Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Kasım '08

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
4464
 

Kapitalizm, Komünizm ve İslam'ın ekonomiye bakışındaki farklılıklar (Son)

Kapitalizm, Komünizm ve İslam'ın ekonomiye bakışındaki farklılıklar (Son)
 

"İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur."


Önceki yazılarda, üç farklı anlayışı, kendi kalemlerinde öğrenmiştik. Bu son bölümde; temel konulardaki farklı anlayışları ortaya konulacak ve her zaman olduğu gibi karar okuyana bırakılacaktır. Batı, İslam’ın 7’inci asırda ortaya koyduğu kurumsal ekonomi anlayışını ancak 17’inci asırda dile getirebilmiştir. Diğer ifadesi ile aile ekonomisinden, toplum ekonomi anlayışını düzenleyen kurallara geçebilmiştir. “Batıda ekonomi hakkında yayınlanan ilk kitap; “Antonie de Monychrétien’in 1615 yılında yayınlanan, ‘Ekonomi Politik yahut Siyasi İktisat’ Kitabıdır.(1)

* * *

Kapital (sermaye) ve kapitalist anlayış;

“Çok söz yalansız, çok mal haramsız olmaz!” Bakalım doğru mu?

-Avrupa’da 16’ıncı asırda dinde reform hareketiyle başlayan dönemde, ortaya yeni bir sınıf çıkar; "Burjuva". Bunlar; Kentlerde yerleşen ve ticaret yapan, girişimci sınıfın adıdır. Artık Avrupa’nın yeni dinamiği bu sınıf olacaktır. Ve de elbette kapitalistlerin ilk babaları;

- Bu yeni sınıfın gayretiyle üretim ve verimlik giderek artacak ve bu doğrultuda artan üretim, işçiye daha fazla ihtiyaç duyacaktır. Ve pek çok köylü (üretici) bu anlayışla topraklarından koparılır, ücret karşılığı kentlerde çalıştırılmaya başlatılır. Böylece sanayinin önemli koşullarından biri olan “mülksüzleşmiş emekçi” Ordusu büyümeye başlar…

Büyüyen bu işçi ordusu, sorunları ile ileride komünist anlayışın oluşmasına zemin hazırlayacaktır.

-Avrupa’da ilk sanayi devrimini yapan İngiltere’nin başarısının altında; özellikle ilk dönemlerde (düşük ücretli) İngiliz emekçilerinin katkısı fazladır.

-Bugün bu ‘sömürü’ anlayışı Çin ve Hindistan’da vardır. Ne ilginçtir ki; Oradaki çok uluslu şirketlerin sahibi ya Avrupalı, ya da ABD’li şirketlerdir. Gerçekte kalkınan kimlerdir? Batı mı, doğu mu?

- “Avrupa’nın sanayi devriminde kullanılan esas sermaye gerçeğinde; sömürgelerinden yaptıkları geniş çaplı yağmalardan sağlanmıştır. Gerek İspanyollar tarafından yağmalanan Orta Amerika altınları, gerekse de İspanyol gemilerini vuran, yağmacıları yağmalayan İngiliz gemileri, Avrupa'ya tonlarca altın taşımıştır. Bütün bunlar 16. ve 17. yüzyıllarda, Avrupa'yı sanayi devrimine götüren süreçleri desteklemiştir.”

-“Hindistan'da 23 Haziran 1753 tarihinde, Fransız birliklerini savaş alanında yenen İngilizler (Plessey Savaşı), Hint-Moğol imparatorlarının devasa hazinesine el koymuşlardı. Bu hazinenin İngiltere'ye taşınmasıyla bu ülke ekonomisinde ortaya çıkan para ve finans olanaklarının, dokuma ve buhar makineleriyle ilgili tüm teknik buluşların 1758-1791 tarihleri arasında gerçekleşmesini açıklamada birincil argüman (delil) olduğu söylenebilir. “

-Özetle; Avrupa’da (işçinin hakkı) sömürü ve (sömürgelerdeki) yağmalar neticesinde oluşan büyük sermaye; daha fazla büyümek için arayışa girer ve çözümü kapitalist (Adam Smith'in) anlayışında bulur.

Peki, kapitalist anlayış İnsanlığa bir yarar sağlamış mıdır?

-“Amerika'nın içinde bulunduğu, kurtuluş savaşı sonrasında ortaya çıkan fakirlik ve sıkıntılı koşulların olumlu anlamda değişmesinde , “serbest ticaret” anlayışının yararlarının olduğu" düşünülmektedir.

- “İngiltere Halkının ve Parlamentosunun uzun bir süre merkantilizmin yararlarına (iktisadi milliyetçiliğin ilkelerine) inanarak uygulamalar yaptığı ve başarılı olunduğu" ifade edilmektedir.

-“Toprağın önemine karşı, işgücünün üstünlüğüne inanılmaktadır.”

-“Serbest piyasa her ne kadar karmaşık ve denetsiz gözükse de aslında sözde bir 'görünmez el' sizi doğru miktarda ve çeşitlilikte üretim yapmak için yönlendirir.” Demektedirler.

“Özel mülkiyet ve girişim özgürlüğü ekonomileri büyütmüştür."

-Kapitalizm; “Avrupa ve kuzey Amerika çıkışlı bir sömürgecilik anlayışıdır. Gösterilen ekonomik ve askeri başarılar sayesinde dünyada kurulan sosyo-ekonomik düzendir...”

- “Kapitalizmin en önemli özelliklerinin başında, sistemin hayatta kalabilmesi için kendini devamlı olarak geliştirmesi, bu gelişmeyi sağlaması için devamlı bir tüketimin ve üretiminin olduğu pazarların olması, bu pazarlar tıkanırsa da sistemin devamlılığı için gerektiğinde yeni pazarların yaratılması gelir…”


Ve devamla denilmektedir ki;

-Kazanmak için; silahta üretilir, kozmetik de, eroin de… Her şey pazarlanır! Mal, para ve in…. Ve ka…. Ve moda… Ve defileler… Ve daha neler neler! Kazanmak için her şey mubahtır… Kazanmak, kazanmak… Kazanmak… Hem de ne pahasına olursa olsun….

-Batı dün kiliseye, cennetten arsa sattığı için kızıyordu! Bugün Kiliseye değil, tüccarına bakalım neler satmaktadır? ( ……) Dileyen boşlukları keyfine göre doldurabilir. Ha Ali Veli… Ha Veli Ali…

-“Batı cephesinde değişen bir şey yok...” İnsanı tanıyanlar ne demektedirler? “İnsanlar (kültürler) kendilerini tekrar ederler.”

* * *

Komünist anlayış;

-"Avrupa’da 16-17 asırlarda giderek artan üretim, beraberinde daha fazla işçiye ihtiyaç duyar. Burjuva (tüccar) kendi toprağında çalışan pek çok köylüyü, üretim yaptıkları yerlerde çalıştırmak üzere kırsal alanlara ve kentlere getirmeye başlarlar. Böylece sanayinin önemli koşullarından biri olan “mülksüzleşmiş emekçi” Ordusu büyümeye başlar. Elbette sorunları da…" Demiştik;

-"Sömürülen (eski köylüler) işçilerin içerisinde bulundukları yaşam şartları ve sorunlarının ağırlığı komünist anlayışın oluşmasına da zemin hazırlamıştır..."

-“ Komünist sistemin isim babaları; sistemin tam kurulabilmesi için bazı aşamalara ihtiyaç duyduklarını belirtmişlerdir. Sosyalizmde bunlardan birisidir. Çok kısa özeti ile bahçe kapısıdır.

-“Sosyalizm de devlet (ve halk adına mülkiyeti) vardır ama komünizm de ortak mülkiyet. Sosyalizm de ordu vardır, komünizmde yoktur. Sosyalizm (önce) bir ülke içerisinde gerçekleşebilir, ama komünizm (sonra) tüm dünya genelinde… Devlet yok, sınır yok, mülkiyet yok. Olan toplumun ortak malıdır...” Denilmektedir.

-Peki, komünistlerin insanlığa bir faydası olmuş mudur? En azından kapitalist ülkelerdeki çalışanların haklarında iyileşmeye katkıları olmuştur.

-Ancak ne yazık ki kendi işçisine bir hayrı olduğu söylenemez. Mum dibine ışık vermemiştir. Yararını bilenler uyarırsa, memnuniyetle ilave edilecektir.

Bir küçük not ilave edilmesi gerekiyor;

-"Öyle ki bu son zamanlarda bile Rusya hükümdarları (başkanları) kendi yanlışlıklarını anlayarak çiftçilere; ziraat yapmak, ev sahibi olmak, sığır, koyun ve tavuk beslemek için onların her birinin bir miktar yere malik olmalarına ve işçilerin, kendi mahsullerini satmalarına, istedikleri şeyi almalarına ve geri kalan paralarını bankaya yatırarak faiz elde etmelerine müsaade ettiler. İşte Rusya’nın bu tutumu, Çin’in onu, "komünistlik yolundan saptı" diye suçlamasına sebep oldu. (2)

* * *

İslam ve ekonomi anlayışı;

-Ekonomi; ne üretmek, ne tüketmek ne de paradır. Sadece ve sadece; hak ve adalete uygun olarak (karşılıklı mal veya hizmeti) değiştirmektir.

-Ekonomi; bireyi, toplumu ve diğer devletleri, dünyayı ilgilendirmektedir.

-Ekonomi; kıt kaynakları adaletli olarak dağıtmak ve insana, çevreye saygılı olarak dikkatli kullanmaktır.

-Birey huzurlu olursa, aile huzurlu olur. Aile huzurlu olursa, toplum huzurlu olur. Toplum huzurlu ise bunu dünyaya taşıyacaktır.

-Dünyanın mutlu olabilmesi; bir kişinin mutlu olması ile başlar. Ağrıyan, çürümüş tek diş en güçlü insanı dahi yerlerde kıvrandırabilmektedir.

-İslam’ın insanla ve onun tüm meseleleri ile ilgili anlayışı tek cümlede özetlenecek olursa; Herhalde bu;

-“Bana kul hakkı (başkasının hakkı ile) gelmeyiniz anlayışında olmalıdır. Bu anlayış, birey ve toplum ilişkisinde de vardır; toplumla diğer devletler arasındaki ilişkilerde de;

-İslam'da her ilişki ve sorun, çözüm aşamasında "karşılıklı rıza anlayışı" kalıbına girmek zorundadır. Çünkü bir Müslüman'ın nihai hedefi; çok mal kazanmaktan öte Allah'ın rızasını kazanmaktır.

Bu kadar geniş ve derinliği olan bir konuyu; yetenek ve bilgim bu kadar toparlamama izin vermektedir. Eksiklerim için okuyanın hoşgörüsüne sığınıyorum.


(1)Prof. Dr. Osman Eskicioğlu, Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi (Yazdıkları güzel makale için teşekkür ediyorum)

(2)Nizam-ı Siyasi ve İktisadî Fi'l-İslam, s.3839. Müellif: Dr. Yusuf Hamid'ul-Alim, Darü'l-Kalem Matbaası, Beyrut, Yıl:1975

Resim;www.burduryesilova.com'dan alıntıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"" İslam anlayışı 1000 yıl medeniyete ve insanlığa huzur vererek rehberlik yapmıştır. "" demişsiniz. suudi arabistadan 20 ci yuzyıla kadar kölelik devam etmiştir. ayrıca kuranda köleliği meşrulaştıran ayetler vardır... nasıl bir saadettir bu?

mustafa mavi 
 12.03.2012 8:52
Cevap :
Değerli Mustafa Mavi, bilirsiniz, her olay kendi şartlarında ve döneminde değerlendirilir. Kuran insanlığa kimi konularda mesaj vermekte ve uygulaması konusunda serbest bırakmaktadır. Trafikte seyrederken trafik ışıklarına ve kurallarına uymadığı için bir kazaya neden olan sürücünün kuralları suçlaması doğrumu mudur? Biz Suudi'leri değil, ancak İslami kuralları konuşabiliriz. Ve "Kuran'da köleliği meşrulaştıran" ayetleri belirtirseniz, aklımız ve bilgimiz erdiğince cevap vermeye çalışırız. Konuya ilginize teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  12.03.2012 13:38
 

Bütün yazılarınızı okudum. Güzel bir inceleme ve araştırma yazısı.Ancak sizinde çözüm bulamadığınız veya yanıt veremediğiniz sorun şu.Üretim araçlarının mülkiyeti.Sizde sonuçta iyi insan veya kötü inana gelip bırakıyorsunuz. Görünen o ki toplumda gelir farklılıkları bugün islam devletleri diye bilinen birçok ülkede kapitalist ülkelerden çok daha fazla var. Eğer mülk edinmede sınır tanımaz ve serbestlik bırakırsanız üretim güçlerine sahip olan insan giderek dahada güçlenir ve güçlenmesi içinde bir sömürü olması gerek.Sömürü olan yerde yani emeğin yarattığı artı değere birileri elde etmeli ki daha da güçlenmeli. Abbasiler de de veya Emeviler de de durum farklı değildi ki.Onlarda tarihsel materyalizm anlayışında birer feodal devlet idiler.Yani bunca yazıdan sonra ne yazıkki bana göre yine başa döndük.Yani çözümsüzlüğe.Saygılar.

Ali İhsan UĞUZ 
 11.11.2008 17:18
Cevap :
Saygıdeğer Ali İhsan Bey, konuya ilginize teşekkür ediyorum. Yazı içeriğinde de belirtmiştim. Karar okuyanındır. Elbette meselelere farklı bakabilecek ve farklı sonuçlara gidebileceğiz. Kişisel kanaatim; insanlığın sorununun paylaşımda düğümlendiğidir. Bunu çözen, çözmüş olan sistem geleceğin dünyasını şekillendirecektir. İslam anlayışı 1000 yıl medeniyete ve insanlığa huzur vererek rehberlik yapmıştır. Halkımız giderek daha fazla okumaya ve araştırmaya başlamıştır. Kendiside elbette doğruları öğrenecektir. Biz çok kısa bir özet de olsa ışık tutmaya çalıştık. Batı medeniyet bayrağını henüz 300 yıldır taşımaktadır ve İnsanlık bir türlü huzura kavuşamamıştır. İnsanlar akıllı varlıklardır. Bir gün kendileri için en uygun olanı uygulamaya koyacaklardır. Sağlıcakla kalınız.  11.11.2008 19:23
 

Batı ayak değdirdiği her yere kıran götürmüş, ardında gözyaşı bırakmıştır. Bugün de Batı Cephesinde değişen bir şey yok. Ellerine geçen her firmamız için yüreğim titrer, Düyun-u Umumiye gelir aklıma. Bir günlük gecikme bile olsa fatura yatırmada, 50 kuruş borcu eklemeyi unutmazlar. Allah bizi şerlerinden korusun. Paylaşım için teşekkür eder, esenlikler dilerim.

Ayten Dirier 
 10.11.2008 20:42
Cevap :
Saygıdeğer Ayten Dirier, Eğer, bir kişinin tek amacı kazanmak olursa, üstelik ne pahasına olursa olsun; işaret ettiğiniz gibi gittiği her yeri yangın yerine çevirecektir. Bilirsiniz, insan inandığıdır. Batı 900 yıl evvel "Haçlı seferleri" adı altında doğuyu yağmalamaya gelmişti. Bugünde ABD (bölgeye) Irak'ta nükleer silah bahanesi ile tekrar gelmiştir. Amaç tekrar yağmalamak. Aradan geçen nerede ise bin yıl. Osmanlı Balkanları 500 yıl, Ortadoğu'yu 400 yıl yönetmiş. Batı bu bölgeleri karıştırmadan nerede ise kimsenin haksız olarak burnunu dahi kanatmadan ve yağmalamadan. Sadece insanların gücüne göre alınan vergi dışında; ne yönetimlerine karışmış, ne dinlerine, ne de yaşam biçimlerine. İnsana şaka gibi geliyor. Ancak gerçek budur. Bu anlayışın temelinde Allah korkusu yatmaktadır. Gücü elinde tutanların yüreğinde Allah sevgisi ve sevgiyi kaybetmeden doğacak korku olmazsa insanı engelleyecek bir neden de kalmamaktadır. Katkınız için teşekkür ediyorum. Saygılarımla.  11.11.2008 7:43
 

Evet..sorunun temeli bu; Parayı mı insana efendi yapacağız, insanı mı paraya..? Maddiyatçı bakış açısı ister istez birincisini yapar, maneviyata öncelik veren düşünce ise ikincisini...Herkes yerini buna göre belirler..Çok yararlı bir dizi oldu..Elinize sağlık..Selamlarımla..

ali açıköz 
 10.11.2008 19:24
Cevap :
Değerli Ali Bey, bilirsiniz, Mısır piramitlerinin altında gömülü bulunan Firavunların yanına harcamaları için önemli ölçüde altın ve değerli eşyalar bırakırlarmış. Bununla beraber derler ki; "Bir paranın temiz olup olmadığını öğrenmek istiyorsanız, harcandığı yere bakınız." Bu pencereden baktığımızda mezarların nerede ise tamamına yakını hırsızlar tarafından soyulduğunu görmekteyiz. Yani; Haydan gelen huya gitmiştir. Dediğiniz gibi; eğer, önceliğiniz ve nihai amacınız para ise, gereği yapılmakta, hatta soygun amaçlı adam dahi öldürülebilmektedir. Yok eğer, önceliğiniz para kazanarak; bir taraftan konfor, bir taraftan inancınız gereği Allah'ın rızasını kazanmak ise; kimseye kendi çıkarınız için zarar veremezsiniz. Bu nedenle söylenmiştir; "Kork Allah'tan korkmayandan". Teşekkürler. Sağlıcakla kalınız.  11.11.2008 9:56
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1080
Toplam yorum
: 2683
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1711
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster