Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Şubat '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
583
 

Kankardeşim ve inanmak

Kankardeşim ve inanmak
 

Hayalleri olanlar, bir adım öndedir.


Adın ne? “Hilmi”

Nerden geliyorsunuz? “Nazilli”

Bu okula mı geleceksin? “Annem içerde, kaydımı yaptırıyor”

1982 Yılının yaz aylarıydı. İlkokul dördüncü sınıf öğrencisiydim. Teneffüs saatinde bütün çocuklar bahçede oynarken okulun kapısında bir çocukla konuşuyordum.

Konuştuğum kişi, 26 yıldır dostluğumuzun sürdüğü kan kardeşim olacaktı.

Hayata yön veren dönüm noktaları tesadüfler midir, yoksa bu alnınıza yazılmış kader midir?

Zıt kutuplar birbirini çeker. Biz de öyleydik.

Ben evin en küçüğüydüm. Kankam ise üç tane kardeşi olan evin en büyük ağabeyiydi.

Onun eve giriş saatlerinin sınırı yoktu. Annesi babası Almanya’dan gelmiş kuaförlük yapıyordu.

Bizim ise eve giriş saatlerimiz vardı. Malum, sert, baba otoritesinin egemen olduğu belli kurallar vardı. Saatinde hep birlikte yemek yenir, her akşam saatinde eve gelinirdi.

Kankam, yerinde duramayan, aktif, gözü kara, macera sever, deli ruhlu, asi bir yapısı vardı. Ben ise yavaş, her şeyi düşünen, artısını eksisini hesaplayan, pasif, güvenliği ön planda tutan bir yapıdaydım.

Babam çiviyi tahtalara kendi çakardı. Ben ise çakmaya kalktığımda çivi yamulurdu ve azarlanırdım. Kankam tüm çivileri kendi çakardı.

Avcıydı. Attığını vururdu. Ben vuramazdım. Ne kadar vurmak istesem de vuramazdım. Öyle bir yeteneğim yoktu. Bir sefer denk getirdiğim bir Hüseyincik (en kolay av) kuşunu yaralamış bir hafta bakmış, kuş öldüğünde de onu gömmüş ve ağlamıştım.


Babam ve annem bu birlikteliğe okul hayatımın başarısızlığa uğratmasından korktukları için engel olmak istediler. Ama buluğ çağındaydık. Bu çağda baskı işe yaramaz. Yasak problemleri çözmez, daha çok problem yaratır.

Bakın Türkiye’deki intihar vakalarının yüzde oranlarına, büyük çoğunluğu bu deli dönemde ölümü tercih etmiştir. Biz de zaman zaman monotonluktan çok sıkılıp hiç düşünmedik değil.

Bilmezler ki gidip de dönen yok oradan, ölüm bir kurtuluş değil soğuk ve istenmeyen bir seçim sadece...

Bize de engel olamadılar. Kankamın serseri hayatı ve benim düzenli hayatımın ortasını yaşadık. Birlikte iki arkadaşın yaşabileceği bütün ilkler yaşandı. Bunların içinde bir anne babanın evlatlarının yapmasını istemediği şeyler de vardı (sigara, içki, kız arkadaş, serserilik, yalanlar vb)

O dönemler öyle anlar ki, birlikte her şey yapılabilir, her şey göze alınabilirdi; dağlara mı tırmanmadık, bisikletlerle saatlerce güzelim Fethiye’nin koylarını mı dolaşmadık. Motorla Ölüdeniz’de moto-kros yapardık. Avladığımız balıkları oracıkta yaktığımız ateşe atarak boklu kebap yerdik. Saatlerce yüzerdik. Kankam zıpkınla balık vururdu. Okulu asar langırt turnavaları düzenlerdik. İlkokulda kızların hangi renk külot giydikleri ile ilgili iddiaya girerdik. Erkek olduğumuzu ve insanların nasıl meydana geldiğini ne yazık ki yurt dışından gelen porno dergilerinden öğrendik.

Şimdi dört yaşındaki oğlumuza, annesi ile birbirimiz çok sevdiğimizden onu yaptığımızı ve annenin karnından dünyaya geldiğini anlatıyoruz.

Kankam benim için bir öncüydü. Her şeyi ilk önce o denerdi. Cesareti onun gıpta ettiğim en önemli özelliğiydi. Özellikle biri ona “yapamazsın” desin. Bir ikizler erkeğine asla yapamazsın demeyeceksin. Yapardı. Bir de kızlarla rahat olan ilişkileri...

Her türlü kızı, Türk ya da yabancı avuçlarına alırdı. Onun çıktığı kızlar hep çok güzeldi. Hele bir keresinde birlikte olduğu birine âşık olmuştum. Anlamış ve beni sıkıştırmıştı. İnkâr etmiştim. Yumruk yumruğa kavga etmiştik. Oysa şimdi itiraf edebiliyorum. Kankamı çok kıskanırdım. Böyle bir yeteneğim olmadığı için çok isyan etmiştim. Onsuz olduğum üniversite dönemimde bu konuları aşacaktım.

Sonra beklendiği gibi oldu. Kankam lisesiyi bitiremedi. Zeki olmadığı için değil ailevi problemler onu çok yıprattı. Orda burada çalışıp ailesine bakmak zorunda kaldı. Yapmak isteği şey yurt dışına gitmekti. Ona göre kurtuluş ordaydı. Hayatını orda kuracaktı. Birçokları gibi ben de ona inanmadım. Çünkü altı yıl uğraştı. Bir türlü olmuyordu. Her yolu denedi. Bir İngiliz ile evlendi de. Gene olmadı. Askerlik nedeniyle almadılar. Sonunda uzun dönem askere gitti. Ve askerden sonra o çok istediği hayaline kavuştu.

Londra’da şimdi. Okulunu orda bitirdi. Üniversite denginde başka bir okul daha bitirdi.

Şimdi dünyanın en büyük şirketlerinden birinde webmaster olarak çalışıyor. Altı yıl vize vermeyen ülkenin saraylarına kadar her yerine rahatça girip çıkabiliyor. Dünyanın her tarafını dolaşıyor. Ev, araba ve çok sevdiği motor sahibi oldu. Yine ihtiyacı olanlara başta da ailesine destek olmaya devam ediyor. Her şeyden önce kendisine inanmayanlara iyi bir ders verdi.
Azmin ve çok istemenin sonucu olan dayanılmaz hafifliği yaşıyor.

İnsanları kendi kalıplarınıza sokmak ve kendi inandığınız hayatı yaşamalarını istemek kolay. Zor olan insanlara inanmak. En başta da gençlere....

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

iyi yola götürür derdi annem. Arkadaşlarımız, onun deneyim süzgecinden geçmek zorundaydılar. Çok çatışmalar yaşadık. Ben kızlarımı arkadaş konusunda kontrollu bir özgürlükle yetiştirdim. İyiyi kötüyü seçerek büyüdüler. Pişman da değilim. Sevgiler...

narçiçeği 
 17.02.2008 1:11
Cevap :
Anne babamız ne kadar yasaklasa da en sonunda yine bizim dediğimiz olurdu. Kim ister evladının kötü olmasını...Umarım herşey gönlünce olmuştur.  17.02.2008 15:51
 

Yaşam hep süprizlerle dolu, arkadaşınızın şansının yaver gitmesine sevindim. Zor olanı başarmış, ona selamlarımı mı iletin lütfen. SEVGİLERLE...

Portakal Çiçeği ve FISILTI 
 16.02.2008 21:56
Cevap :
Evet onun için çok zor olsa da başardı.Bu yaz motoru ile beraber Türkiyeye geliyor.Zaten bloğu takip ediyor.Selamınızı görecektir. Kolay gelsin.  17.02.2008 15:56
 

Sevgili Ömer, yorumuma verdiğin yanıtı okuyunca irfo'nun, bizim evde yaptığı kahvaltılarla ilgili dediğini senle de paylaşmadan edemedim; "Bu eve sadece salçalı salam yemek için bile gelinir" der her zaman. Dün gece bizde kalmıştı, sabah kalktı, "şimdi salçalı salam yeme zamanı" diyordu, büyük bir keyifle.:) Ben de keyifle hazırladım kahvaltılarını. Bir sabah annesi telefon açtı, salamı nasıl pişirdiğimi sordu. Anlattım, sonra dedim ki, "Boşuna uğraşma, benim yaptığım kadar güzel olmaz, çünkü ben sevgiyle yapıyorum" Sevgiler, maviyle. ( Mahmut Bey, Hilmi'nin babası mı sahi:))

derinmavi.. 
 16.02.2008 21:16
Cevap :
Evet icine sevgi katılan hersey baska anlam kazanır. Mahmut, Hilmi nin uvey babasıdır.  17.02.2008 15:46
 

Okurken tüylerim diken diken oldu!!! Hilmi'yi çok iyi tanıyorum ve onun gibi bir oğlum olduğu için gurur duyuyorum... Hilmi, her babanın sahip olmak istediği bir evlat ve aynı zamanda her yaşdaşının dost olmak isteyeceği karakterde, arkadaş canlısı mert bir gençtir.... İyi ki varsın oğlum... Baban...

Mahmut Görür 
 15.02.2008 18:47
Cevap :
Önce tanıyamadım sizi.Hafızamı biraz yoklayınca hatırladım.Ne desem ki...Böyle bir mesaja vesile olduğum için çok sevindim.Kardeşim mesajınızı okuyunca daha çok sevinecek onu da biliyorum.Katkınız için teşekkür ederim.Fatma annemin ellerinden öperim.  16.02.2008 18:41
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 51
Toplam yorum
: 208
Toplam mesaj
: 36
Ort. okunma sayısı
: 7181
Kayıt tarihi
: 08.11.07
 
 

1971 Fethiye’de doğdum.  2000 yılından beri evliyim. Büyüğü 8 yaşında, diğeri 3 yaşında iki o..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster