Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Kasım '20

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
62
 

KAPILAR AÇILDI BİR KEZ

 

Bilgi nasıl kazanılır, merakla elbette. Aşkla merakına sarılanların öğrenemeyeceği ne olabilir diye düşünülebilir. Bu zaman ve imkânlarla doğru orantılı değildir sadece öğrenmek zamanın sağlayacağı ortam ile de doğrudan ilişkilidir.

Zaman zaman örnek verdiğim Türk İslam filozofları beni çok etkilemiştir. Neden bir İbni Sina, Farabi ve aynı şekilde felsefeden tıbba, hemen her konuda fikirleri ille rahat çalışma ortamı olduğu zamanlar Endülüs Emevi’deki fikirsel yoğunluklar ne yazık ki daha sonrasında ne Türk ne de İslam devletlerine o denli uğramamıştır. Hele Avrupa’da başlayan aydınlanma ne yazık ki onlara bizde olmayan birçok şeyi kazandırırken, ticaretle büyüyen sonrasında bilime yatırım yapan bir sermaye ile tanışan Avrupa’da İngiltere bunun semeresini denizlere hâkim olarak kendisini dünyaya kabul ettirmiştir. Duygusallık çağının yerini bilim, bilimin de sahipliğini tüccar yapmaya başlayalı uzun zaman olmuştur. Bilinen şeylere olan güvensizlik belki de o yüzdendir. Çünkü bilim eğer bir araçsa, bilimi elinde tutanlara öncelikle hizmet etmesi esas olması gerekir. Basit bir mantık…

Sıradan insana faydası yok mudur bu bilimin? Elbette vardır. Misal hak dinlerin hiçbirinin cesaretle üzerine gidip kaldıramadığı köleliği yasal olarak bitirmiştir.

Çalışma hayatına bir düzen vermiştir. İnsanlar, bizim gibi insanlar dahi doğal denge düzenin tersine çalışmadan da hayatta kalabilir hale gelmiştir. Bundan elli yıl önce emeklilik anlayışı ile günümüzdeki emeklilik anlayışı değişimini çevremizden izlediğimiz kadarıyla insan hayatına eskiye göre eski ile kıyaslanmayacak bir konfor sağladığı söylenebilir. Bundan otuz yıl önce büyükşehirlerin hali kış mevsimi gelince nice olurdu? Soba dumanlarından göz gözü görmez, neredeyse nefes alınamaz bir hale dönerdi değil mi? Eski zamanlar zordu. Bu bir süreç, gelecek daha da iyi olacak elbette. Elbette dünyada halen temiz içme suyu olmayan, günde bir dolarla beslenen halkların durumu doğudan batıya uzanan bir baskı yaratacağı aşikâr. Neticede bilgi ve sermaye batıdaysa emek, üretim doğuda ve özellikle üç beş ülke vatandaşlarının sırtında olması onları modern zamanların kölesi yaparken, bir yerde bu tepe noktasında toplumlarda değişimlere yol açacağı sürpriz değil.

Gelecekte tüm uluslar paylarını artırmak istiyorlar. Bundan daha doğal ne olabilir denebilir? Öyledir ancak gelecek bilgi üreten çözüm bulan, en rekabet edebilen toplumların kendi kendilerine yettikleri ölçüde ayakta kalabilecekleri bir döneme girilecektir. Bu duruma uygun olarak hazırlanmak, yerli ve milli güçleri birleştirmek, tüketimi kısmak ve har vurup harman savurmak yerine her şeyimizi verimli kullanmamız bir döneme giriyoruz. Sıradan insan için hayat şartlarının tüm dünyada daha da zorlaşacağı farklı bir dönemin kapılarını koronavirüs açtı. Bu kapıdan, bakalım kimler girecek, kimler gidecek? Kimler kalacak? Kimler yok olurken başkalarına yer açacak bilemiyoruz da sanki hiçbir şey eskisi gibi olmayacak?

 

Büşran Betül Kaya bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 1970
Toplam yorum
: 306
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 166
Kayıt tarihi
: 15.10.14
 
 

Bugünün doğrusu yarının eğrisi, dost görünenler düşman ve herşey aslında zıddı olabilir. Büyük ih..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster