Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

12 Aralık '11

 
Kategori
TV Programları
Okunma Sayısı
4861
 

Kanser bahane memeler şahane

Kanser bahane memeler şahane
 

Lale devri dizisinin hemen hemen her bölümde, toplumda hassas belli konulara aşağılayıcı bir yaklaşımda bulunmasına artık birilerinin dur demesi gerekir.

Hemen her bölümde can alıcı hassas konular, neredeyse eğlence modunda ya da aşağılayıcı, iğneleyici repliklerle izleyiciye sunulması nasıl bir aymazlık, nasıl bir fütursuzluktur anlaşılır değil.

Hangi birini sayacağımı ben de şaşırdım açıkçası.

Geçen Baldız-enişte ilişkisi Lale devrini yaşıyor başlıklı yazımda konusu itibariyle zaten toplumun en hassas değerlerinin yerlerde süründüğünü anlatmıştım. Ana konusu yetmiyormuş gibi bir de ara konulardaki densizlikleri insanı artık çileden çıkarıyor.

İki hafta önceki bölümünde konumuz memelerdi.

Yüksel Aytuğ’un Bu da meme reklamı başlıklı yazısını kaleme almasından sonra bu haftaki bölümde geri adım atılır da doğru mesajlar verirler diye umut ettiğim için bekledim yazmak için bu konuyu.

Ama gelin görün ki bu bölüm geri adım atmak şöyle dursun verdikleri iğreti mesajlarda ısrar ettikleri içinde yazmadan duramadım.

Hani Lale Devri dizisine taktınız siz de diye düşünürseniz eğer diye söylüyorum. Hoş sadece ben takmamışım. Tek başına bakmayan, aynı zamanda gören insanlar takmasın da ne yapsın.

Ve gelelim asıl konumuza yani memelere.

Dizinin Zümrüt karakteri meme kanseri oluyor. Göğsünün biri alınıyor. Ancak dizimizde meme kanseri geçirmiş insanların yaşamlarına doğru dokunuşlar yapmak yerine bu hastalığı yaşayan karakterimiz sanki bu hastalığı yaşadığı için neredeyse zil takıp oynayacak bir havada sergileniyor.

Sanki yıllardır beklediği an buymuş gibi silikon yapmanın derdine düşüyor. "Zaten göğüsleri mi hep büyütmek istemiştim bu vesileyle onu da yapmış olurum" gibi bir replik kullanarak mutluluğunu dile getiriyor.

Bu da yetmiyor kızı Yeşim’e de bununla alakalı bir replik söyletiyorlar. "Gel de şu muhteşem memelerini göster bize."

O da zaten hem geçen hafta hem de bu hafta o göğüsleri sergiliyor salına salına.

Yüksel Aytuğ’un yazısının ardından Fox ana haber 08.12.2011 tarihli haber bülteninde bu konuyla alakalı bir açıklama yaparak geri adım atar gibi olsa da açıkçası beni tatmin etmedi.

Çünkü bölüm içerisinde doğru mesaj vermelerini beklerken onlar bu aymazlıklarını devam ettirdiler.
Bu sefer memelere kızı Yeşim üzerinden gittiler.

Yeşim’in daha bir iki aylık bebeğini sütten kesmesi için memeler hakkında öyle replikler verdiler ki sanırsınız ki mama firmalarıyla anlaşmaları var.

İşte o repliklerden bir kaçı;

Yeşimin kokoş arkadaşı; "Ben emzirmedim bugüne dek. Emzireni de anlamıyorum. İçim kaldırmıyor benim. Ay ne o öyle? Memeden bir sıvı geliyor, bebek de onunla besleniyor. Hem de emerek. Iyyy. Şimdi bile içim kalkıyor. "

Diğer kokoş arkadaşı: "Valla doğru... Emzirin demesi kolay tabii..."
 
YEŞİM: "Eee? Neyle besliyorsun peki? Yani anne sütü çok yararlı diyorlar çünkü. Çok önemliymiş bebek için..."

Kokoş arkadaşı: "Tabii ki mamayla şekerim. Bak, gayet de sağlıklı benimkisi... Artık teknoloji ilerledi. Yeni mamalar da anne sütü gibi... Ha, sen çok istiyorsan 1 yaşına kadar emzir. Ama ondan sonra göğüs operasyonu şart."

YEŞİM: "Ha, ha, ha... Yok canım, 1 yaşına kadar emziremem. Gerek yok. Bir ay emsin yeter."
 
Kokoş arkadaşı: "Valla benim bir arkadaşım deli gibi emziriyordu. Deli oldu çocuğu için... Kocasını filan unuttu. Sonra da adam gitti bunu boynuzladı. E sonra bir de ne dese beğenirsiniz? "Seni görünce içi süt dolu iki meme görüyorum" demiş... "

Kokoş arkadaşı: "Ayıp etmiş ama... Önce çocuk isterler, sonra da "Kadın gibi gözükmüyorsun" deyip tekmeyi basarlar... "

Ve kızımız kokoş arkadaşlarının sözüne uyarak meme vermekten vazgeçer, birkaç aylık çocuğunu memeden keser.

Bu da yetmez kızımıza, isyan eder. Anneliğin getirdiği sorumlukları eleştirir.

Annelik gibi kutsal bir duyguyu böylesine aşağılara çeken senaristlerimiz bu duyguyu yaşayamayan, bu duyguyu bir kez olsun yaşamak adına bazı kadınların nelere katlandıklarını bilmezler mi?

Kanser hastalarının acılarını bir nebze anlattıkları bir terapi bölümünden sonra böylesine fütursuz bir geçişi nasıl yapabildiler? Annelik gibi kutsal bir duyguyu hiçe sayarak nasıl aşağılayabildiler?

İşin tuhaf yanı kendileri de kadın olan senaristlerimiz bu replikleri yazarken akıllarını, kadınlık duygularını nerede bırakıyorlar çok merak ediyorum doğrusu.

Bu olayın en yakınımda yaşandığı için, bu acının hem yaşayana hem çevresine ne denli acılar verdiğini çok iyi biliyorum ama bunu anlamak için bilmek gerekmiyor kadın olmak yetiyor. Sadece kadın olarak empati kursunlar yeter.

Bu hastalığa yakalanmış kişilerin kendi ağızlarından yaşadıkları öykülerden kısa kesitler vereceğim kadınlar için bir memenin ve bu hastalığa tutulmanın ne demek olduğunu anlamaları için.

Bu hikayeler onlara yeterince empati sağlar umarım ya da yazarken bir yerlerde unuttukları kadınlıklarını hatırlarlar…

İşte "Meme Kanseri" ne yakalanmış o kadınların hikâyelerinden kesitler;

  1.    Hikâye;

Her iki meme dokum alındı ve yerine silikon protez yerleştirildi. İlaç kullanma sürecim de bitmişti. Sıra sprialden kurtulmaya geldi. Her şeyi akışına bırakmayı öğrenmiştim artık, öyle de yaptım. Artık mememde bu sefer ne var diye doktorumun kontrollerine gitmiyordum. Bir savaşı kazanmıştık. Her şeyin yolunda gittiği bir sabah içimden bir ses bana test yapmamı söyledi. Ben de öyle yaptım ama çok da sonucu umursamadım. Ama merak bir süre sonra sizi yeniyor. Teste baktığımdan gördüğüm çift çizgiye inanmakta güçlük çektim banyoya oturup kaldığımı hatırlıyorum. Sonrada bağıra bağıra ağladığımı.

Eşim uykusundan fırlayıp yanıma geldi ağlamaktan bir şey söyleyemiyor sadece elimdeki testi sallayarak eşime gösteriyordum. Bunca yılın en büyük mükâfatını sonunda rabbim bana layık görmüştü. Sorunsuz bir hamilelik dönemi sonunda minik kızımız kucağımdaydı.

15. ameliyatımız ve ilk kez ben ameliyat masasında bir parçamı bırakmak yerine küçük bir hediyeyle geri dönüyordum.

Tek bir eksikle ona erişmek için vazgeçtiğim meme dokum yüzünden belki anne olmanın benim için en önemli anlamlarından biri olan emzirme güzelliğinin eksikliğiyle. Bebeğimi mamayla beslemek zorunda kaldım. Çoğu zaman onu emziremediğimden sadece alıp göğsüme yatırırdım sırf birbirimizi hissedebilelim diye.

Yaşanan bunca süreç içinde içimde hep bir ukde olarak kalacak onu emzirememek ama ona sahip olmanın verdiği mutluluk çoğu zaman bu eksikliği arka plana attırıyor.   

          2.      Hikâye;

Kadın kadınayız salonda ve memelerimiz bize düşman! O anda biz de memelerimize düşmanız. Ama bu ortak düşmanlık kadınlar arasında kardeşlik yaratıyor. Sohbet ediyoruz.

 "Benimkinde bir şey yok, normal kontrolüme geldim." türü, ama aslında "Ben kanser olamam. Kanser başkalarının başına gelen bir şeydir. Benim başıma gelmez." içsesli sohbetler bunlar. O ekranda gözükecek minicik ama yoğun kütle hayatımızı değiştirebilir. Sevmiyoruz o kütleyi. Nefret ediyoruz kanserden. Ama kanserden nefret ettikçe, o salonda başka türlü kolay kolay bir araya gelmeyecek kadınlarla ortak noktamızda buluşuyoruz.

Memelerimiz var bizim! Kimimizin göbeğine kadar sarkmış, yaşlı ve çok çocuk emzirmiş, kimimizin bebek ağzı değmemiş… Çocuğumuz sarıldığında dünyanın en güven verici yastığı olan, kimi gün dolmuş ama akamayan süt bezleri yüzünden acı içinde olan, kocamızın, sevgililerimizin taptığı memelerimiz var bizim. Çok seviyoruz memelerimizi. Sutyenlerimiz var bizim! Bir organ için yaratılmış en işlevsel ve en süslü kıyafet sutyen olsa gerek. Dantelli, renkli, ince askılı, kalın askılı, toparlayan, dikleştiren bazen de tamamen süs için yaratılmış; arada bluzumuzdan göründüğünde karşımızdaki erkekte dokunma hissi uyandıran, bazısına iç çektiren, giydiğimizde bizde güven uyandıran, "modern çağın zırhı" sutyenlerimiz var bizim. Çok seviyoruz sutyenlerimizi.

Ama bazılarımızın sutyeninin bir tarafı boştur. O kahrolası kanser almıştır memelerimizden birini. Memesini kaybetmek ilk anda kadının özgüvenini kaybetmesi demektir. Zamanla kadın toparlar kendini ve yaşadığına şükretmeye dönüşür bu kayıp. Kadınlar çok güçlüdür, bilirsiniz. Sutyeninin bir tarafı boş olsa da kadın yine güzel hisseder kendini. Çünkü tek memeli kadınlar da çok güzeldir. Ben "Amazon" diyorum onlara. Bizim şu Karadeniz’deki savaşçı kadınlar gibi… Onlar bir ellerinde kılıç tutarken diğer elleriyle kalkanı daha güçlü tutabilmek için tek memelerini kestirirmiş. Güçlü, güzel, akıllı kadınlarmış. Birçok güçlü düşmanla savaşmışlar ve hepsini yenmişler. Bizim modern Amazonlarımız da kanserle savaşıyor günümüzde. Üstelik öyle savaşıyorlar ki esas kanser korksun bizim Amazonlardan!

               3.    Hikâye;

Eve dönüşüm küçük oğlumun okul dönüşüne denk geldi. Bu şok anını yaşasın istemedim komşuya gönderdim. Evde bağıra, çağıra ağladım önce. İçimi boşalttım. Sonra çocuklarım eve geldi. Durumu kabullenmek için fazla lükse sahip olmadığımı, yaşamımızın alt üst olmaması için kararlar almam gerektiğini anladım. Anlamak ne kelime bu zorunluydu. Bir hafta içerisinde operasyon yapıldı. Tek göğsüm alındı. Operasyon başarılı geçti ve kemoterapi başlandı. Hem çocukları, hem benim için zor bir dönemdi. Onları rahatlatmak ayrı bir çaba gerektiriyordu.

Ben giyinirken küçük oğlum odaya ansızın girdi ve benim tek mememin olmadığını görünce dondu kaldı. Hiçbir şey yokmuş gibi davrandım. Giyindim. O da bir şey sormadı. Şoku atlatamamıştı ki sorabilsin. Babası öldüğünden beri birlikte uyuyorduk. Mememi tutarak uyurdu küçüklüğünden beri.

Gece yatağa girince, "Olgun sana bir şey söyleyeceğim sakın abine söyleme ama" dedim. Meraklandı. "Doktorlar mememin birini kesilmesi gerektiğini söylediler. Ben de onlara birinden Onur diğerinden Olgun süt emdi, Olgun’unkini kesmeyin sakın. Abisininkini kesin dedim" diye söyleyince çok sevindi. Zaten kıskandığı abisinden küçük bir intikam almış oldu. İyice yanıma sokuldu, asla abisinin sahip olamayacağı, kendisinin olan tek mememi tutarak uykuya daldı.

              4.    Hikâye;

Artık hastaneden çıkıp evime gelmiştim. Lenf suyu toplanmasını engellemek için verilen egzersizleri bir hasta edasıyla değil de müzik eşliğinde dans ederek yapıyor ve eğleniyor ve eğlendiriyordum. 15 gün sonra yaram da iyileşmişti ve artık denize girebilecektim. Bu benim için çok önemliydi.

Sıra gelmişti göğsümdeki boşluğu doldurmaya; önce çok para verip silikon aldım. Fakat kâfi gelmedi her giyecekle kullanamıyordum. Kalıp çıkarıp bir sürü göğüs yaptım. Bunlarla da eğlenmeye başladım. Ben bazen amazon kadın rolüne giriyordum, bazen de dört tane göğsü olan zengin kadın oluyordum, bazen de giyinirken "mememi gören var mı?" diye çevremden yardım isterken, onların da hastalığımla barışık olmalarını sağlıyordum.

Hastalığımı hiç bir zaman saklama gereğini görmedim. Onu sıradanlaştırmak hayatımı daha kolaylaştırdı. Ailem ve çevremden moral beklemek yerine ben kendi moralimi yüksek tutarak onlara hastalığımı yaşatmadım. Öyle ki denizden çıktığım zaman sudan ağırlaşan yapay göğsümün suyunu sıkmam benim için o kadar normaldi ki...

Bir gün bir kız çocuğunun beni izlediğini fark ettim. Göz göze geldiğimiz de "Teyzeciğim, niye senin göğsünden su çıkıyor?"diye sordu. Ben de ona "Bazı göğüsler özeldir. Süt yerine su toplarlar." dedim.

             5.    Hikâye;

İnsan tedaviler sonrasında görsel değişikliklere daha fazla takılıyor fakat gerçekten her şey öyle güzel oluyor ki.. Saçlarım yokken şampuan reklamlarını gördükçe çok üzülürdüm gizli gizli ağlardım şimdi öyle gür ki saçlarım şampuan reklamları için tekliflere açığım ;)

Göğsüm için üzülürken ise okuduğum bir röportaj imdadıma yetişmişti ; "herkesin iki göğsü var, asıl ilginç olan bir tane olması, diğeri ilginç değil ki..."

Bu hikâyeler gerçek.

Kanser olmuş kadınların yaşamlarından alıntılar.

Hiç kimse eksik olarak yaşamaktan mutlu olmaz.

Bu bazen bir meme, bazen bir kol, bazen bir bacak, bazen bir göz olsa da eksik organın yerine koyduğu yeni organ oradaki boşluğu kapatsa da içindeki boşluğu kapatamaz.

Kendini iyi hissetmenin bir yoludur protez taktırmak, silikon yaptırmak. Ama gerçekte ne kadar iyidir, ya da ne kadar eksiktir bunu kimse bilemez.

Yani hiç kimse Lale Devri senaristlerinin Zümrüt karakterine yazdığı repliklerdeki gibi göğüs büyütme için vesile olarak görmez memesinin alınmasını. Ya da kaybettiği bacağını, kolunu.

Kanadalı müzisyen Jane Fiel’in "Fishing is Free" (Balık Tutmak Bedava) şarkısında söylediği gibi;
Eee, sakat olmak istemez miydin?

Sakat olmak, daha iyi bir yaşam sağlar.
Koltuk değnekleri, beyaz bastonlar, bacak demirleri, tekerlekli sandalyeler
yarışlara bile katılabilirsin.
Benim gibi olmak istemez miydin?

Sağırların işaret dili var,
körlerin köpekleri,
sadık, güvenilir kılavuzları yanı başlarında.
Eee, herkesin var bir günahı, bizimse araçlarımız var.
Ah, bizim imtiyazlı yaşamlarımızı kıskanmıyor musun?

Denilince; Kim "evet kıskanıyorum, bana da bir protez, bir slikon, bir değnek, bir sandalye ver" der?...

Öylesine imtiyazlı yaşamları/mız var ki memelerini kesip yerine yeni meme, kol, bacak yaptırıyorlar.

Ne mesaj ama….

Memelerden başka bir de köylü olmak meselesi var ki o da başka komedi...

Atatürk'ten başka kimsenin değerini bilmediği köylülerimiz, şehirde yaşayanların gözünde cahil, şehirde okuyan çocuklarının gözünde zamana ayak uydurmamış, üniversite hocalarının gözünde çöplük, partilerin gözünde kolay kandırılabilen seçmen, Aysun Kayacı'nın gözünde kendisinin yarısı oy hakkına sahip olması gereken, Bülent Arınç'a göre terbiyeli olması gereken, RTE'ye göre anasını alıp gitmesi gereken, Demet Akalın'ın gözünde alkışlamayan moron, sözde aydınlara göre bir çuval kömüre oyunu satan olmak olan köylülerimizin "Lale Devri" dizisi senaristlerinin gözünde ne olduğunu yazdıkları repliklerden anlayamıyorum. Zira her bölüm aşağılamaktan geri durmayan replikler yazıyorlar köylülerimizle alakalı ama ben yine de ne düşündüklerini ya da düşündürmek istediklerini anlayamıyorum…

Yerdikleri köylüler kadar taş düşsün senaristlerimizin başına birde tabii taş gibi içi süt dolu memeler…

Deniz Yıldızı dizisi de eleştirdiğim diziler içindeydi… Allahtan RTÜK de fark edip uyarıda bulunmuş diziye. Umarım Lale Devri dizisine de en kısa zamanda bir uyarı gelir de senaristler kalemlerini toparlar, kadın olduklarını hatırlarlar…

Yoksa ortada ne süt veren anneler kalacak, ne de memenin kıymetini bilen insanlar…

oyatekin@gmail.com

Kaynaklar;

Harekete Geç Hikâyeni Gönder

Sabah Gazetesi

Not: Burada yazılan tüm yazılarım elektronik imza ve zaman damgası güvencesi altında yasal hakları korunmaktadır. Hiçbir şekilde basılı ya da elektronik bir ortamda (CD, Internet vs.) kaynak gösterilmeksizin kullanılamaz.

Yüksel ÖNAÇAN bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bu konularda toleranslı Batı'da bile pek çok filmin gösterilmesi yasaklanmıştır. Ne var ki bizde böyle bir yasaklama hatta sansür konsa bazı kısımlara, bazıları önayak olup, toplumu sokağa dökerler. Sebep olarak da irtica çanlarının geliyor olduğunu, laikliğin elden gittiğini, özgür sanat ve düşüncenin ortadan kaldırılmak istenildiği ile ilgili renkli pankartlar sergilenir. Mükemmel bir paylaşımdı. Teşekkürlerimle saygılarımı gönderiyorum.

Yüksel ÖNAÇAN 
 12.12.2011 5:45
Cevap :
Ah evet özgür sanat. Bizim ülke olarak sorunumuz bu zaten. Özgürlük ve serbestliği birbirine karıştırıyoruz. Serbest olma uğruna da özgürlüğümüzü yitiriyoruz. Katkınız için teşekkürler. Selamlar, saygılar…  12.12.2011 12:19
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 295
Toplam yorum
: 561
Toplam mesaj
: 15
Ort. okunma sayısı
: 3635
Kayıt tarihi
: 01.10.06
 
 

Milliyet Bloğa nasıl geldim ve nasıl yerimi aldım bilmiyorum. Sanırım uzun yıllar okuduğum bölüml..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster