Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Nisan '17

 
Kategori
Genel Sağlık
 

Kanserin sıklığı ve en çok rastlanan kanser tipleri nelerdir?

Kanserin sıklığı ve en çok rastlanan kanser tipleri nelerdir?
 

Kanser nedir?

Kanser bir organ veya dokudaki normal hücrelerin günün birinde vücudun aslında çok hassas olan denetim mekanizmaları ve bağışıklık sisteminin kontrol ve gözetiminden kurtulup  aşırı çoğalmaya ve başka organ ile dokulara yayılma potansiyeli kazanmaya başlamasıyla ortaya çıkan hastalıkların genel adıdır.
 

Kanserin sıklığı ve en çok rastlanan kanser tipleri nelerdir?

Sigorta şirketlerinin zorunlu tutması nedeniyle uzun yıllardır çok titiz kayıtların tutulduğu ABD’de her yıl yayınlanan kanser istatistiklerine göre 2016’da bu ülkede 1.685.210 insan kansere yakalanmıştır. ABD’de Kadın ve erkekte en sık görülen ilk 5 kanser tipi şöyledir:
 

Kadın                   

Meme  yüzde 29          

Akciğer yüzde 13        

Kolon  yüzde  8              

Rahim  yüzde 7                    

Tiroid  yüzde 6        
 

Erkek

Akciğer yüzde 21
 
Prostat yüzde 14
 
Kolon yüzde 8
 
Mesane yüzde 7

Mide yüzde 6                                
 

Ülkemizde ise kanser kayıtları son 10 yılda daha düzenli tutulmaya başlanmıştır. Bu yılın başında Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nca yayınlanan kanser istatistiklerine göre Türkiye’de her yıl 163.500 insan kansere yakalanmaktadır. Yani günde yaklaşık 450 insanımıza kanser teşhisi konmaktadır. Ülkemizde kansere yakalanma riski nüfusuna oranladığımızda  neredeyse ABD’nin yüzde 40’ı kadar görünmekte. Ülkemizdeki sıra daha farklı olarak şöyledir:

Kadın                                 

Meme yüzde 24,9         

Tiroid yüzde 12                    

Kolon yüzde 8                        

Rahim yüzde 5,4                  

Akciğer yüzde 5        
 

Erkek

Akciğer yüzde 21,1
 
Prostat yüzde 12,7
 
Kolon yüzde 9,3
 
Mesane yüzde 7,7
 
Mide yüzde 5,9
 
 
Kanser artıyor mu?

Evet, kanser ürkütücü bir hızda artıyor. Uluslararası önemli kurumların projeksiyonlarına göre 2030-2035 yıllarında, yani önümüzdeki 15 yıl içinde dünyadaki kanserli hasta sayısı günümüzün iki katına çıkacak gibi görünüyor.

Kanser genellikle ‘yaşlılık hastalığı’ kabul edilir. İnsanın ortalama yaşam süresi 150 yıl öncesine göre neredeyse 2 katına çıkmıştır ve bu kanserdeki artışın kuşkusuz önemli bir nedenidir. Ancak salt yaşlanmanın dışında birçok faktör sayılabilir ki şüphesiz en başta insanın kendi yarattığı nedenler gelmektedir. Örneğin neredeyse tüm kanserlerin üçte birinden sorumlu olan sigara; keza yüzde 20’si kadarından sorumlu obeziteyi de katarsak yüzde 50 nedene ulaşmış olduk bile. Ve bu yüzde 50, tamamen ortadan kaldırılabilir bir orandır. Unutulmamalı ki en etkili ve en ucuz tedavi o hastalığa yakalanmamakla mümkündür, bu yüzden koruyucu hekimlik kanserde çok önemli bir yer tutar. Keza bir kısmı yine insanın elinde olan bir kısmı da insanın proaktif davranmasıyla uzak tutabileceğimiz faktörler içinde şunları sayabiliriz:

-Kansere neden olan bakteri ve virüslere karşı korunma, tedavi ve aşılanma,

-Hijyen teknikleri içerisinde ‘endüstriyel hijyen’ diyebileceğimiz iş ortamından edinilen kanserlere karşı korunma yöntemleri çok önemlidir.

-Her türlü radyasyona karşı koruyucu önlemler. Bu grupta ancak kaza ile maruz kalınabilecek nadir iyonizan, yani nükleer radyasyondan daha sık hayatımızda olan iyonizan olmayan radyasyon yani ‘elektromanyetik radyasyon’ dediğimiz bir kavram. Örneğin cep telefonları ve diğer elektronik ekipman ve küçük ev aletlerinin yaydığı radyasyon doza ve süreye bağlı olarak kansere neden olabilmektedir.

-Erken saptanabilen bazı kanserlerin tarama programlarına düzenli katılmalı ve ailesel bir kanser yükü göz çarpıyorsa, onkologla genetik kanser yükü konusunda araştırmalar başlatılmalıdır. Bazı genetik yatkınlık taşıyan hastalar önleyici tedaviler artık standart kabul edilmektedir.

-Düzenli yapılan check-up’lar ile örneğin diyabet, iltihabi barsak hastalıkları ve mide ülserleri gibi kansere götürebilen hastalıkların tedavisi kansere karşı önemli bir koruma sağlayacaktır.

-Uykusuzluk ve stress bağışıklık sisteminin en önemli düşmanlarındandır. En geç gece yarısı ışıksız bir odada uykuya başlamalı ve 7.5 saat düzenli uyumalıyız. Stresle başa çıkma yöntemleri geliştirmeli; kronik stres nedeni olan faktörleri hayatımızdan çıkarmalıyız.

-Sigara ve tütün mamulleri asla kullanılmamalı.

-Herkes ideal kilosuna ya da ona yakın değerlere inmelidir. Kabaca ideal kilo, boyunuzun son iki rakamıdır. Üç aşağı beş yukarı bu rakamı yakalamalıyız. Bunun için sağlıklı bir diyet ve düzenli spor yapmak yaşam sitilimiz olmalıdır. Unlu ve şekerli gıdalardan uzak durulan, Akdeniz tipi diyet ve haftada yarım kiloyu geçmeyen et tüketimi temel diyet prensibi olmalıdır. Toplum olarak iyi tarım uygulamalarını desteklemeli; organik ürün talep etmeli, katkı maddeleri ve GDO içeren ürünlerden uzak durmalıyız. Her gün yapacağımız 30 dakikalık tempolu yürüyüş bağışıklığımıza inanılmaz katkı sunacaktır.

-Ozon tabakasının incelmesiyle birlikte daha fazla ultraviyole ışığına maruz kalan dünyamızda beklenildiği gibi cilt kanserlerinde özellikle de ‘melanoma’ denilen cilt kanserinde belirgin bir artış göze çarpmaktadır. Özellikle yazın saat 11-15 arasında mümkünse güneşe çıkmamalı ve özellikle sarışın ve ben ile çilleri fazla olan insanlar yüksek koruma faktörlü kremler kullanmadan dışarıya çıkmamalıdırlar.
 

Kanser tedavisinde son yenilikler nelerdir?

Tıbbın diğer dallarına göre en büyük araştırmalar kanser üzerine yapılmaktadır. Bunun sonucunda inanılmaz bir bilgi birikimine ulaşan bilim insanları, 10-15 yıl önce hayal dahi edilemeyecek ilaçlar geliştirmekte; son 30 yıldır tedavilerinde belirgin ilerleme sağlanamamış bazı kanser tiplerinde çığır açan sonuçlar almaktadır.

Bu yeni tedavilerden birisi de “İmmünoterapi” dediğimiz, insanın bağışıklık sistemini yeniden harekete geçiren ya da daha güçlendirerek kanserle mücadele gücünü artıran tedavilerdir. Aslında biz immünoterapinin bazı formlarını uzun yıllardır kanser tedavisinde uyguluyorduk. Örneğin monoclonal antikor tedavilerini lenfoma, kolon kanserleri, baş boyun kanserleri gibi hastalıklarda kullanıyorduk. Ancak diğer bir immünoterapi yöntemi olan immün kontrol noktası engelleyicileri için işaret fişeği sayılabilecek bazı ilaçlar melanoma için devreye girdiğinde bu grup ilaçların neredeyse tüm kanser tiplerinde etkili olabileceğini biz dahi tasavvur edememiştik.

Bugün artık başta akciğer ve mesane kanserleri olmak üzere birçok solid ve hematolojik tümörlerde hastalarımızın kaderlerini değiştirmeye aday bu ilaçların 2 çeşidi; anti PD-1 ve CTLA4 engelleyicileri ülkemizde de yoğun kullanılmaya başlanmıştır.

İmmünoterapide yine son zamanlarda bilim ve teknolojini insanlığa hediyesi olarak kanser aşıları ve ‘onkolitik virüsler’ dediğimiz yapısı değiştirilip kanser tedavisinde savaşçı hale getirilen virüs tedavilerinin yanında, son yenilikler olarak bağışıklık sisteminin bazı kısımlarını yeniden güçlendirip kanser tedavisinde kullandığımız CAR-T cell tedaviler ve TIL/IL-2 dediğimiz özel yöntemler de kullanıma sunulmuş durumdadır.

 

Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Andaç Argon
Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 47
Toplam yorum
: 1
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 81
Kayıt tarihi
: 17.03.17
 
 

Alanında uzman hekimler merak ettiklerinizi anlatıyor. ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster