Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Temmuz '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
683
 

Kandil ve simidi

Sabahın erken saatlerinde poğaça almak için girdiğim pastanede, üstüste yığılmış simit kutularını görünce, bugün kandil olduğunu anladım.

Gerçi semtten semte değişse de bu tür şeylerden insanın ister istemez bir hafta - on gün önce haberi olur. Çünkü bir biçimde etrafta konuşulur, biri bir vesileyle mutlaka bahseder ve bilirsin ki 27 Temmuz Regaip kandiliymiş...

Bu sefer öyle olmadı ve dediğim gibi hemen kandil gününün sabahı simitlerden aldım haberi... Yıllardır aynı semtte oturduğuma, aynı işe devam ettiğime ve son zamanlarda yeni bir sosyal evrim geçirmediğime göre, neden böyle oldu diye düşündüm.

Belki benim özel dünyamda kopan fırtınaların yükselttiği dalgalar önüme böyle bir set çekmiş olabilir. Belki de kandiller artık eskisi kadar toplumda konuşulan, insanları ilgilendiren, bireylerce paylaşılan ortak bir tutku değil.

Hep eskiye yönelik özlemlerin yaşandığı bir toplum olmayı oldukça tehlikeli buluyorum. Bu ya sürekli bir memnuniyetsizliğin ifadesi, ya giderek kötüye giden bir durumun göstergesi, ya da yeniliğe karşı çıkan, gelişmeyi içine sindiremeyen, hep eskide kalmaya mahkûm bir anlayışın bilinçli iradesi olabilir. Fakat düne üzülerek, yarını hayal ederek, hep bugünleri es geçtiğimizi bildiğim için, bunda da âdeta birazcık böyle ihmal ve bilinçsizlik kokusu seziyorum.

Kandillerin elbette dinî bir anlamı var. Bu türden zamanları takvimlerdeki dinî-millî günler tablosunun dini tarafında görürüz. Ama bin yıllık dinini, neredeyse milliyetiyle özdeşleştirmiş, bazan onun bile üstüne çıkarmış bir milletin yaşadığı ülkede, kandilin artık sosyolojik bir olay haline gelmiş olması lazımdı.

Gelmişti de... Türkiye'de kandil akşamları Ermeni, Rum, Yahudi teyzelere simit, börek, helva, tatlı ikramı yapıldığı gibi, onlardan da yaşanılan yerin yöresel bir özelliğiymiş gibi algılanarak misli misli ikramlar gelirdi bir zamanlar.

Aynı şekilde, Hıristiyanların ve Yahudilerin kutsal günlerine ve gecelerine de Müslüman teyzeler saygı duyarak, huzur bularak katılırlardı. Zaten yılın her günü pastanelerde kandil simitleriyle paskalya çörekleri yanyana satılmaz mı?

Doğanın özünde her şey tertemizdir. İnsan da yaratılıştan masum, günahsız, asil bir fıtrat üzerine yaratılmıştır. Sonradan onu bozan, kötüye ve kötülüğe döndüren biziz. Çocuklar o yüzden hangi dinden, hangi, ırktan, hangi milletten olursa olsunlar, saftırlar, temizdirler, suçsuz ve günahsızdırlar.

Sırf ana babaları şu görüştedir, bu görüştedir, Müslümandır, Hristiyandır, Filistinlidir, İsraillidir, Lübnanlıdır diye acımasızca onları cezalandıran, yüzlerindeki masumiyeti, gözlerindeki parıltıyı solduran, yüksek teknolojiyi icat etmiş, medeniyeti 21. yüzyıla taşımış, Batılı, bilgili, medeni insanlardır.

Savaşın getirdiği felâketleri bile bile, sürekli barışı tehdit eden ve huzursuz bir dünyayı insanlara reva gören yöneticiler, bir türlü söylemleriyle hareketleri arasında ortak bir uyum sağlamanın yolunu keşfedemediler. Eğer söylendiği gibi sırf silah tüccarlarının kazanç kapıları kapanmasın diye bu kadar masum kanı dökülüyorsa, dünyanın asıl yöneticileri ve asıl hâkimleri kendilerini daha iyi biliyorlar demektir.

Bu kadar gücü elinde bulunduran, bir başka deyişle her şeyi yapma imkânına sahip bu "Badman"ler, kansız yollardan da gelirlerini katlama yollarını bulabileceklerine göre, bir kere de değişiklik olsun diye acaba böyle bir yol seçemezler mi?

Arzumu dile getiriş biçimimin, Diyanet İşleri Başkanlarının her kandil tekrarladıkları, Bu mübarek gecenin hayırlara vesile olmasını temenni ediyoruz şeklindeki klasik mesajlara benzediğinin farkındayım.

Bunun sebebi, âlemlerin rabbi olan Allah'tan beklentilerimizin, böyle bir dua ve niyaz ile dile getirilmesi gerektiğini bilmeme rağmen, haklıyı haksızı ezerek, masuma, çoluğa, çocuğa kan kusturarak, dünyanın hâkimi olduğunu herkese anlatmaya çalışan güç sahibi mahlûkattan nasıl dilenileceğini bilmememdir.

Allah'ın yardımını elde edebilmek için önce çalışmamız gerektiğini, duanın, elimizden gelenin en iyisini yaptıktan sonra yapılması gereken bir iş olduğunu öğrendikten sonra başarı belki bizim olacak.

Bizim dileklerimizi Tanrıya, Tanrı'nın yardımını da bize ulaştıran en kısa yolun dua olduğunda şüphe yok. Ancak önce istediğimiz şeylerin alt yapısını oluşturan dosyanın yaratılması gerekiyor. Hiç bilgisayarda gerçek dosya olmadan, kısa yol tuşuyla açılan bir iş var mı?

Keşke gördüğümüz her şey, yaşadığımız her olay, bir kandil simidi kadar bizi düşündürüp derinlere çekse, işin özüne götürse, artık laf yerine iş üretmemize vesile olsa, sanki daha iyi şeyler yaşayabiliriz, daha mutlu kandiller kutlayabiliriz. Yine de herkesin kandili mübarek olsun.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 944
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster