Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ağustos '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
379
 

Kanser katilleri

Kanser katilleri
 

İnşallah bir çoğunuz için, hiçbir şey ifade etmiyordur bu başlık ama maalesef beni derinden etkiledi. Yazıma resim bulmak için araştırdığım sayfalarda okudum bu başlığı ben. Bazı felaketler, sadece duyulur. Duyulduğunda üzünülür ama gündelik hayatta unutturuverir insana yaşamın akışındaki diğer telaşlar.

Bir aydır, bir çaresizliğe tanık oluyoruz iş yeri olarak. Herkes seferber, araya sokulabilecek tüm hatırı sayılır kişiler sokuldu ama bir tek, yanımızda iki buçuk aydır çalışan ve de hastalığının bir çok belirtilerini gözümüzün önünde yaşamış bir arkadaşımız tedavi görmek için hastaneye sokulamadı.

Sözünü ettiğim hastalık; kan kanseri. Yazarken bile tüylerini ürperten cinsten bir illet insanın. Öyle harfleri yan yana getiriyorsunuz ki söylemek için; kulağın duyduğu ses, o derece korkunç. Tedavisi beş altı ay sürüyor ama mümkün. Bu sırada, hastanın son derece steril şartlarda bakılması gerekiyor. Tedavisiz geçirilen her dakika, alınan riskin herhangi bir ölçütü yok. Söz konusu bir can, bir hayat.

Ve işte bu canın suratına baka baka söylenen şey ise belki de hastalıktan bile daha çok tüylerini ürpertiyor insanın: “sizi yatırabileceğimiz yer yok”…yani eşittir; gidin ve ölün. Hastanın haberi yok başına gelenden. O sadece kansızlıktan zannediyor başına gelenleri. On günlük bir yatış olacağını düşünüyor ve de yatmadan önce saçlarına röfle yaptırtmayı…

İstanbul’da bu tedaviyi yapacak fazla hastane yok. Bazı hastaneler, bölümleri olmasa bile, yatak sayıları el verdikçe kabul ediyorlar hastaları hiç değilse dışarıda kalmasınlar diye. Kanser vakaları yüzde iki yüz artmış. Çernobil’in gizlenen sonuçları olduğunu söylüyor bu konu ile bağlantısı olan insanlar. Hani gözümüzün içine baka baka çaylarını yudumlayanlar var ya kendileri de o zamanki koltukları uğruna bu kandırmacaya alet olmuş bakan insanlar; vicdanları rahat mı acaba? Çevresinden hiç mi yakalanan yoktur bu berbat hastalığa? Bu kadar ucuz mu hayatımız gözlerinde? Gözleri, gözlerimizin içine çekilmeden, dosdoğru bakabilir mi ki acaba?

Doktor olmak da hasta olmak kadar zor olmalı bu ülkede. Canı yanan, acıyan ailelerin yüzlerine baka baka; “ kızınız, babanız, oğlunuz, kocanız, karınız ya da herhangi bir yakınınız çok hasta ama bizim ona bakacak gücümüz, donanımımız yok ülke olarak. Bir tanıdık bulup, hastaneye giriş yapabilmenin yollarını arayın” diyebilmek mi daha zordur yoksa sonu gelmez tıp eğitimini başarı ile bitirebilmek mi?

Özel sigortası olmalı insanın dedim bir kez daha kendi kendime ama öğrendim ki o da çözüm değilmiş meğer. Bu tür hastalıkların masraflarını, bir yere kadar karşılıyormuş özel sigortalar da. Birazdan okuyacaklarınızı da ben duyduğumda şok oldum. Aile kesin yanlış anlamış olmalı dedim. “sizi yatıracak yerimiz yok ama yeni kurulan bir hastanenin boya badana işleri bitemedi bir türlü. Tamamlayın, size oda verelim”…bu da aileye sunulan tekliflerden biri. Arkadaşın babası şaşkınlık içinde anlattı bana. “yanımda tanıdık bir usta var kızım; şimdi götüreceğim de bir baksın ne yapılabilir oraya?” Bu tür şeyler, sadece Ayhan Işık ve Belgin Doruk’un başına gelmiyormuş meğer. Hayat bazen, en komik bulduğumuz senaryoların bile önüne geçebiliyormuş anlamsızlık olarak.

Yani kısacası, hastalanmadığımız ve sağlıkla uykuya yattığımız her gün için sonsuz şükretmek lazımmış ülkemizde onu anladım. Sırtımı dayayabileceğim hiçbir güç olmadığını anladım maalesef. İş yerimden, ailemden, arkadaş çevremden ve de bilmem kimin tanıdığı bilmem neredeki profesörden başka medet umacağım hiç kimsem yokmuş.

Bugünkü gazete manşetlerini incelediğimde tüm bu yazdıklarımı bir kez daha düşündükten sonra; acaba gerçekten hayatta kalabilmek için birileri bizi kovmadan gitmek mi lağzım buralardan diyorum şimdi. Çünkü; o birileri, cevap yetiştirmek uğruna, bir çok çaresiz hastanın derdine çare bulamıyor. Trafikten, eğitimden, sağlıktan ve daha bir çok doğal vatandaşlık haklarımızdan yararlanabilmemiz için tam kapasite çalışamıyor. Bizleri, icraatları ile inandıracaklarına; alenen kovmakla tehdit ediyor.

Yazarlar, başımızdakiler, başımıza çıkamayanlar ve de bizler sürekli didişiyoruz. Benim arkadaşım ise haftalar sonra ancak hatırlı bir tanıdık sayesinde bu sabah yatabildiği hastane yatağında, canı ile uğraşıyor. İnşallah geç kalınan bir şey yoktur onun adına zira başka şeyler adına o kadar geç kalınıyor ki…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ne denir ki bu durumda. Bir yılda iki kez yaşadım bu durumu...Ölmek üzere olan hastamın kapı önüne konuluşu ve elimize tutuşturulan bir katvizitle...İstediğimiz sadece ölüm anına kadar ağrılarının dindirilmesiydi oysa... Fakat Ferdi'de amacımıza ulaştık. O steril bir ortamda mücadele etti ve naklini oldu. Ama bence O çok şanslıydı bu ülkede yaşayan biri olarak...Selamlar.

Deniz 
 23.08.2007 12:40
Cevap :
Bazı şeyler, gerçekten de yaşamadan anlaşılamıyor. Yok saymak değil belki ama gene de yanıbaşımızda olmayınca çaresizlikler, her şey yolundaymış ya da en azından idare edibilecekmişiz gibi geliyor. Oysa ki hayat çok fazla zorluklarla ve de imkansızlıklarla dolu. Tedavisi olduğunu bile bile sırf maddi yetersizlikten, göz göre göre nice canlar gidiyor. Acılarınıza ben de çok üzüldüm. İnşallah diğer hastanız için her şey yolunda gider. Sevgiler.  23.08.2007 12:56
 

Bu kelime, kanser gibi bir hastalık karşısında yetersiz kalıyor.Umarım arkadaşınız tedaviye cevap verir ve eski yaşantısına bir an önce döner.Kanser, denilen bu illet hastalığın artmasınsda ki en büyük etken sizinde belirttiğiniz gibi makamlarımdan olmamak için utanmadan sıkılmadan,ekran karşısına geçip çay içenler o zamanlar gerçekleri söylemek cesaretini gösterebilselrdi en azından önlem alınırdı. Sevgi ve Selamlarımla

Işın Çavdar 
 23.08.2007 12:07
Cevap :
Hatırlarsanız, o çaylar kendilerinin de canını yakmıştı...İlginize teşekkürler.  23.08.2007 12:57
 

Umarım arkadaşınız bu süreci atlatır.Çünkü kan kanserinin bir çok alt grubu var.ALL,AML,AAL,KLL,KML...bu saydıklarımı bilenler bilir.Ben KML mücadelesini hastanede 7 ay yaşam mücadelesi verdikten sonra 13 şubatta kaybettim abimi.Yüreğimin ve ömrümün yarısı bu yedi ayda gitti.Çok zorlu ve yorucu bir süreç bu.El birliği ve moralle üstesinden gelir umarım.Yapabileceğimiz bir şey olursa lütfen ulaşın(kan grubum B+,kan,trombosit verebilirim).Selamlar,saygılar.

Ahmet AYDIN 
 22.08.2007 19:12
Cevap :
Yorumunuzun samimi her bir satırı için çok teşekkürler. Yaşamış olduklarınızı hissedebilmek imkansızdır muhakkak. Allah size sabır ve de sağlıklı bir hayat versin inşallah. Bizden bir talepleri olur ise muhakkak sizinle paylaşacağım. İlginize teşekkürler.  23.08.2007 0:02
 

Umarım, geç kalınmamıştır ve umarım artık birileri adres göstermek yerine görevlerinin, temel yaşama haklarının tüm TC nufus kağıdı taşıyan fertlere eşit olarak sağlamakla mükellef olduklarını hatırlarlar.Umarım.

Engin Allı 
 22.08.2007 18:22
Cevap :
Ben de maalesef ancak umuyorum arkadaşım.  22.08.2007 18:40
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 7
Toplam yorum
: 15
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 384
Kayıt tarihi
: 30.06.07
 
 

Anneyim, sevdim, sevildim, terk edildim, kavga ettim, ben de haksızlıklar yaptım en az bana yapılanl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster