzere tutmadı. Son çaba CHP kongresinde MYK’ya seçilmek üzerine idi ama Baykal ona da geçit vermedi ve satıştan başka yol kalmadı.

Açıkçası Tuncay Özkan ve onun zihniyetinde olanlar için en ufak bir üzüntü duymuyorum. Ancak onların bu acizliğinden ve dar zihniyetinden hükümetin yakınında bulunan çevrelerin, ekonominin kendi kuralları çerçevesinde yararlanmasından rahatsızlık duyuyorum. Keşke Kanaltürk, hem Tv yayıncılığını gereği şekilde yerine getirecek ve en geniş seyirci kesimini hedeflecek, hem de evrensel değerlerle hükümetin baskı gücüne karşı denge unsuru olabilecek bir anlayışın ve grubun eline geçseydi.

AKP’nin en büyük şansı, bu kadar içeriksiz ve beceriksiz bir muhalefete sahip olması olsa gerek.



*Demagoji Tanımları;

Vikipedi;
Akılcı ve mantıklı çıkarım ve tartışmalardan ziyade, halkın isteklerine, önyargılarına ve korkularına dayalı olarak yapılan siyaset ve destek arayışı.

Halıcı Sözlük; Bir kimsenin veya grubun duygularını kamçılayarak, gerçek dışı sözler söyleyerek onları kazanmaya çalışma, halk avcılığı.

Türk Dil Kurumu; Laf cambazlığı

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

anladığım kadarıyla Milliyetçiliği ve Ulusalcılığı modası geçmiş bir mana vererek yaptığınız değerlendirmelerden yola çıkarak, Tuncay Özkan'la devam etmişsiniz. Yaşananlar ve meydana gelen olaylar halkın gözleri önünde cereyan eden gerçeklerdir. Yani demeye getiriyorsunuzki diğer tek borazan çalan medya grubuna dahil olsaydı bu kanal ve birkaç fakire yardım, sdaka dağıtımını naklen verseydi, Türkiye'yi güllük ve gülüstanlık göstererek; işsizliğin olmadığını, milli gelirin tavan yaptığını, terör değil falan ırkın sorunu olduğunu, hayat pahallılığının olmadığını, fakülte mezunlarının boş gezmediklerini vurgulayarak tek borazandan üfleyicilerin takımına transfer olsaydı mı demek istiyorsunuz? O zaman zaten reklamlar da patlardı, reytinglerde, bunda şüphemiz yok. Bir kişinin kaldıki şahsında değerlendirme ne kadar grçekçi olur? Elin adamı yüz kızartanlara biler sahip çıkarken, bizler Özkam'lara neden sahip çıkmayalım. Herkes kendi sesinin savunucusudur, herkes kendini anlatıyor aslında....

Yaman Hasret 
 19.05.2008 23:56
Cevap :
Sayın Yalnıztürk, milliyetçiliği bir siyasal olarak kabul etmekte her zaman zorlanmışımdır. Son tahlilde bir ülkede yaşayan her insan, grup, fikir ve ideoloji, ülkesi için daha iyisini istediği için mücadele ettiğine göre, birisinin diğerinden daha milliyetçi olması diye bir olguyu kabul etmem. Ülkesini ve yurdunu sevmek her bireyde belirli bir düzeyde halükarda vardır zaten. Bu kalıp üzerinden siyaset yapmak bir dışlama politikasıdır ve genellikel arkasından bir dayatma ya da baskı politikası yatar. Her bireyin kendinde taşıdığı vatanseverlikle bir sorunum yoktur ama siyaset olarak milliyetçiliği modası geçmiş değil, tüm dünya tarihi boyunca insanlığın başına bela olmuş bir söylem olarak kabul ederim. Anladığım kadarıyla dünyanız siyah ve beyaz. Küfür etmeden, salgırganca muhalefet yapmadan yayın yapmanın tek alternatif iktidarın tarafında yer almak. Hayır, dünyada evrensel yayıncılık ilkeleri ile de muhalefet yapan saygın kuruluşlar ve ve Kanaltürk hiçbir zaman böyle bir kanal olmadı  20.05.2008 10:50
 

yazınızı aklın kâğıda dökülmesi olarak gördüğümü söylemek isterim. Yazınızda hiç demogoji yok! Tahlil ve tenkit var. Yazınıza imzamı atıp öneriyorum. Saygılarımla..

murat ertaş 
 19.05.2008 8:00
Cevap :
Sayın Murat Ertaş, öncelikle yorumunuza geç yanıt verdiğim için özür dilerim. Bir hafta sonu programı dolayısı ile blog ortamını ziyaret edememiştim. Beğeniniz için teşekkür ederim. Ben her zaman yorumun belirli bir analiz işleminden sonra gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünürüm. genellikle bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmaz denilir ama sözün doğrusu işlenmemiş, gelişen her duruma göre yeniden test edilmemiş bilgi oldukça tehlikelidir. Ham bilgi, ham petrol gibidir, nerdeyse hiç bir işe yaramaz. Onu ancak belirli rafine işlemlerinden sonra kullanılabilir hale getirebiliriz. Biz buna düşünce sistematiği içinde analiz diyoruz. Analiz süreci gerçekleştirilmeyen bilgiler, basma kalıp bilgilerdir ki, günümüzde önümüze çıkan en büyük tehditte bu tip fikirlerden oluşmaktadır. Öneriniz ve ilginiz için teşekkür ederim, saygılarımla,  20.05.2008 10:41
 

Gözleriniz ne güzel sürmeli... Görmek ve bakmak arasındaki farkı algılayamamanız ne de acı. MEB bakanı olan zat etrafına burkalı tek tip giyinmiş 50 kadar kadını toplamış Atatürkçülük dersi veriyor, siz neredesiniz? Anayasa mahkemesi başkan vekili adımadım izleniyor. Faşist bir polis devleti pişkinliğinde gülüyorlar, siz neredesiniz? KanalTürk dört elle cumhuriyetin temel ögelerine sarılırken siz liberalcilik mi oynuyordunuz? Siz liberal değilsiniz arkadaşım. Eğer siz liberaseniz, biz görmeyeli liberalizm mutasyona uğramış demektir. O kanala yapılan baskıları görmezden geliniz. O kanalın attığı bir tek iftirayı söyleyin bana hadi. Söyleyin lütfen? Elde edilen gelirle mücadele sürecek bayım. Oyakbankın ulusalcılar ait olduğunu da sizden öğrendik teşekkür ederiz. Genelkurmaydan emekli her zatı ulusalcı mı sanırsınız? Netekim yanlışınız var! Mustafa Kemalin devrimciliğini, inkılapçılık yapanları mı ulusalcı sanırsınız? Binananley hatalarınız var. Şunu içten söylüyorum, müthiş komiksiniz.

yeşilsoğan 
 17.05.2008 21:29
Cevap :
Sayın yeşilsoğan, öncelikle geç yanıt verdiğim için özür dilerim. Bir hafta sonu programı dolayısı ile sanal dünyadan oldukça kopuktum. Eleştirilerinize gelecek olursam, yazımın konusu AKP'nin ne yaptığı ya da yapmadığı değildi. Ama kendi hakkında eleştiri yapılan ve bu eleştirlerden bunalan herkesin yaptığı gibi, "neden onları görmüyorsunuzda bizi görüyorsunuz" mantığı içinde çırpınıyorsunuz. Bu noktada elbette bir körlük olabilir ama kör olanın kim olduğu konusunda şüphelerim var. "Kanaltürk'ün yayınlarında tek bir iftira atılmış mıdır?" sorusu benim için bir körlüktür. Ağızlarından tükürük saça saça, siyasal adaptan nasiplenmeden sırf küfre dayanan söylemlerin hangi birisini hatırımda tutmak isteyeyim ki. Zamanında Aydın Doğan'a "babam" diyen, ardından gittiği yayın organlarında, Karamehmet'ten Karamehmetçi olan, "babasını" bile satan, düşük fiyat verdiği için, Kanaltürk'ü Cumhuriyet Gazetesininde hamiliğini yapan Cinerler'e satmayan Özkan'ın peşinden mi gideceksin hala? Saygılarıml  20.05.2008 10:24
 

Yayın politikası daha geniş kapsamlı olsaydı -çizgisini koruyarak-, yeni filmler ve diziler yayınlasaydı ekonomik abluka kalkar mıydı? Örneğin muhafazakar kanallar da kendi görüşleri doğrultusunda yayın yaptığı halde, ve benzer şekilde sabah akşam ulusalcıları dillerine doladıkları halde al takke ver külah ilişkileri nedeniyle almıyorlar mı onca reklamı? selam ve saygılar

Ezgi Umut 
 16.05.2008 15:08
Cevap :
Sevgili Ezgi Umut, bir TV kanalı yayıncılık sektörünün gereklerini yerine getirse bile, eğer ciddi muhalif bir çizgisi varsa, elbette Hükümetin o TV'ye karşı devletin baskı imkanlarını kullanması söz konusu olabilecektir. Ama en azından, ulaşacağı seyir düzeyi dolayısı ile kendini ayakta tutacak ekonomik bir düzeyi sağlayabilir. Bunun birçok örneği de var. Cumhuriyet Gazetesi belki de buna en iyi örnek. Ben Cumhuriyet Gazetesininde politikasını beğenmiyorum ama Cumhuriyet Gazetesi bir gazete değil diyemem. Hala ciddi bir referans yayınıdır. (Gerçi onlarda daha güçlü bir sermaye grubunun güdümü altına girmek zorunda kaldılar ama ürettiğiniz ürünün bir değeri varsa her halükarda ayakta kalabilirsiniz) Muhafazakar kanalların bence reklam alma nedenleri ciddi anlamda seyir düzeylerinin yüksek olmasıdır. Ürününü satmak isteyen firmanın mecburen o kanalda ürününün reklamını yapmak durumunda kalmasıdır. Yani onları ayakta tutanda temelde ekonominin kuralına sadık kalmalarıdır, Saygılar,  16.05.2008 16:42
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1801
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster