Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Ocak '20

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
27
 

Kapı- 10. Bölüm

10. Bölüm: Öykülerimden;

Ne idüğü belirsiz Aşk

Aşk denilen ağır yol, gamlı yol, dikenli yol, taşlı yol, yol da yol... İşte bu yolda yol alırken sağa- sola bakınıp, içimi ısıtacak bir sevda çiçeği arıyorken, baharın mis havası içime, gözüme, kulağıma, gönlüme dolup dolup boşalıyorken, O aradığımı gördüm bu yolda...

Ne idüğü belirsiz bu aşk denilen kahpe tutmuştu yakamdan! 

Kalbim varmış. Yeni öğrenmiştim ben. Nasıl da çarpıyordu. Bir siyah saçlı, siyah gözlü birine. Bu birinin diğerlerinden farkı neydi de onun yolundan yürüdüm, gizlice. Oturduğu sokağı öğrendim. Öğrendim evini... Sonra evi bana kafes gibi geldi. O kafes içinde bir kuş... 2-3 saat dolandım evinin etrafında çıkmadı sokağa siyah gözlü kız. İşimi- gücümü unutmak niye? Niye unuttum ben bugün belediye otobüsüne binmeyi... Neden savsakladım işimi...
 
- Usta bugün çok halsizim. Bugün gelemedim...
 
- Ne demek oğlum, zaten çok iş yok dükkanda. Sen dinlen evlat...
 
Halsizim dedim de ben galiba aşık oldum, aşk hastalığına tutuldum diyemedim...
 
Yuva kurmanın yaşı var mıdır. Aşık olmanın yaşı var mıdır. Aşk var mıdır! Varsa kesin olmayanın içindedir. Ben aşka hiç inanmazdım... Ne aşkı...
 
Ama o akşam arkadaşlarımın teklifini kırmadım. Takılalım dedim... Bu akşam da eve erken gitmeyeyim, gece yarısına kadar takılalım. Ama anama haber vermeliyim... Beni bekler akşam yemeğine kadıncağız. Babamın umrunda olmam. Ölsem bir köşede en son haberi olur...
 
Ve sakat kardeşim. O aklımın bir köşesinde olacak. O ve şu ne idüğü belirsiz kız... Belki sarhoş edecekler beni istemeden..
 
O akşam değişik bir mekana gittik 5 arkadaş...
 
***
 
Ertesi gün...
 
Kızın adı Oya... Bende ki şansta bu ya... Kız o gittiğimiz mekanda çalışıyormuş meğer... Çalışsın çalışmasına da o kadar erkeğin gözlerinin onda olması ağrıma gitti... Benim ona aşık olduğumu hiç bilmeyen arkadaşımın da yanımda ona asılması işin cabası...
 
Bana fazla şık kalmamıştı... Ya bu aşkta inat edecek ya da kalbime zincir vuracaktım. Nisan ayı bitmiş, Mayıs ayına girmiştik... O gün işe gitmedim... Ustamdan telefon geldi...
 
- Evlat son zamanlarda işi astın iyice... İyi- hoş çocuksun ama (aslında çocuk değil 33 yaşında gençliği bitmiş, orta yaşlının biriyim ama ustam 70'e merdiven dayadığı için onun öyle demesine hiç aldırmazdım, yetmişinde ama zımba gibi delikanlılara taş çıkartır)    yerine başka biri alırsam şaşırma.
 
- Ustam ev meselesi vardı da... Biraz birikmişim vardı. Ev bakacaktım...
 
Kimi kandırıyordum ki... Cevap kendimi...
 
- Evlat bak sen şu işe, bende ev satacaktım... Ya demessen nerden haberin olacak... Bugün emlakçıya verecektim..
 
- Aman ustam ama ben senin evi alayım desem, bilmem ki. Yani gücüm yeter mi...
 
- Oğlum senle anlaşırım her konuda. Sana daha uygun da veririm biliyorsun. Para o kadar önemli değil... Ama 25.000 TL bir ödemem var acil ödenmesi gereken. Eşe dosta diyeceğime, malıma sözüm geçsin dedim. Bu saatten sonra para arayacak değilim. Banka köşelerinde de uğraşmam...
 
- Ustam böyle telefonla konuşmayalım mevzuyu, bende yaklaşık 50.000 var, fiyatta anlaşırsak maaşımdan kesersiniz de.
 
***
 
Ve üç gün sonra ustamın evini almıştım. Bu kadar çar çabuk ev sahibi olmamın sebebi ise o kızın bana komşu olmasıydı...
 
Evliliğe ilk adım evdir bu zaman da. Şükür kiradan kurtulmuştum ustamın sayesinde...
 
***
 
Ağustos 2013
 
Ve geçmedi kalbimin 'Aşk' çarpması, çarpıntısı... O kız, Oya ile evlerimin yakın olması, onu akşamları görmem kaderin oyunuydu...
 
Aşk tozlu yoldu, sisli yoldu, karanlık yoldu, çamurlu yoldu... Yürüyordum kendi başıma. Ve günü geliyordu artık açılmalıydım ona...
 
Bu ne idüğü belirsiz aşk çarpıntısına bir nokta koymalıydım. Sonu, sonucu ne olursa olsun. O akşam işten erken çıktım... Sanayide çalışıyorsanız akşam 20.00' den önce pek iş bırakmazsınız... Oya'yı yakalayacaktım evinden çıkmadan... İşte bundan sonrasını yazamayacak, şiirre dökecektim...
 
İşte bundan sonrasının şiiri belki de :))   
 
***     
Güzel yarınların kızı,
ben çoban kılıklı aşık,
yarını olmayan belki,
ama kapına gelmişim,
tık tık, karşına dikilmişim...
elimde kurumuş bir çiçek
sana vermedim attım yere,
sende kahkaha atmasaydın
belki o kurumuş çiçek
yeşerecekti elinde...
bir anda muhasebesini yaptım,
bir hızlı dönüşüm vardı geri
sen masallardaki periydin
ne yapacaksın, böyle bir prensi? 
dur, dedin. Durmadım
arkamdan koştun
çektin kolumdan,
_al! dedin,
manalı baktım yüzüne,
o zaman daha da anladım.
ben senin sevgine
sende benim sevgime layık değilsin...
hanımefendi dedim
_ben dilenci değilim...
 
***
 
_ya neye geldin
 
 ne işin var kapımızda? 
sustum, sustum
başımı önüme eğdim
sırf yine gül diye
_seni sevdiğimi söyleyecektim, dedim...
 
***
hatta ben de güldüm
ama sen gülmedin
şöyle bir tipime baktın,
senin neyine sevmek, der gibi
bana öyle geldi
yanılmışım
_yakışıklısın, dedin
özür diledin benden
_ben bu evin hizmetçisiyim dedin
üzerimdeki elbiseler hanımımın...
 
***
sanki güneş bir daha doğdu battı.
yere attığım kurumuş gülü aldım
_madem ki öyle, dedim al
bunu sana getirmiştim...
kız öyle bir gülme gülüyordu ki
dünyalar benim oldu derken
asıl bombayı patlattı,
ve hala kulağımda çınlayan
şu sözleri dedi
_salak, aptal
şaka yaptım, şaka yaptım...
dünyalar başıma yıkılmıştı işte
o güzel yarınların kızıydı....
 
O güzel yarınların kızıydı biliyordum ben bunu. Aslında o güzel yarınların kızı da değildi... O da benim gibi sıradan biriydi... Belki terazinin kefesine koysalar aynı çıkardık. Lakin anladım ki gözleri yıldızlarda. Ve anladım ki ona zengin olsun varsın babası yaşında olsun. Ona aşk yalan... Aşk karın doyurmaz... Bıkmış yaşadığı hayattan, eski elbiselerden.
 
Arabası olsun, villa gibi evlerde yaşasın istiyor... Ah ahmak kafam... Bulursun ya böylesini de kalbim... Aşık olacağın tutar...
 
Özürlü kardeşim (konuşma özürlü)    ile konuştum... Duvarı yumrukladım...
 
Ve beş arkadaş toplandık o gece... Onun çalıştığı yere gittik inadına...
 
Ayrılmıştı işten.
 
Daha yıldızı bol yerde çalışmaya başladı dediler...
 
***
 
Yaramaz o kalbine dedi arkadaşlarım... Hiç bir yaranı kapamaz dediler... Sana kız mı yok dediler... Aşk dediler aşk 'kahpe'
 
Yüreklilerin işi değil. Sağlam yürek işi değil....
 
Aşk bir yoldu, yürümeye çalıştım. Ayağım kanlar içinde kaldı... Kanayan sadece ayaklarım değildi... Sonunu bile bile yürümüşüm meğer. Bile bile ladesmiş bu! ! ! 
 
***
Ocak 2014
Hiç sevmediğim biri ile nişanlandım.... Adı 'Hülya'
Oya oldu Hülya...
 14.01.2014
***
2011 Yılı ve bu güne kadar yazdığım öyküler gün yüzüne çıkıyor işte. Herşeyin bir vesilesi var,
Size anlatmaya da devam edeceğim bir yandan. Verdiğim hayatın içinden olan öykülerimle verdiğim aralar için beni mazur görün;
...
Öyküye devam ediyorum. Ama bu sefer tuhaf bir durum var. Ağlaya ağlaya yazmıyorum bu satırları. Sanırım ağlatan satırlara gelmedik. Ve ağlamak bitti de gül, gülmek mi geldi...
1988 yılı Ekim ayının 25'i doğumlu imiş. Gül...
2007 yılında hayatıma girdi. ' Hayat' oldu bana, yeşertti beni. Elimi tuttu, yüreğime değdi. Gözlerimi güldürdü. Gülmeyen bahtımı tersine çevirdi.
Olmaz zannederdim, oldu!
Çünkü güzeldi. Görücü usulü ile tanımıştım onu. Benim için kör- topal olsa kabul etmem gereken bir şıktı. Zira evlenmem kendi imkanlarım ile zordu... Onlar damat arıyorlardı, ben yuva, huzur!
          ...
Kör- topal ne Allahaşkına:)) 
Kız ay parçası çıkmıştı ve adı gibi güldü... Sene 2007 yılıydı ve Bahadır değil İbrahim yani ben yine hayatın bir kucağına oturuyordum... Bir tohum çatlıyordu içerimde. Olmaz şey başıma gelmışti. Demek çarpmakta olan bir kalbim varmış öylemi?
...
Küçücük ateş yangın olur büyür de,
Yakan beni gözlerin olsun..
Yakan beni sözlerin olsun..
Ey ateş içimde büyüme...
 
Ateşte bazen soğuktur
İnsan gün gelir ateşte üşür-de,
Elini ver elime,beni
Bırakma bir ömür,yanımda üşüme...
 
Anlatamadığını anlatır,
Gül..aşığın haline üzülür de
Islandığımı anlamam...
Yağmur yağar da üstüme..

Diye gidiyordu ona yazdığım şiir, o ise içimde büyümüştü, kök salmıştı... Artık gündüzler onu düşünmekle, geceler onu düşünmekle geçiyordu. Artık kimseler yoktu da bir o vardı sadece... Tabii gül olanda diken olmaz mı? Olmaz olur mu. 

- Bizim oralar tehlikeli, Diyordu, emin misin, istersen düşün. Düşünmeden yürüyordum ben... (DEVAM EDECEĞİM BURADAN )

Leyla Kanat bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 21
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 26
Kayıt tarihi
: 19.03.13
 
 

Yeni yanmaya başlayan bir ateşim, beyaz bir ateşim... Ya gideceğim, ya geleceğim buralardan!! ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster