Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

08 Kasım '10

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1587
 

Kanunsuz suç ve ceza olmaz

Kanunsuz suç ve ceza olmaz
 

resim:Google


‘‘Güvenlik ve adalet işleri ile ilgili usul ve kanunlarda;

kolaylık, çabukluk, açıklık ve kesinlik esas olmalıdır.’’

K.Atatürk

Vatandaşların huzur, güven içinde yaşamasını,

Birbirleriyle ilişkilerini sağlar hukuk kuralları.

Devletin yapısı ve ilkeleri, toplumun ihtiyaçları,

Çağın gerekleri şekillendirir onları.

Hukukta anayasa, kanun, tüzük, yönetmelik,

Yazılı olup hepsi s i s t e m a t i k.

Bir zamanlar kanunlarıyla ünlüydü Osmanlı,

Gerilemede her şey gibi hukuk da çok başlı.

Kurtuluş için yapılan demokrasi hareketleri,

Hukukta hep azınlık ve yabancıları gözetmişti.

Toplum çok mezhepli, Mecelle Hanefiydi,

İçtihat kapısı kapalıydı III. asırdan beri.

Oysa Kur’an-ın lafzı statik, anlamı dinamikti.

Çağın koşulları ve topluma göre uygulanabilirdi.

“Kanunsuz suç ve ceza olmaz!” ilk ilkeydi,

Mevcut örfi kanunlar çok gerisindeydi.

Kadın haklarına hiç önem verilmemişti,

Toplum mimarının kanunda yoktu değeri.

Türkiye Cumhuriyeti millî, çağdaş, lâikti,

Huzur için hukukta da sağlamalıydı birliği.

I

Anayasa

Savaş ortamında yetersiz kalınca Kanun-u Esasî,

20 Ocak 1921’de hazırlandı Teşkilât-ı Esasî.

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindi,

Yasama, yürütme, yargı yetkileri meclisindi.

Savaş ortamı gerektirdi Kuvvetler Birliğini,

Kararların hemen alınıp, uygulanması önemliydi.

Padişahın durumu etkiliyordu yeni rejimi,

Yetkiler mecliste olduğundan adı Meclis Hükûmeti.

Yeni anayasa billurlaştırdı inkılâbın ilkelerini,

Kuvayı Milliye ruhuna resmi bir kimlik verdi.

23 maddeye ayrı bir madde ekli idi,

İki aşamaya dayalıydı seçim sistemi.

Zaferin kazanılmasında büyüktü etkisi,

Cumhuriyet’in ilânıyla gördü ilk değişikliği.

I.maddeye devletin rejimi eklendi:

“Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.”

1924’te başlayan yenilikler değişimi gerektirdi,

20 Nisan’da kabul edildi ikinci Teşkilât-ı Esasî.

Devletin demokrasi ilkelerine değer verildi,

Bireyci, hürriyetçi, hukukî, siyasî ideoloji etkiliydi.

Millî egemenlik, tek meclis temel ilkeydi,

Meclisten parlâmenter hükûmete bir köprü idi.

Yumuşak bir kuvvetler ayrılığı özelliğiydi,

Milli egemenlik ve meclisin üstünlüğünü geliştirdi.

Ayrı bir önem taşıyordu kamu hürriyetleri,

Sonraki yıllarda çok değişiklik geçirdi.

1928’de lâikliğe aykırı kararlar kaldırıldı.

1931’de seçim yaşı 18’den 22’ye çıkarıldı.

1934’te kadınlara seçme-seçilme hakkı tanındı.

1937’de altı ilke, toprak reformuyla donatıldı.

II

Medenî Kanun

Hukuk düzeninin temeli Medeni Hukuktur.

Devlet lâikleşirken kanunlarda olmalı uygun.

Borçlar, aile, miras, kişilerle eşyalar arası mülkiyet,

Kişilerin birbirleriyle yaptıkları çeşitli işlemler,

Gelişmelerden çok etkilenip değişim istiyordu,

Her devletin Medeni Hukuku’nu oluşturuyordu.

Fransız İhtilâli’yle gelişti bu hukuk Avrupa’da,

Lâikleşmek isteyenler başladı örnek almaya.

Aynı dinden olmadığı halde başvurup Almanya’ya,

Kısa sürede uygarlıkta ilerledi Japonya.

Osmanlı Devleti’de Mecelle adlı kanunu yaptı,

İnsanlarla eşyaları kapladığından etkisi azdı.

Birkaç borç ilişkisi de vardı içinde,

Ama çok yetersiz kalıyordu yeni devlete.

Yargılama yöntemleri de pek ilkeldi,

Kadı tek yargıç olup keyfi hareket ederdi.

Yabancı uyrukluları kollayan kapitülasyonlar,

Hukuk birliğini bozup, çöküşü hızlandırdılar.

Hukuk birliği temellerindendi millî devletin,

Medeni Kanun çok gerekliydi Türkiye için.

İsviçre Medeni Kanunu öncekilerin sentezi,

Açık kavramlar, pratik, akılcı çözüm özelliği.

Borçlar Kanunu ile çevirildi Türkçe’ye,

1 Ekim 1926’da girdi yürürlüğe.

Türk hukukunu karar ve yorumlarıyla millileştirdi,

Aile hayatına sosyal-ekonomik eşitlik getirildi.

Aile toplumun temeli sayılarak devletçe korundu,

Çocukların iyi gelişmeleri için yükümlülükler kondu.

Tek kadınla evlilik resmi nikahla sınırlandı,

Boşanma hakkı kadına da tanındı.

Kız ve erkek çocuklar arasında miras adaleti,

Kişilerin birbirleriyle ve mallarla ilişkileri düzenlendi.

İtalyan Ceza Kanunu ile kapatıldı yargı boşlukları,

Ticarette Alman Kanunlarından yararlanıldı.

1926’da Kara, 1929’da Deniz Ticaret Kanunu,

Ekonomik ilişkileri rahatlatan bir soluk oldu.

Türk Medenî, Ceza ve Ticaret Kanunları,

Hukuk sistemine çağdaş bir nitelik kazandırdı.

Aile çağdaş ve demokratik kurallara dayandırıldı,

Toplumda mutlu ve güvenli bir dönem başladı.

Cins, ırk, din ve mezhep ayrılıkları kalktı

Hak ve ödevlerde eşit oldu Türk vatandaşları..

Batılıların koruma bahanesiyle Hıristiyanları,

Türkiye’nin iç işlerine karışma imkânı kalmadı.

***

Ayten Dirier : Cumhuriyetin Destanı-III,

Hukuk Alanında İnkılâp

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Bugün özellikle mahkemeler alt tabaka dediğimiz elli milyon Türkiye halkının hiçbir işini görmemektedir. Mahkemelerdeki dosyaları tek tek açıp bakınız. Emekli Dursun’un, manav Kazım’ın, çoban Rıza’nın, öğretmen Seval hanımın, ev hanımı Cemile’nin bir tane dava dosyası yoktur. Ama mahkeme bunların vergileriyle kurulmuştur. Köylü İsmail’in tarlasına komşusu girmiştir. Dava açar. Keşif için hâkim getirecektir. Kendisine süre verilecektir. Duruşmaya katılacaktır. Aylarca belki de yıllarca bekleyecek git gel yapacaktır. Kazanacağı yerden fazlasını harcayacaktır. Ama köylü İsmail için bu artık onurdur. Bu şekilde İsmail’im bir evlek yerini geriye alsa ne olur ki? Oysa hâkim devletin arabasıyla bir günde gider. Tarlaya varır. Tapuları açar. Ölçüm yapar. Tapuda on metre. Şimdi yedi metre. Komşusu sensin. Başka kimse yok. Sen İsmail’in tarlasına üç metre girmişsin. Şimdi aldığın bu yeri ona ver, dese. Köylü İsmail seve seve devletin aracının benzinini karşılasa. Hâkime de Canan hanımın ellerine

Kerim Korkut 
 18.11.2010 7:35
Cevap :
Merhaba Kerim Bey, zaman ve emek harcayarak yazdığınız gerçekçi bloglar için teşekkür ederim. Ne yazık ki durum, blogda anlattığım dönem öncesini aratıyor. Çağdaşlaşmak, yerinde durmadan ihtiyaçlara göre ilerici yasalar çıkarmaktır. ABD anayasası hiç değişmemiş, eklemeler ve çıkarmalarla ihtiyaçlara göre sürekli yenilenmiş, ama hakça ve eşitlik ilkesine uygun olarak. Dilerim biz de o aşamaya geliriz. Teşekkür eder, esenlikler dilerim.  21.11.2010 22:39
 

Bizim bir sendika grevine katılmamız nedeniyle davamız vardı. Televizyon görüntüleri ortada. Kişiler ortada. Gazeteler yazdı. Kimse ben bu toplantıya katılmadım demiyor. Böyleyken dava neredeyse dört yıl sürdü. İşte ben bu sürenin uzamasına isyan ederken ilginç bir şey geldi kulağıma. O zamanlar henüz sanıkların kimlik bilgileri şimdiki gibi faksla falan değil normal postayla geliyordu. Şimdi örneğin sanıklardan birisi olan ben Gümüşhaneliyim. İstanbul’da ikamet ediyorum. Mahkeme benim kimlik bilgilerimi oradan istiyor. İnanamayacaksınız ama mahkemenin istediği benim bu nüfus kayıtlarım Gümüşhane’den İstanbul’a tam 6 ayda geliyormuş. Böyle bir şey olamaz. Umut ediyorum bu doğru değildir. Eğer doğru idiyse ben terk ediyorum bu ülkeyi. Angola’ya yerleşeceğim. Nasıl olur ya? Kimlik bilgileriyle ilgili kâğıdı Gümüşhane’den rüzgârın önüne bıraksanız sürüklene sürüklene bu kadar zamanda yine gelirdi. İşte ilan ediyorum: Yeni düzende o evrak değil 6 ay. Değil 6 hafta, değil 6 gün, 6 saatte ge

Kerim Korkut 
 18.11.2010 7:33
 

Hele şu kritere bakın ya. Tımarhanedeki delilere okuyun onlar bile güler. "Suç işlemek için bir nedenin olup olmadığına da bakılır. "Allah Allah!" Ya herkesin suç işlemek için bir nedeni olabilir... Buna bakılır mı? *Bir de şu şahitlik olayına bakalım. "İki kişinin ifadesi adamı ipe götürür." Eğer şu anda Türkiye'de uygulama böyleyse ben bu kanunu resmen kabul etmiyorum! Ya bir kişinin yargılanmasında insanın şahitliği kabul edilir mi? Adam benim, sizin, hatta kendimin bile farkına olamadığım düşmanım olamaz mı? Tipimi beğenmemiştir. Para almıştır. İnsanların ağzından çıkan sözle beni nasıl mahkûm edersiniz?

Kerim Korkut 
 18.11.2010 7:33
 

Örneğin parası olmayıp avukat tutamayanlara Baronun avukat vermesi gibi. Baronun avukatı sizi ne kadar savunabilir? Adam para almıyor pul almıyor kendini niçin davaya versin ki? Bir üst mahkemeye müracaat ise fakirin, okuma yazması olmayanın takip edemeyeceği kadar zor bir süreç. Fakir insanlarda geçmiş kötü örneklere dayanan korku da vardır. "Ya 10 yıllık cezam 15 yıla çıkarsa " Bu nedenle boynunu bükerek mahkemeden çıkan kararı kabul eder çaresiz haksızca ve aleyhine olsa da. Zengin atını dağdan aşırır, fakir düz ovada yolunu şaşırır her zaman olduğu gibi. Artık "AF KANUNLARI" çıkarılmıyor. Maymun gözünü açtı. Baktılar ki halkta ciddi tepki var genel affın sözünü bile etmiyorlar. Zaten gerekmiyor. Ceza İnfaz yasalarında yaptıkları ufak değişiklerle sürekli insanlar dışarı çıkıyor. Her gün bir sürü suçlu yakalanıyor hapishanelerdeki mahkûm sayısı hep aynı. *Bir de şu iyi halli mahkûmların cazlarını üçte bir oranında düşüren "Ceza İnfaz Yasası"na bakalım. Mafya babalarını, hırsızlar

Kerim Korkut 
 18.11.2010 7:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 214
Toplam yorum
: 1200
Toplam mesaj
: 138
Ort. okunma sayısı
: 5376
Kayıt tarihi
: 03.08.08
 
 

Emekli eğitimci, araştırmacı yazar, şairim. Ülkemin cennet ile cehennemi bir arada yaşadığı bir zama..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster